HEP KARŞIDAKİLER Mİ SUÇLU?


                                                          GÖNÜL TAHTINDAN

                                                  HEP KARŞIDAKİLER Mİ SUÇLU?...

            İnsanlardaki hasletlerden biri, (Fıtri) yani fıtratında var olan hasletlerinden biri; yaşanan veya yaşadığı olumsuzluklar karşısında hep karşısında bulunan insanı, insanları suçlu ve hatalı bulup suçlaması. İkincisi; yaşanan olumsuzluklardan kendine pay çıkarmayıp yaşanan o yanlışın yaşanmasında ki sebepleri sorgulamamasıdır.

Hatayı biraz olsun kendinde arayan veya kendisinin de hatalı olduğunu kabul eden, kendini suçlayan, bende suçluyum diyen, diyebilen insan sayısı çok az denecek kadardır.

Bugün; hata ve yanlışlarından, yaşattıkları olur olmaz olumsuz davranışlarından dolayı suçladığımız insan veya insanlar karşısında bizde suçlu değil miyiz diye insanın sorası geliyor?

Bu soruya cevaben elbette ki yaşanan olumsuzluk karşısında bizde suçluyuz, bizimde suçumuz var demesi gerek insanın. Bu kişi ve kişilere göre değişebilir.

Çünkü kimilerine karşı yapmamız gerekeni, üzerimize düşeni yapmamış, yerine getirmemiş kimilerine karşı da laik olmadıklarından fazla, hatta çok fazla değer vermiş, onlara karşı (kimilerine sınırları ve siyaset yolunu açmış, devlet organlarını ayaklarına kadar götürmüş, kimilerinin seçimini sağlamış baş tacı etmiş, kimilerini de yine bizler belirli makam ve mevkilere getirmişiz.) Hak etmedikleri ölçüde tavizkar davranmış ve onları bugün arzu etmediğimiz konuma biz getirmişiz.

O nedenle diyoruz ki; günümüzde yaşadığımız olumsuzlukları yaşatan, toplumun karşısında olanlar diye tabir ettiğimiz hep karşıdakiler suçlu değil, hasletlerimizden taviz vermiş olan bizde suçluyuz. Hatta ve hatta bazı konu ve durumlar karşısında asıl suçlu biziz.

Suçluluğumuz sadece ve sadece ülke ve milletin bütünlüğünü, güvenliğini sarsan tavizkar davrandığımız terör mensupları karşısında değil, kamu kurum ve kuruluş yetkililerinin (Belediye, Üniversite, Hastaneler, Toki ve gibi…) menfaat ve çıkara dayalı olduğu düşünülen toplumu rahatsız edici icraatları karşısında da toplum olarak suçumuz var, yine azda olsa suçlu biziz diyebiliriz.

Neden ve niçin mi?

Söyleyelim öyleyse.

Çünkü: Bu aziz vatanı vatanlaştıran, aziz ve mübarek bir ülke konumuna getiren, bu aziz milleti, tüm parçalarıyla bir bütün olan Aziz Türk Milleti’ni aziz bir millet kılan ecdadın torunları olan bizler;

Gereğinden fazla iyi niyetli,

Gereğinden fazla hoşgörü sahibi,

Gereğinden çok fazla tevazu sahibi,

Ve de gereğinden çok fazla tavizkarız da ondan. Bu olması gereken hasletlerimiz den kaynaklı çokta sağlıklı düşünüp sağlıklı hareket etmeyişimizde ayrı bir zaafımız.

Oysaki iyi niyet, hoşgörü ve tevazu’ nun bir sınırı vardır, olmalıdır da. Hiç bir şeyde sınırı aşmamak gerektiği gibi iyi niyet, hoşgörü ve tevazuda da sınırı aşmamak gerek diye düşünüyoruz hele hele toplumun geneline yönelik oluşan ve gelişen olumsuzluklar (Yani özellikle ülkenin bütünlüğüne helal getiren, toplumun geleceğini karartan terör unsurları ve gibi..) söz konusu olduğunda.

Söz konusu hasletlerde sınırı aşmak kişi ve kişilere göre değişebilir mi? Tabii ki değişebilir,  değişmelidir de ancak herkese karşı değil.

Milli ve manevi değerler çerçevesinde edep ve adaba riayet edip uyum sağlayan, vatanına, milletine, dinine, diline, bayrağına bağlı ve saygılı ve de Ezan-ı sahiplenen kişi ve kişilere karşı değişebilir söz konusu hasletlerde sınırı aşmak.

Bilinen bir gerçek var katılırsınız veya katılmazsınız O’ da; fazla iyi niyet su istimal edilen, fazla hoşgörü karşıdakini şimartan ve azdıran, fazlaca yani sonsuz tevazu da kişiyi yani sahibini zelil edendir. O nedenle ölçüyü kaçırmamak gerek hele hele yukarıda ifadeye çalıştığımız değerlere bağlı olmayan, ihanet içerisinde bulunanlara ve onların uşaklığını yaptıkları mihraklar ile eli milletin cebinden çıkmayan çıkarcılara karşı.

O üstün hasletleri; hem milli ve manevi değerlere bağlı olmayıp karşı olanlara yani söz konusu ihanet şebekesi ve uşağı olanlara karşı sınırsız kullanacak, çıkarcıların seçiminde öncü olacaksınız hem de diğer taraftan kalkıp yaşanan ve yaşatılacak olan olumsuzluklar karşısında isyan ifadeleri kullanacak,  mağdurları oynayarak takiyecilik yapacaksınız olacak şey değil.

Bu ister aile mefhumundan uzak hanımınıza ve sorumsuz beyinize karşı olsun,

İster toplumun düzenini bozan evladınız veya herhangi bir yakınınız ile ülke ve milletin geleceğini karartan bugünün değişik terör unsurlarına karşı olsun,

İsterse yukarıda belirttiğimiz gibi topluma karşı aslı görevinden sapan kamu kurum ve kuruluş yetkililerine karşı olsun fark etmez. Bunlara karşı öncesinde laik oldukları ölçüde hareket etmez, düşünmeden baş tacı ederseniz sonrasında yaşanan ve yaşanacaklar karşısında da sonucuna katlanmak durumunda kalırsınız.

Bugün yaşanan, yaşatılan olumsuzlukların sebebi millet olarak, milleti idare eden yetkililer olarak olumsuzlukları yaşatanlara karşı çok fazla iyi niyet göstermemiz, hoşgörülü davranmamız ve de gereğinden çok fazla tevazu sahibi olup tavizkar davranmamızdır.

Yok böyle bir şey.

Ne millet olarak,

Ne milletin sözcüsü ve vekili olan siyasiler olarak,

Ve ne de milletin devamiyetini sağlamakla mükellef olan devlet olarak,

Ebed müddet devletin devamiyeti, milletin geleceğinin teminatı adına bu vatana ve bu millete ihanet eden, ihanet düşüncesi taşıyan ve uşaklığını yaptıkları babalarına karşı; inancımız, ihtikatımız ve de köklü bir millet olarak ecdadımızdan aldığımız terbiye gereği;

Ne gaddar olacağız,

Ne zulm edeceğiz,

Ne onların yaptığı gibi barbar (Türk Milleti olarak hiçbir zaman barbar olmadık ve olamadık) olacağız,

Ne işledikleri zalimliklerine, yaptıkları zulümlerine ve de uyguladıkları barbarlıklarına karşı suskun kalacağız,

Ne de inancımız ve asaletimiz gereği şeref ve şanla üstümüzde taşımakta olduğumuz iyi niyet, hoşgörü ve tevazuda sınırı kaldıracağız. Hatta ve hatta hiç mi hiç tevazuda bulunmayacağız ve tavizkar olmayacağız.

Yapacağımız şey; Cenabı Allah’ın bizlere sunduğu ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’in Nisa Süresi 105. ayetinde buyurduğu gibi ‘’Hainlerin savunucusu olma’’ emri gereği hainlerin savunucusu olmamamız, onlara yersiz ve hak etmediği ölçüde iyi muamelede bulunmamamızdır.

Bu düşünceleri ortaya koyup ifadede bulunurken bir gerçeği sergilediğimizi düşünüyoruz. O gerçek te Türk toplumu, Türk Milleti olarak iyi ve köklü olan hasletlerimizi ölçüsüz kullandığımızdır. Bize yanlış yapanlara karşı çok tavizkar davrandığımızı, bunun bir yanlış olduğunu kabul etmeyerek yaşadığımız olumsuzluğun faturasını biraz olsun kendimize kesmek yerine hepsini karşımızdakine kesmekteyiz.

Netice itibariyle evlatlarımızı şehit ederek ocağımıza ateş düşüren, insanları evlerinden ve barklarından edip mağduriyet yaşatan, milli serveti heba edip, milli ve manevi değerleri yok eden bu ve benzeri giruhları, topluma hizmet ediyorum deyip eli milletin cebinden çıkmayan menfaat ve çıkarcıları baş tacı edip olmadık yere getiren biz değil miyiz?

Sonunda çok pişman olmamak, ah vahlar çekmemek, yüreğimizi yani bağrımızı çok fazla sızlatmamak, kısa ve öz olarak vatansız kalmışlar gibi vatansız kalıp milletçe yok olmamak adına söz konusu ilkelerde, hasletlerde ölçülü olmak, ölçülü davranmak durumunda ve zorundayız bizi yok etme düşüncesinde olanlara karşı kendi kendimizi suçlamamak adına..

Sonuç olarak;

Elbette ki sonsuz inanç ve ihtikat sahibi, İslam’ın bayraktarlığını yapmış, üç kıtaya adalet üzere hükmetmiş Aziz bir milletin torunları olan biz Aziz Türk Milleti; tabii ki iyi niyeti, hoşgörüyü ve tevazuyu elden bırakmayacağız. Ancak kendi kendimizi de zelil duruma düşürmeyeceğiz çünkü buna hakkımızın olmadığını düşünüyoruz hali hazırda var olan neslimizden öte gelecek neslimize karşı..

 

 

 

                                                                        AYETLER

*Doğrusu Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmedesin diye kitabı sana hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma. Nisa:105

*Ve Allah’tan affedilmeyi dile. Şüphesiz Allah Gafurdur, Rahimdir, Kerimdir, çokça bağışlayan ve esirgeyendir. Nisa:106

*Kendi nefislerine hainlik edenlerle uğraşma. Şüphesiz Allah hainlikte ileri gitmiş günahkarları sevmez. Nisa: 107

 

                                                                  GÜZEL SÖZLER

*Gözleri körelmiş, kulakları sağırlaşmış, kalpleri taşlaşmış, vicdanları kıt, her şeyi para olarak gören ve değerlendiren vicdan yoksunlarına hangi gerçeği sunsanız, söyleseniz nafile. Ama pes etmek yok. Her şeye rağmen gerçekleri söylemek, anlatmak ve gerçeği görmemekte ısrarcı olanların görmelerini sağlamak ve onları ikna etmek adına gözlerinin içine baka baka onlara gerçeği, doğruları anlatmak lazım. M. Dursun AKSOY

 

 

                                                     BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?

*Rusların 1711’ de Osmanlılar’ a karşı savaş ilan ettiklerini,

*Avusturya' nın 1788’ de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiğini,

*Osmanlı Devleti’ nin 1784’ te Kırım'ın işgalini resmen kabul ettiğini içeren belgeyi Rus Elçisi Bolgokof’ a verdiğini

*Osmanlı Devleti ile Rusya arasında "Yaş Barış" Antlaşması'nın 1792’ de gerçekleştiğini,

 

 

      HADDİNİ BİL 
Bir halt ettin haberi var herkesin 
Tehditle olmaz Putin misin nesin 
Canın cehenneme otur kes sesin 
Haddin bil otur oturduğun yerde 
     Hem sizin hem gazınıza başlarım 
     Ben tezek yakar ciğerin haşlarım 
     Gaz verir bana Azer gardaşlarım 
     Haddin bil otur oturduğun yerde 
Biz Türk’üz pire için dam yakarız 
Hem ölçer hem kazıkları çakarız 
Sınır geçme dişin tek tek sökeriz 
Haddin bil otur oturduğun yerde 
     Tek yürektik omuz omuza verdik 
     Namus için Vatana göğüs gerdik 
     Sarıkamış’ta yüz bin şehit verdik 
     Haddin bil otur oturduğun yerde 
Irkıma bomba yağdı kucak kucak 
Bak sana mezar olur bayır bucak 
Bu son ikazdır düşmüş olan uçak 
Haddin bil otur oturduğun yerde 
     Ahmet kaynaştık tırnak ve etiyiz 
     İslam peygamberinin ümmetiyiz 
     Osmanlı Türkiye Cumhuriyetiyiz 
     Haddin bil otur oturduğun yerde 
     Ahmet DEMİR/Elazığ-Keban

 

 

 

YANİM YANİM GAVRULİM

Hasretinden yanim yanim gavrulim

Harman olim, rüzgarında savrulim

Gaderime yenik düşim, yorilim

Gözüm yolda, seni beklim, gelmisin.

     Niye bele yüz vermisin bülbüle

     Bülbül âşık, seherde açan güle

     Acımisin gözümden ağhan sele

     Çehren asık, heç yüzüme gülmisin.

İstemisen beni sorma, arama

Aşk ateşi köz düşürdü şurama

Derman sende, duz basisin yarama

Seni seven galbe derman olmisin.

     Yeşil yaprah guruyacak dallarda

     Çıhmisin ki beklediğim yollarda

     Sana diye açtığım tüm fallarda

     Sevmek nedir, onu bile bilmisin.

      Mahir GÜRBÜZ/Elazığ

 

QiSASA SESLEYiR, BiZi $EHiDLER !
Qeflet yuxusundan oyan merd xalqim,
Ayaqlar altinda tapdanir haqqin,
Co$sun damarinda qeyretin, qanin,
Sebr etme, nifret et, qalx, qalx, igid er,
Qisasa sesleyir, bizi Şehidler!
    
Illerdir gözünü yolda qoymuşuq,
    
Bo$ ümid vermişik qelbin oymuşuq,
    
Belke de zenn edir biz unutmuşuq,
    
Yeter ayaga qalx, ey şanli esger,
    
Qisasa sesleyir, bizi Şehidler!

Veten anan, Veten namus ireli,
Veten oglu yolundan dönmemeli,
Zefer calib bayragin yükseltmeli,
Üsyan et, silahlan, qalx göster hüner,
Qisasa sesleyir, bizi Şehidler!
    
Yolumuz haqq yolu ölmez, yenilmez,
    
Tarix kitabindan bu qan silinmez,
    
Bitdi Qarabagda kökü bilinmez,

     Azadliq yolunda olaq seferber,
    
Qisasa sesleyir, bizi Şehidler!
Torpaq alinarmi qurban vermesek?!
Her qariş ugrunda savaş etmesek?!
Kimler gedecekdir biz de getmesek?!
Vallah vicdanimiz hey bizi dider,
Qisasa sesleyir, bizi Şehidler!
Valide FEXRi/Azerbaycan

 

               KALKINMAK
Gün gelirde bu toplum çıkarsa karanlıktan
Kendi yapar kendi yer halk çürümez açlıktan
Kendinden artanları satarlar yabancıya 
Düşmezler yokluk açlık gibi büyük acıya
Kahve köşelerinde çürüyorken emekler
Ya anadan babadan yada Allah'tan bekler
Hayvan bile çalışır yarınını düşünür
Çalışmayan halkların tüm halleri görünür
Kalkınmamışlık neden bu toplumlar böyle aç
Doğduklarından beri kalkınmışlara muhtaç
Şu şeytan beyinliler dünyada baş rollerde
Yüz yıllık programı uygularlar her yerde
Milletçe çok uyanık olmamız gerek derim
Kalkınmış devletimi görmek ister gözlerim 
Tuncer SÖNMEZ/Tunceli-Pertek

 

MEZAR MİSAFİRİ

Şafaklar sökmeden neler sökülür

Yolunmuş tüylerim yere dökülür

Nefesler sayılır nabız ölçülür

Öyle günkü ondan herkes ürkülür

      Yatağa uzanır yolcu mahşere

      Aile saf tutar alır çembere

      Kefene sarılan hazır sefere

      Ağlayanlar ağlar acı habere

Musallat olur öldürücü virüs

Mezar taşına monte edilir süs

Camilerin önü namazgaha üs

Değil bana kötü ameline küs

      Cenaze yatırılır teneşire

      Hesabı ağır hafif vesaire

      Kütükten ismini siler daire

      Mezar misafiri yatar kabire

Defin esnasında sandım kıyamet

Daha görülmemiş böyle alamet

Af et bizi Rabbim gönder hidayet

Taziye kralı bizim memleket

      Millet terk ederken kalktım ayağa

      Zebani anında bastı dayağa

      Bedenim gömüldü kızgın batağa

      Kapılı olsaydı kaçardım dağa

Amelime göre açık pencere

Kazanlar kaynıyor değil tencere

Defterim elimde lisan ezbere

Çok ağır yükümle daldım mahşere

      Hesaba çekildim önce kul hakkı

      Ateşi dünyadan şiddetli farkı

      Bir elimde meze birinde rakı

      Dişliler kuvvetli dönüyor çarkı

Alev arasında bedeni aza

Namazın hesabı çoğunluk kaza

Kimse razı olmaz bu çirkin tarza

Bir ömür bitiremem yaza yaza

      Anneme babama gelmiyor sıra

      Dönen diller dönmüyorlar dırdıra

      Dünyaya dönersem çirkin hatıra

      Emek vermeden konmuşum hazıra

Yükümle yol aldım mizana hamal

Sıratı geçemez misali hantal

Beynimi deşeler korkunç bir kartal

Dilimi kesmişler lal kalmışım lal

      Zayıf bir amele verilmez cennet

      Ateşe gidenler geçirir cinnet

      Günahsız gelenler etmiyor minnet

      Zarara uğramış aldığım zimmet

Rıza göstermişim zalim kasaba

Hileler katmışım doğru hesaba

Geri dönüş var mı dedim acaba

Yabancı kalmışım doğru adaba

      Tövbe et ahali ölüm gelmeden

       Gıybete yanaşma aslı bilmeden

      Ağlamaya yanaş asla gülmeden

      Ecelin gelmeden daha ölmeden

      Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan

 

                            GEL

Can kusarken duygular kan revan bir haldeyim

Gözlerimde çağlarken ummanları yar da gel

Perişanlık içinde diyar-ı gurbetteyim

Hicranlı her bir anım ayan beyan gör de gel

     Kahırdan iki büklüm elemlerle dolmamı

     Tebessümü unutmam acılarda olmamı

     Matemim evvelden mi yoksa senden kalma mı

     Her zerresi bir fazla ne haldeyim sor da gel

Renklerim siyah beyaz ahenklerim bozuldu

Kadehte ab-ı hayat kuruyup da toz oldu

Aşk dillere destanken şimdi mezar farz oldu

Sırtımda kahır yükle kaldığımda zorda gel

     Kararımda tek/milim yardan öte varmaktı

     Kara sevda mektupla özlemleri sarmaktı

     Şımarık çocuk gibi yıkıp kırıp vurmaktı

     Üst üstüne savaşım hedeflere vur da gel

Kınama, ayıplama doldun taştın çağlarken

Avunurken varlığım gözler sana ağlarken

Görülmeyen bir bağla sıkı sıkı bağlarken

Yanarken cayır cayır ateşinle, harda gel

     Kelime-i Şahadet son sözüm sen olmadan

     Enkazım senden kalma pişmanlıklar dolmadan

     O siyah saçlarını başucumda yolmadan

     Tel tel edip saçarken koşar adım var da gel

Bilmem ki ne zevk aldın veda-yı doğru sayıp

Bulmaya çalışmadın bir benim bende kayıp

Sabır taşı çatladı isyanlarda bil Eyüp(As)

Bitaptayım bu ara nevbaharım darda gel

     Huzur mu mutluluk mu yürekte ağı-m kaldı

     Baykuşun tünediğin dikenli bağım kaldı

     Kurudu hayat suyum bir kuru dağım kaldı

     Kurumadan akarlar umutları sar da gel

Mecnunum çöl misali kumla yüreğim oydun

Can kafesim çırpınır aşkından öldü saydın

Ellerimi tutarken hangi arada kaydın

Zaafıma yenildim ferasetle kar da gel

     İtirafım şiirle mısrada geldi dile

     Noksanım sensiz yanım nasıl söylerim ele

     Şarkılar sen kokuyor esiyor hece ile

     Yusuf (AS) aşkı misali derin kuyularda gel

Hedefi ıskaladım yeniden gerildi yay

Allah’a bir can borcum evvel- ahirimde hay

Ecel başucumdayken Azrail’i dostun say

Gülden ki ölüm diyor öleceğim yerde gel …

Gülden TAŞ/Artvin

 

TAÇSIZ SALTANAT 
Kalem kınaya düştü...Adandım bakışına 
Sürdüm canımı sürdüm şu hasret yokuşuna 
Sürünün en sonunda uçan turna kuşuna 
Vefanı sat dediler,bedeli bu can dedi 
Bende ki iki kanat sürmeli canan dedi. 
Elem Hümaya düştü...Pervaz vurdum güneşe 
Yangınımdan sığındım,yangın yangın ateşe 
Arşımı savurduğum o bir anlık gülüşe 
Nerde vuslat dediler,vuslat sende an dedi 
Bu taçsız bir saltanat ,kölesi sultan dedi. 
Alem semaya düştü...Yağmur indi göklerden 
Kırkikindi bir keder süzüldü eleklerden 
Gül üstüne çiğ olup damlayan meleklerden 
Al malumat dediler,gülde gülde yan dedi 
Aşk sanatı kainat,gönül de cihan dedi. 
Çilem duaya düştü...Çözerken sende seni 
Sendeki bende buldum,bendeki sen deseni 
Bir'e işaret saydım gamzendeki tek beni 
Selam salat dediler,vecd kalbinde kan dedi 
Aşk acısı en son kat,secdeye kapan dedi. 
Hacı KISIR/Kayseri

 

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

27Eyl

Biz korkuyoruz!..

20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.