HAFTALARDAN CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI


                                                                   GÖNÜL TAHTINDAN

                          HAFTALARDAN CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI

            Toplumların ve dolayısıyla milletlerin kendilerine özgü bir takım değerlerinin var  olduğu tartışılmaz bir gerçek ve bu gerçeği çoğu zaman dillendirir dururuz.

            Hele de  tarihi derinliği ve kültür zenginliği tartışılmaz, üç kıtaya hükmetmekle kalmamış mensubu bulunmaktan şeref duyduğu İslam'ın bayraktarlığını üstlenmiş bulunan Aziz Türk Milleti'nin birer değeri olan Yaşlılar, Muharip Gaziler, Kutlu Doğum, Camiler ve Din Görevlileri Haftası, Anne ve Babalar, sevgililer adına düşünülen gün ve hafta gibi kendine özgü daha bir çok değerlerinin var olduğunu hep ifade ederiz.

            Biz Aziz Türk Milleti'nin diğer milletlerden çok daha fazla değerleri olduğu ve bu değerlerin ne yazık ki her gün olmasa da zaman içerisinde yaşamak yerine yılda bir yaşayarak basitleştirildiği acı bir gerçeğimiz her yıl bu hafta kutlamakta olduğumuz olmadık methiyeler dizip bir sonraki yıla kadar hatırlamayı unutup sorunları karşısında suskun kaldığımız camiler ve din görevlileri haftası gibi...

            Öncelikle bizde camiler ve din görevlileri adına kutlanan bu haftayı yürekten kutluyoruz.

            Cami, Camiler ve Camilerde görevli Din Görevlileri manevi anlamda önem arz eden değerlerimizdir her ne kadar camiler arzuladığımız ölçüde bilinip değerlendirilmediği gibi amacı dışında değerlendiriliyor, yine bazı din görevlileri de arzuladığımız ölçüde olmuyor ve olamıyor, olan ve olabilenlerin ise laik oldukları şekilde kıymetleri bilinmiyorsa da..

            Evet Cami her ne kadar ibadet yeri yani sadece ve sadece namaz kılmak yeri olarak biliniyor ve değerlendiriliyorsa da aslında öyle değil.

            Camiler ve burada görevli Din Görevlilerimiz; biz inananlar, İslam'ın bayraktarlığını yapmış ve halen daha yapmakta ve kainat var oldukça da yapacak olan Aziz Türk Milleti için vazgeçilmez değerlerdir ve öylede kalacaklardır.

            Cami, kelime anlamıyla Cem olmaktan gelir. Yani toplanma, birleşme bir araya gelip birlik ve beraberlik, bütünlük oluşturma anlamlarını taşır. Manevi olsun beşeri olsun her iki ilmin görüldüğü, tartışıldığı, istişare edildiği yer anlamındadır cami.

            Camiler, namaz kılmak yeri olmaktan öte ilim ve irfanın verilmesi ve sergilenmesi gereken külliye tarzı mekanlardır aslında,

            Cami ve camiler; yıllar öncesi ne olmuş ne bitmiş bilmiyoruz (?) külliye tarzı olmaktan yani üniversite statüsünden çıkarılmış, sadece ve sadece belirli vakit ve zamanlarda ibadet etme mekanları haline getirilerek cem (Bir arada, birlik içinde) olmaktan, ilim yuvası olmaktan uzaklaştırılmış bulunmakta ve halen daha aynı tarzda değerlendirilmektedir.

            Camiler, yukarıda ifade ettiğimiz gibi ilahi olsun, beşeri olsun her iki ilmin adam gibi işlendiği, öğretildiği, eğitiminin verildiği ve bu arada manevi görevlerin bir kısmının da icra edildiği, bir takım konuların meşveretle çözüldüğü bir nevi üniversitedir.

            Tabii ki camiler ilimle beraber birtakım ibadetlerde bulunulacak, minarelerden ezan sesleri yükselecek, minareler İslam'ın simgesi olarak ayakta kalacak.

            Ancak; bir takım çevrelerce kabul edilmese de asıl ibadet yeri yani namaz kılma ve bir takım ibadetlerde bulunma yeri mescitlerdir.

            Allah, emir ve yasaklarını biz kullarına bildirmek üzere ayet ayet indirdiği kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim' de bile namaz kılmak için ifade edilen, belirtilen mekan mescittir, mescitlerdir.

            Bu noktada Yüce Allah'ın kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerimin Yunus Süresi 87. ayetinde evlerinizi mescit edinin, mescide çevirin diye müjdeli emri bile vardır.

            Hatta ve hatta öyle bir zaman geldi ki uyduruk kavramların (Hoş görü, Ilımlı İslam ve gibi) arkasına sığınılarak sanki İslam önce ılımlı değilmiş veya hoşgörü düşüncesinden uzakmış gibi bir algı yaratılıp cami ve camilere namaz kılmak için bir takım malzemeler yerleştirilerek kullanıma sunulup  Hıristiyan inancına uygun hale getirildi.

            Öyle bir hal aldı ki bedava ekmek, yardım kolisi ve gibi bazı kuyruklara girmek üzere hızlıca veya koşarak gidip saatlerce bekleyen insanlar camiye gittiklerinde hasta rolüyle o malzemeler üzerinde oturup namaz kılar oldular ve ne acı ki gerçekten çok büyük mazereti olanların dışında birçok insan halen daha bu hal üzere ibadet etmekte.

            Bu hadisenin çokta doğru olmadığı bilinciyle bu konuda otoriter olup ta sessiz kalanlar varken biz ve gibilerin fazla bir şey söyleme gibi bir hakkımızın olmadığı bazı çevrelerce düşünülebilinir. Ancak kim ne düşünürse düşünsün gerçek ne ise onu söylemek ve dillendirmek gibi bir sorumluluğumuzun var olduğu unutulmamalı.

            Gerçek olan bir husus daha var ki o da din görevlilerinin diğer kamu görevlilerinin dışında farklı görülmeleridir.

            Bu konuda doğruluk payı yok mu?

            Vardır elbet.

            Bir noktada bu durumu kabul etmek lazım.

            Din görevlilerinin üstlendikleri manevi görev gereği  kimlik olarak diğer kurumlarda görevli bulunanlardan bir nebze üstünler denilebilinir kişilik noktası hariç.

            Ancak din görevlilerinin de bir insan oldukları, bir takım özlük haklarının var olduğu, aile, anne ve baba, kapı ve komşu, hısım ve akrabalarına karşı sorumluluklarının bulunduğu ile bunları yerine getirirken bir zamana ihtiyaçlarının olabileceği unutulmamalı istisnai olarak bazı din görevlileri zaman içerisinde istismarcı olsalar da.  

            Bunu niye ifade ettik çünkü netice itibariyle onlarda bir insan, bir değer.

            Bu değerlerimizin diğer insanlar, diğer kamu görevlileri gibi sosyal hayatları vardır ve olacaktır da.

            Bu sosyal hayatlarını icrada zamana ihtiyaç duyabilirler ve duymaktadırlar da. Farklı kurumlarda çalışıp sosyal hayatını yaşamak isteyen veya yaşamak mecburiyetinde kalanlar bir şekilde bir hal çaresi bulabilmekte. Oysa din görevlileri sosyal haklarını ancak haftada bir veya yılda bir ay kullanabiliyor diğer zamanlar kullanma lüksleri olmamakta. Taziye, cenaze, hasta, düğün  ve gibi sosyal yaşantı için idari izin pek mümkün olamamakta. İdari izin mümkün olsa bile manevi hizmette bir takım aksamalar yaşanmakta.

            Şöyle ki cemaat içerisinde olur olmaz bir vatandaşın müezzinlik yapması zarureti doğmakla beraber hatta zamanla cemaatten birine imamet vazifesi bile doğmakta.

            Tabii olarak bu olay çokta hoş bir olay gibi görülmemekte.

            Niçin mi?

            Çünkü o kişi ve kişilerin imamete veya müezzinliğe ne kadar ehil oldukları düşündürücü ve tartışma konusu olmakta.

            Söz konusu din görevlilerimizin sağlıklı bir şekilde sosyal hayatlarını yaşarken cami veya mescitlerde bunların yokluğu hissedilmemeli, olmadık insanların görev üstlenmeleri önlenmeli.

            Buna çözüm olarak tüm camilerde olmasa bile en azından merkez camilerin tümüne iki müezzin, iki imam görevlendirilmeli. Bunların ikisi izinli veya sosyal yaşantı amaçlı olmadıklarında var olan yedeklerin boşluğu doldurma durumu hasıl olmakla beraber yaşanan hoşnutsuzlukta ortadan kalkmış olunur.

            Kur'an kursları ve İmam Hatipler niçin var ve ya niçin her geçen gün yenileri açılmakta?

            Buradan mezun olan binlerce İmam Hatip ve müezzinler nerelerde görevlendirilmekteler ki cami ve mescitlerde bunların yokluğu hissedilmektedir?

            Netice itibariyle madem bazı değerlerimizi değer bilip yılda bir kez dahi olsa anıyor ve yad ediyorsak o halde onların değerini tam anlamıyla bilmek ve gereğini laik bir şekilde yerine getirmek durumundayız tıpkı camilerimizi eskiden olduğu gibi üniversite (statüsüne) konumuna getirmek ve ibadet için mescitler oluşturmak ile din görevlilerimizin özlük ve sosyal haklarında düzenlemeye gitmek ve de sosyal hayatlarını düşünmek, lafta bırakmamak gibi..

            Şeyh Edebali' nin ecdadımız Osman Bey'e nasihatinde ifade buyurduğu ''İnsanı yaşat ki devlet yaşasın'' sözünden hareketle diyoruz ki; değerlerimizden biri olan din görevlilerimizi (Gerçek manada olan ) özlük ve sosyal haklarıyla yaşatalım ki insanlar manevi anlamda zayıf kalmasın ve dolayısıyla devlet yaşasın.

            Tekraren camilerimiz ve din görevlilerimizin haftasını en içten duygularla kutlar, camilerimizin yerli yerinde, milli ve manevi çerçevede değerlendirilmesi ile benzetilmiş bulunan Hıristiyan görünümünden kurtarılmasını ve de din görevlilerimizin, dini duyguları istismardan uzak milli ve manevi değerlerine bağlı gerçek din görevlilerimizin de kadir ve kıymetlerinin bilinmesi, bazı kendini bilmezlerle aynı kefeye koyulmamalarını temenni ederiz.

            Aziz Türk Milleti olarak bulunduğumuz temennimizin gerçekleşmesi umuduyla.

           

                                                                            AYETLER

*Sonra Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere ona yeri eşeleyen bir karga gösterdi. ''Yazıklar olsun bana kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar bile olmaktan aciz kaldım'' dedi ve pişmanlık duyanlardan oldu. Maide:31

*İşte bunun için İsrailoğulları' na Tevrat'ta şöyle yazdık: Kim bir kimseyi, bir kimseye karşılık kısas olarak veya yeryüzünde çıkardığı fesatçılığından dolayı olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltir ise (Kurtarırsa)  bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun ki onlara peygamberlerimizi açık deliller getirdiler. Bütün bunlardan sonra yine de onların çoğu yeryüzünde taşkınlık yapanlar oldular. Maide:32

                       

                                                                      GÜZEL SÖZLER

*Allah Sana Servet Ihsan Etmişse, Onu Allah’ın Razı Olacağı Yerlere Sarfet. Însan, Nimeti Arttıkça, Şükrünü Artırmalı. Şükür Etmeyenlerin Kalbine Dalgınlık Gelir. Bunların Dilleri Zikrullaha, Kalpleri De Huzura Kavuşamaz. Muhiddin İbni Arabi
*Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır. Mevlana

*Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır. Yunus Emre

*İImi iIe ameI etmeyen aIım; başkaIarını giydirdiği haIde kendisi çıpIak oIan iğne gibidir. İmam El Gazali

*Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine: Benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin? sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur. İmamı Azam Ebu Hanife

*ÂIimIerin güzeIIiği, nefsIerini ısIah etmeIeridir, iImin süsü, şüpheIi şeyIerden sakınmak, yumuşak oIup, sertIik göstermemektir. İmamı Şafii

*Kim şu üç şeyde gevşek davranırsa mahrum kalır: cömertten bir şey istemek, alimle arkadaş olmak ve adil sultanın ilgisini kazanmak. İmam Caferi Sadık 

 

YENİ CAMİ AVLUSUNDA

Süleymaniye’de bayram sabahını okurken Yahya Kemal’den,

Ben Yeni Cami’yi hatırlarım, Yeni Camiyi anarım aniden…

Çocukluğumun geçtiği Yeni cami çevresinde hala babamı ararım,

Babamın yatırıldığı o musalla taşında bitmişti, çocukluk anılarım.

 Daha on dört yaşındaydım, babanız öldü dediklerinde, donup kaldım.

Hiçbir söz çıkmadı ağzımdan, boğazımda düğümlendi tüm kelimeler,

Ne söylemek gerekirdi, düşündüm bir türlü bulamadım,

Bir damla gözyaşı dökmek lazımdı, ardı sıra, nur yüzlü sevgili babamın.

Ne zaman namaza gitsem Yeni Cami’ye, gözüm kayar musalla taşına,

Yeniden çocukluğuma dönerim, biri görse mana veremez gözyaşıma.

Yeni Cami avlusunda donmuş bir zamana girer, yeniden çocuk olurum,    

Ağlayamadığım o günü hatırlar için için ağlarım.

 Zekeriyya BİCAN/Elazığ 

 

 

               İZZETPAŞA CAMİİ

     İzzetpaşa Camii’nde yine sala veriliyor,

     Ey Yarap bir kulun daha huzuruna geliyor.

     Saf saf dizilen şu Ümmet-i Muhammet

     Hepsi senden af, bir mağfiret diliyor.

Zaman gelecek hepimiz, birleşeceğiz o noktada.

Ve yolculuğumuz bitecek bir gün, bu son durakta

Ecel nerde, nasıl, ne zaman çalar kapını?

Bilinmez ki vakit belki akşamüzeri, belki de bir şafakta.

     Son sözümüz ne olur, en son kimi görürüz?

     Bilinmez ki nasıl doğduk, nerde nasıl ölürüz?

     Arkamızda ne kalır, kim ne söyler kim bilir?

     Hangi yavru perişan, hangisi öksüz kalır?

Nedir bu insan akını, nere gider bu millet?

Omuzlardan omuzlara gene geçiyor bir meht

Dünyada son yolculuğun, son debdeben ey insan

Dilerim Rabbime sana etsin merhamet.

Mehmet Şükrü Baş/Elazığ

 

        CAMİ    
Kuşlar barınan bir kubbe
Gönüller kurtaran bir çatı
Yedi kat semanın
En alt katıdır cami
     Şakıyan kanatlara karşın
     Martıların ve tüm kuşların
     Pervazıdır, insanın
     Dalıdır cami
Tabiatın kirli örtüsü
Şehir ve gürültüsü
İşte bütün bunların
Güzel süsüdür cami
Ramazan Kızılkaya/Antalya-Gazipaşa

 

                     DUA

Kadir Mevla’m sen bilirsin sen bizi 

Yetim malı yiyenlerden eyleme 

Şaşırırsak nasip etme gündüzü 

Kör nefsine uyanlardan eyleme 

     Bilirim ki sırat cennetten önce 

     Kılıçtan da keskin kıldan da ince 

     Onun için fırsat ele geçince 

     Devletini soyanlardan eyleme 

Eğer alnımıza çalınırsa kir 

Gönder gazabını, yüzüme tükür 

Kurt doğanlar kurt ölüyor çok şükür 

Yal kabından doyanlardan eyleme 

     Yiğitlik, insanlık, adamlık bence 

     Belli olur bir çıkmaza girince 

     Mesela uğraşta zoru görünce 

     Kuyruk kısıp, tüyenlerden eyleme 

Geçse de muhannet, gam denizinden 

Erkek olan yürür aynı izinden 

İstikbal, şan, şöhret, para yüzünden 

Davasından cayanlardan eyleme 

     İster gerçek olsun isterse şaka 

     Cahil sözü balyoz vurur ahlâka 

     “Siyasette, ticarette mutlaka 

     Yalan lazım” diyenlerden eyleme 

Kimi gün geç kaldık kimi gün erken 

Treni kaçırdık vakit var derken 

Zalimler Venüs’e, Mars’a giderken 

Yerlerinde sayanlardan eyleme 

     Yüce kitap bakın neler söylüyor; 

     “Hak gelince batıl zaildir” diyor 

     İğdiş ümmet kime hizmet ediyor? 

     Papaz donu giyenlerden eyleme 

Nuru denk sayarsa biri dışkıyla 

İmanını tez yitirir kuşkuyla 

Niyetlenip güya Kuran aşkıyla! 

Vatikan’a uyanlardan eyleme 

     Neyse bir insanın fikri, niyeti 

     O olur elbette meşguliyeti 

     Toprak için toprak olan milleti 

     Kul yerine koyanlardan eyleme 

Türkoğluyum ne mutlu ki Türküm ben 

Tanrı Dağ’dan Hira Nur’a bir beden 

“Vatan aşkı imandan” der emreden 

Yurduna kin duyanlardan eyleme 

     Kabul eyle bu duamı kabul et 

     Dergâhında her duadan makbul et 

     Döner isek bizi boğsun kıyamet 

     Sağa, sola kayanlardan eyleme

Kenan ÇARBOĞA/Sivas-Gemerek

 

ULU CAMİDE DİVANA DURDUM!

Tarihin efsunkâr şehri Harput’tayız…

Coğrafya’mın “Tefekkür Dünyası’nda”

“Ulu Cami de divana durdum…”

Asrı, asırları solukladım;

“Fatihalar, Yasinler, Âminlerle…”

“Fütüvvet Dilini…” onda yaşadım!

Onda, saflar sanki “bin yıl huzurda…”

Sanki sütunlar taşır yüreğimi…

Kemerler, bir hilal gibi açılır;

Ufkumdan rahmet bulutları yürür!

Burada, bu mekân da tarih yaşar;

Edep, Vuslat, Hasret dersi alırız…

     Ulu Cami’de, tarihi tefekkür;

     Asrı, asırları yaşamak demek!

     Gönül gözüyle seslenmektir;

     “Sevdalarımız yürür Anadolu’dan

     Alpler, Erenler, Veliler diyarından

     Şecaat yürür, asrın bütün kalelerinden…

     Vefa ve sadakat bayrağı dalgalanır,

     Sıddıklar Ordusu’ndan…

     Ey Sahabe meşrepli yüzler;

     Fırat’ta, Dicle’de abdestlerini aldılar

     Kelam ettiler, kâmil bir ruha erdiler…

     Şefkat dolu, “fetih yürekli” nazarlar;

     Her biri yıldız olup aktılar Anadolu’ya…

Anadolu, Zaferlerin anası; Malazgirt sendedir

Yedi iklimin boyun eğdiği, Çanakkale sendedir

Nefsimin ötesindedir, bütün duygularım…

Asırların selamı, Anadolu’dan;

Kandil kandil nur yağar semadan…

Dilim, ne ağıt yakar, ne gönül yıkar!

Sabrım kök salmıştır, toprağa…

Toprağı vatan kılan şüheda!

Edasındadır, son nefesiyle

Şefkatle açılır kolları Beka’ya…

     Ulu Cami’de, O ulu Mabet’te;

     Kâh Musa’nın çilesini

     Kâh Yusuf’un sabrını!

     Duyar gibi/ bir daha yaşar gibi oldum…

     Ey Horasan Erenleri…

     Ey Alperen ruhlu dervişler…

     Hasret Vaktidir, bugün;

     Şu kemerler, şu sütunlar, şu mekânlar…

     “Yesevi’ de ki ocak!

     Hacı Bektaş Veli kadar,

     Yunus kadar sıcak!”

     O sıcak duygularla,“Ulu Cami’de Ulu Divandayım!”

     O Ulu Divan’da;

     Harput’tan Malazgirt’i düşünmek;

     Gazali asrından bir hoş sedadır!

     Farabi, Biruni, İbni Sina’yı edadır!

     Divan Şehrine, Kaşgar’a yolculuk,

     Balasagun’da, Yusuf Hacip’le sohbettir!

     Bilgiye, hikmete her dem sırlara yoldaştır

     Türk’ü vuslat haliyle bir daha anmak,

     O hali yaşamak, o hali dertlenmek, yanmaktır

Ey can dostlar, Ey Yarenler;

Yer ile gök arasını düşünebildin mi?

Akıl ile vicdanın sesini konuşabildin mi?

Göz ile gönül yoluna taşınabildin mi?

Bilmek, marifet kitabını okumak…

     Marifet Kitabı,“iki menzilden..” söz eder;

     “Ey sevda yolcusu;

     Fena’dan Beka’ya; hicrettir yolumuz

     İki menzil arası, hasret odumuz

     Hayreti, gayret yap; iki oda gibi yurdumuz!

     Dünya Yurdu’da bizim,

     Ahret Yurdu’da bizim…”

Harput’tan Ulucami’de “birleşir safımız”

“Şehri Artukludur, bu diyarlar canlar canı

Kapı kapı açılır, surların dört yanı

Ulucami minberinde; Sahabe Makamı

Ne bir hayal, ne bir rüya hakikat anı!”

Ulu Cami’de, divana durdum…

O an, şefkatin soylu yürüyüşünü;

Fethi Anadolu’yu yaşadım…

Birlikte, o sımsıcak duyguları yaşamak isterim.

Bedrettin Keleştimur/Elazığ-Ağın

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.