KEBAN’DA OLMAK


GÖNÜL TAHTINDAN

                                                             KEBAN’DA OLMAK

            Mekanlar; bünyesinde var kılıp barındırdığı değerlerle insanların, insanların oluşturduğu toplum ve milletlerin varlık membaı ve tescilidir. İnsansız bir mekan düşünülmediği gibi mekansız insan, toplum veya toplumların oluşturduğu bir millette düşünülemez vatansız kalmış olsalar dahi.

Ecdadımızın büyük mücadele vererek elde edip bizlere emanet bıraktıkları Anavatanımızda, Aziz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içerisinde olup ta değerler manzumesiyle bütünlük arz etmemiş ve her biri ayrı bir değeri bağrında yaşatmamış, tarihi derin ve kültürü zengin olmayan, şehit kanıyla yoğrulmamış bir belde, bir ilçe ve bir il yok desek yanlış bir şey söylememiş yanlış bir ifade de bulunmamış oluruz.

İnsanları; yaşam içim ümit var kılıp ayakta tutan yaşamlarını idameye çalıştıkları mekanların tarihi derinliği ile kültürel zenginliğidir, yani kısaca milli ve manevi değerleridir.

İşte tarihi derinliği ve kültür zenginlikleri tartışılmaz mekanlardan biri de Doğu Anadolu Bölgesinin hemen (Milli ve manevi noktada) her alanda tarihi derin, kültür yelpazesi geniş, şiirin başkenti ve musiki duayenlerden bir ağabeyimizin ifadesiyle musikinin Kabe’si diye adlandırılan kadim şehirlerden Elazığ’ın;

Adı; topluma aydınlık sunan, hayat veren ve gerdan diye tabir edilen Fırat Nehri, Fırat Nehri’ne gem vuran Keban Barajı, ekonomik bazda kaynak olan Gümüş, edebi alanda Nimri Dede ve Yusuf Ziya Paşa, Ahmet Buran hocamız, tarihi eser olarak Yusuf Ziya Paşa Camii ve Külliyesi, bağrında yetiştirdiği ilim- irfan erbabı, şair-yazar ve askeri erkan ile duyulan ve dillendirilen, yani milli ve manevi değerleriyle bilinen KEBAN ilçesidir.

Bir edebi şahsiyetin gayretleriyle yayın hayatına kazandırılan bir eser ile eserde söz konusu olarak ele alınan tarihi bir mekanın tanıtımının yapıldığı ilçemiz Keban’da idik 23.02.2018 tarihi Cuma günü.

O tarih ve gün yaşayacağımız tanıtım kadar önemliydi. Kitap ve söz konusu cami ve külliyesinin tanıtımına denk gelen tarihin Elazığ’ın plakası 23’e denk gelmesi ile mübarek gün olan Cuma gününe alınması da çok önemliydi. Bu tarihin ve günün seçilmesi tesadüf değil bir tevafuk idi.

Kimlerle ve niçin tarih kokan, ekonomik ağırlığı olan ilçe Keban’da idik?

Tabii ki bu anlamlı etkinliğin düzenlemesinde katkısı bulunan il ve ilçede ki kurum ve kuruluş temsilcileri, davetli misafirler ve öğrenciler dışında Elazığ’ da gerçekleşen hemen birçok anlamlı etkinliğin düşünürü olmanın yanında mutfağında da bulunan bir kurum olup bu etkinliğin de düşünürü, mimarı ve mutfağında yer alan bir ifadeyle Manas Yayıncılık, bir ifadeyle Gönül ve Kültür Evi, bir diğer ifade ile de Manas Enstitüsü diye adlandırdığımız milli ve manevi ağırlıkta hizmetler sunan Sivil Toplum Kuruluşu’nun müdavimleri şair-yazar-musiki duayenler ve sanat erbaplarıyla Keban’da idik.

Niçin sorusunun cevabı ise; söz konusu ilçede var olup birçok insanın bilmediği, bilenlerin ise önemsemediği bir şahsiyet ve o şahsiyetin yıllar önce ilçeye kazandırdığı tarihi bir mekanın tanıtımı ile tanıtımı yapılan eser ve vakıf insanını anlatan eserin tanıtımında bulunup bilgi sahibi olmak ve bunu güncelleştirmekti.

Evet; söz konusu vakıf insan Yusuf Ziya Paşa ve paşanın bıraktığı adı Yusuf Ziya Paşa olarak konulan Cami ile cami yanında ki külliyeyi anlatan eserin tanıtım toplantısı Keban Öğretmenevi Salonunda idi.

Program; sunucu şair ve yazar Bedrettin Keleştimur’un günün ehemmiyetini dile getiren anlamlı konuşmasıyla başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı sonrası Keban Belediye Başkanı ve Kaymakam Bey’in konuşmaları, İzzet Paşa Vakfı Başkanı’nın vakıf ve vakıf insanını anlatan anlamlı konuşması, Vali Bey’in anlatılanlardan yola çıkıp güzel bir çerçeve çizerek yaptığı anlamlı konuşması, Prof. Dr. M. Beşir Aşan hocamızın vakıf ve tarihi eserler hakkında bizleri aydınlatan bilimsel sunumu sonrası yayın hayatına kazandırılan eserin müellifi Em. Alb. Levent Bilgin Bey tarafından da eserler hakkında yapılan gerekli bilgilendirme sonrası kısa bir sinevizyon tanıtımı yapıldı.

Sonrasında ise; Manas müdavimlerinden müzisyen Fethi bey ve Keban’dan katılım sağlayan müzisyenlerden Aygün ve Ferhat Beyler tarafından ilçenin edebi şahsiyetlerinden Nimri Dede’nin şiirlerinden (Neyzen ve bestekar Doğan Sever Bey tarafından bestelenmiş) deyişler ile musiki duayen Nihat Gazezoğlu Bey tarafından Hüseynik türküsü dillendirildi. Tabi etkinliğin öğretmenevinde ki kısmı bitince program söz konusu cami ve külliye ziyareti ile devam etti.

Söz konusu Yusuf Ziya Paşa Camii ve Külliyesi gerçekten tarihi bir eser. Bunu; içinde yazılı bulunan ifadelerden, mimariden ve işlenmiş motiflerden anlamış bulunduk her ne kadar bunları anlatan eserin müellifi Em. Alb. Levent Bilgin Beyefendiden dinlemiş olsak ta.

O gün O tarihte Keban’da olmak bir başka güzel ve anlamlıydı. O gün Keban’da olmak bize, özellikle şahsıma çok şeyler kattı diyebiliriz.

Şöyle ki;

Tarihi şahsiyet Yusuf Ziya Paşa’nın yıllar önce orada görev yaptığını ve ilçeye adının sonradan verildiği Cami ve Külliye’yi vakıf olarak bıraktığını,

Yusuf Ziya Paşa ilçeye sadece vakıf eser bırakmakla kalmamış iki kız evladını da ardında koyup gittiğini,

İlçemizde çok değerli edebi ve tarihi şahsiyetlerin yetiştiğini, bunların bir kısmının ilçede metfun, birçoğunun da hayatta olduklarını,

İlçenin iklim ve ruhaniyetinde ki farklılığı,

Suyun bolca aktığı, bir maden yatağı olduğunu, cevizinin meşhur, domates hurmasının lezzetli oluşunu,

Çırçır Şelalesi’nin müthiş manzarasıyla Keban ilçemize zenginlik kattığını ve burada üretilen Ala Balık’ların sağlık ve ekonomik girdi noktasında yararlı oldukları yanında damak tadında güzel bir sunumla ikram edildiğini,

Tarihi şahsiyetlerden Çağrı Bey’in varlığı ile Doğu ve Batı cephesinin ortasında vakıf insanların yetiştiği ve Nimri Dede’nin sözleriyle konuşulduğunu,

Yıllar sonra da olsa askerlik arkadaşımız olan Şair Ahmet Demir Bey kardeşimizi gördük.

M. Beşir Aşan hocamızın, gelecek vaat edeceğine inandığımız tebessümü eksik olmayan, günümüz birçok gençle mukayese edilmeyecek derecede saygılı ve azminin dorukta olduğunu gördüğümüz öğrencisi Merve Altay kızımızı tanımak oldu Keban ilçemizde olmakla.

Sonuç itibariyle hem milli hem de manevi anlamda çok şeyler kazandık diyebiliriz O gün ve O tarihte Keban da olmakla..

Her zaman söyler dururuz vatanımız, vatanımızın her karışı bir başka değerde, bir başka güzel, bir başka anlam taşır diye..

Evet; memleketimiz bir başka olduğu gibi Keban da olmakta bir başkaydı o gün o tarihte…

Bizi biz olmaktan çıkarmaya ve yok etmeye çalışan şer güçlerin derdi, tasası ve sıkıntıları da bu zaten birliğimiz, dirliğimiz ve iri olmamızı çekememeleri..

Bize O gün ve O tarihte O anlamlı anları yaşatan kurum ve kuruluş yetkililerine, özellikle de Manas Yayıncılık-Manas Gönül ve Kültür Evi-Manas Enstitüsü kurucusu M. Şener Bulut Bey’e ve hasseten Çırçır Şelalesinde damak tadında ki o enfes ikramı bizlere sunan Keban Belediye Başkanı Sayın Fethiye Atlı Hanımefendiye çok ama çok teşekkür ederiz.

 

                                                    AYETLER

*Ona gece karanlığı basınca bir yıldız gördü. İşte Rabbim budur dedi. Fakat yıldız batınca dönüp ben batan şeyleri sevmem dedi. En’am:76

*Sonrasında Ay’ı doğarken görünce yine işte bu benim Rabbim dedi ve O’ da batınca and olsun eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi muhakkak sapıklardan olacakmışım dedi. En’am:77

*Güneşi doğarken görünce de işte Rabbim bu, bu daha büyük dedi. Güneş batınca Ey kavmim ben ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım dedi. En’am:78

*Şüphesiz ben yüzümü gökleri ve yeri yaratmış olana yani tek Allah’a inanmış olarak çevirdim. Ben ortak koşanlardan da değilim dedi. En’am:79

 

                                                          GÜZEL SÖZLER

*Vakıf; hangi amaç ve hizmetle kurulmuş olursa olsun hayır adına çok güzel hizmetler sunan yerlerdir. Vakfın kuruluş ve işleyişini biz ilk olarak ikinci halifemiz Hz. Ömer’le başladığını görmekteyiz. Necip İLHAN

*Fırat; günümüzde enerji koridorudur. Fırat bir medeniyetin adıdır. Fırat’ın doğurduğu Keban Barajı, %20 enerji üreten ve bu kapasiteye sahip bir barajdır.  Bedrettin KELEŞTİMUR

 

BİR SEVDADIR KEBAN

Kimi gurbet kiminiz asker ocağında

Sevdan getirir buraya yaz sıcağında

Her yıl buluşalım barajın kucağında

Aç kollarını darda koyma yoldaşımı

     Gizleme benden el alem bilsin aşkını

     Üşürken sarılırdın boynuma kış günü

     Çok besledin yoksulu fakiri düşkünü

     Allaha şükür verdin ekmek ve aşımı

 

Bağı bahçende türlü gıdaları verdin

Çok nimetini yedim muradına erdin

Palasımı sarp dağlar arasına serdin

Dizinde uyut toprağa koyma başımı

     Güzelsin diye özenmiş yüce yaradan

     Vermiş balığı sudan cevheri karadan

     Kıymetini bilen yok garipsin buradan

     Kara bahtım için dökerim gözyaşımı

Suyu berrak temiz hava içinde kaldın

Benim ömrümü yiyip yıllarımı çaldın

Hiç acımadın canlarım elimden aldın

Bağrına bastın anne baba kardeşimi

     Beni kapıda kovsan bacadan gelirim

     Hep seninle ağladım seninle gülerim

     Senin için doğdum senin için ölürüm

     Göl kenarına koysunlar mezar taşımı

Ahmet kelamın nasihat olsun bizlere

Herkes itibar etsin bu güzelim sözlere

Şirin vatan görülmez kör olan gözlere

Halkın sesiyim dertler tüketti yaşımı

Ahmet DEMİR/Elazığ-Keban 

 

   PALU MANİSİ

Palu’nun kalesi var,

Sayısız güzeli var.

Pencereye yan bakma,

Çok yaman anası var.

     Yüzünde siyah peçe,

     Her hali bir bilmece,

     Eli bana değmeden,

     Gördüm bunca işkence.

Palu’nun güzelleri,

Sürmeli kirpikleri,

Kınalı ellerini,

Seyret güzellikleri.

     Karşıda bahçe bağlar,

     Hasretin yürek dağlar,

     Hiç merhamet yok mu sende,

     Her azam ayrı ağlar.

Oy, oy zalim seni,

Yaktın yandırdın beni,

Bu yaradan ben ölmezem,

Öldürürsün sen beni.

Murat BİLGİN/Elazığ-Palu

 

GÜNDEM SOY AĞACI

Biz soyumuzu biliyoruz gardaşlar

İlk önce Adem ve Hava ile başlar

Göktürkler ile atıldı temel taşlar

Sapık soysuzun darağacı olmalı

     Hepimiz bir canın tırnakla etiyiz

     İslam peygamberinin ümmetiyiz

     Ayrısı gayrisi yok Türk milletiyiz

     Sapık soysuzun darağacı olmalı

Mete ile gelen Osmanlı atamdır

Atatürk’le sancağı elde tutandır

Kanını dökerek toprağa yatandır

Sapık soysuzun darağacı olmalı

     Mimarım Sinan imamım ise Ali

     Mevlana yunus Hacı Bektaşi Veli

     Saymak ile bitermi bu duygu seli

     Sapık soysuzun darağacı olmalı

Ahmet’in ruhu Kerbela Çanakkale

Mapusta şer güç besleriz bile bile

Üç yaşındaki çocuk düştü ne hale

Sapık soysuzun darağacı olmalı

Ahmet DEMİR/Elazığ-Keban

 

SALİH RÜYA

Salih rüya,
Sadıkların yolu!
Kıssaların en güzeli,
Yusuf’un rüyası!
     İbrahim’in adağı
     Boncuk boncuk ter döker
     Dökülür İsmail’e rahmet,
     Sağanağında, hasret uykusu!
İki Cihan Serveri,
Ben, “Anamın Rüyasıyım”
Ezelden ebede yayılır
Rayihalar kokusu!

     Aklın ziyneti mi rüya?
     Suya düşer mi hülya?
     Gönül gözüyle seyreyle
     Maveradan, hikmet şuası!
Osman Gazi’nin rüyası,
Şeyh Edibali’de tabir;
Şol dudaklardan dökülür
Türk’e, Peygamber muştusu!

     Uykuyla uyanıklık arası
     Başlar, hilkat rüyası!
     Kafdağı’ndan taşır,
     Asırların boyası!
En yakın arkadaşım,
Başımı koyduğum yastık!
Kâh efkâr rüzgârı gibi
Eser deryalara hey…
Kâh, perde ötesi hakikat
Rüyalarda vuslat duası!
     Uykunun tespih anı,
     İdrakin, saniyelik oyunu
     Keşfedilmemiş hala sırrın
     İçinde dolanır, gönül rahlesi
Salih rüya,
Yıldız yıldız akar,
Gönlümüzün semasına!
Hayatın okunmamış mektubu,
Ak güvercinler gibi,
Sıvazlar, göğsümüze manası

Bedrettin KELEŞTİMUR/Elazığ-Ağın

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.