ÖĞRETMENLER VE 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ


            Toplumun kendine has, bir diğer ifadeyle özgü değerleri vardır. Bunlar; insan bazında toplumun öncüsü, lideri ve özellik arz eden birim ve birimin fertleri, toplumda ayrı bir değer ve yeri olan, olması gerekenlerdir.
            Toplumun önem arz eden birimleri, kurumları yani bizce en önemli birim ve kurumları ile bunların mensubu bulunan insanlar vardır; Milli Eğitim, Diyanet, Adalet, Sağlık, TSK (Ordu), Emniyet gibi... Ancak bunlar içinde en önemli birim yani kurum Milli Eğitim ve mensupları öğretmenlerdir. Bu değerlerimizi önemsiyoruz hem de çok önemsiyoruz. Her kes tarafından da önemsenmelidirler
            Çünkü öğretmenler; tüm kurum mensuplarını (Sivil veya resmi) olmakla beraber serbest meslek erbaplarını, kısaca okula gitmiş tüm halkı eğiten olması hasebiyle mesleklerin anası konumundadırlar.
            Öğretmenler; eğiticilik, insan eğiticiliklerinden dolayı aynı zamanda birer sanatkardırlar.
            O nedenle öğretmenler; yukarıda öneminden bahsettiğimiz kurum ve diğer kurum mensuplarından daha fazla önem arz etmektedirler.
            Dünyada ve ülkemizde yılda bir kez kutlanmakta olan birçok önemli gün gibi bizce değerlerin değeri olan (Milli ve manevi çerçeve doğrultusunda görev yapan, görevlerini ifa eden) öğretmenler günü de yılda bir kez 24 Kasım’ da kutlanmakta.
            Aslında hiçbir değer sadece ve sadece yılda bir kez kutlanmamalı, anılmamalı ve bilinmemeli yani söz konusu değerlerin değeri ve kıymeti her gün bilinmelidir. Söz konusu (Anneler-Babalar-Yaşlılar-Engelliler- Camiler ve Din görevlileri-Öğretmenler ve gibi…) değerlerin değerleri her gün bilinmesi gerekirken bilinmez olduğundan yılda bir kez dahi olsa bilinmeleri,
 Anılır ve yad edilir olmaları güzel ve anlamlı her ne kadar milli ve manevi değerlerine bağlı birçok insan gibi değerlerin yılda bir gün anılır ve yad edilir olmalarını tasvip etmiyor olsak da.
Bunlardan biri de her yıl 24 Kasım’da kutlanmakta olan öğretmenler günüdür.
           
                                       24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ
24 Kasım tarihi; günümüzde birçok tarihi gün gibi önemli olan, önemli görülen bir tarihtir her ne kadar milli ve manevi değerlerine bağlı birçok insan gibi bu ve benzeri özel günleri çok tasvip etmemiş olsak da.
24 Kasım tarihi; İlmin beşiği ve ilk basamağı olan aile olmasına rağmen ailenin bile eğitiminden geçtiği, tüm mesleklerin anası, gelecek nesillerin yetişmesinde teminat olarak görülen ve çocukların emanet edildiği, kimi anne (adam gibi anne), kimi baba olan ( yine adam gibi baba) olan değerlerin,
Aile sorumluluğu ve bilincinde olup annelik duygusu ve hassasiyeti taşıyan, dişi kuşluk şuurunda olan değerlerin, değerli öğretmenlerin, öğretmenlerimizin adına tahsis edilen, diğer günler gibi yılda bir gün, sadece ve sadece yılda bir gün kutlanan bir gündür.
Bu gün; bize göre diğer günler (Anneler-Babalar-Sevgililer-Yaşlılar-Engelliler-Camiler ve Din görevlileri- Gaziler ve gibi…) gibi uyduruk, aldatmaca ve oyalamaca, samimiyetsizlik kokan çıkara dayalı bir gündür.
Kutlanan bu günün öncesi veya hemen akabinde değer verdiğimiz bu değerler;
İtilip kakılıyor,
Mahkeme salonlarına taşınıyor,
Özlük hakları yeterli oranda verilmiyor,
Pazar ve gibi yerlerde öğrencilerine satış yapıyor,
Öğrencileri ve öğrenci velilerince tartaklanıp, bıçaklanıyor,
Onları bayrak direklerinde sallandıran ve kurşunlayan caniler ödüllendiriliyor ve iadeyi itibarları söz konusu ediliyor,
Haklarını aradıklarında her biri öğrencileri olan ancak görevleri gereği öğrencilerinin sıktıkları biber gazı ve tazyikli suya maruz kalıyorlarsa ( ki kalıyorlar) onlara karşı olan samimiyet bunun neresinde, onlara tanınan bugünün değeri ne ölçüdedir?
Biz; sözde değer verilen özde değerleri pekte bilinmeyen söz konusu bu değerlerimizin kıymetlerini her gün bilmeye çalıştığımız, gayretinde olduğumuz, bize bir harf değil binlerce harf öğreten,
Adam gibi adam, Vatana ve millete bağlı, milli ve manevi değer ölçülerinde yaşayan ve yaşamakta olan insanları yetiştiren tüm değerlerin, 
Aile sorumluluğu ve bilincinde olup annelik duygusu ve hassasiyeti taşıyan, dişi kuşluk şuurunda olan değerlerin,
Resmi veya özel okullarda görev yapan tüm değerli öğretmenlerimizin bu anlamlı günlerini 4 gün önce hem yazımızla, hem attığımız mesajlarla hem de bizatihi telefon açarak en içten duygularımızla kutladık, sağlık ve sıhhat içinde yaşamalarını sürdürecekleri ömürlerinin hayırlı ve uzun ömürlü olması temennisinde bulunduk. 
Emekli olmuş veya olmamış tüm büyüklerin ellerinden öptüğümüzü, yaşıtlarımıza sevgiler sunduğumuzu, küçüklerin gözlerinden öptüğümüzü ifade ettik. Bu vatan için, bu aziz millet için erdemlice, adam gibi adamca hizmet etmiş ve bir şekilde ahrete irtihal etmiş, değerleri uğruna kurşuna dizilerek, bayrak direklerine asılarak şehit olmuşlara rahmet, hasta olanlara acil şifalar, aile ve yakınlarına da sabru cemil ve selametler diledik.
Yetti mi?
Hayır, elbette ki hayır.
Her zaman kıymet ve değerlerini bileceğiz, her zaman yanlarında olacağız ve olmaya çalışacağız, vicdani ölçüler çerçevesinde olanların olmayanlarla aynı kefeye koyulmamaları noktasında gayret sarf edeceğiz, onları geleceğimizin teminatı çocuklarımızın koruyucu melekleri olduklarını kabul edeceğiz, onları özellikle yıllarını eğitime vermiş ve büyük tecrübe sahibi olmuşları bir kalemde silip kenara atmamalıyız günümüzde yapıldığı gibi…
            Bu duygu ve düşüncemizi ifade etmemizin akabinde geleceğimizin teminatı çocukların geleceği için bu mesleği,
Ana ve kutsal olan bu mesleği,
Yani aynı zamanda bir sanat olan öğretmenlik sanatını icra eden, özellikle de ana sınıfı ve sınıf öğretmenliğini icra edenler için;
Milli Eğitim Bakanına,
Müsteşarına,
Personel Daire Başkanına,
Atamalardan sorumlu Genel Müdürlüğe,
İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlerine bir öneride bulunmayı da ihmal etmiyor ve önerimizi sunuyoruz özellikle de bayan öğretmenler için.
            Evet sayın etkili ve yetkililer, toplumun geleceğini direk etkileyen eğitimin başında olan etkili ve yetkililergeleceğin neslini, geleceğimizi emanet edecek çocuklarımızı yetiştirecek olan ana sınıf ve sınıf öğretmenlerini iyi bir psikolojik eğitimden geçirmeden veya psikolojik formasyon aldırmadan, tam teşekküllü (Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hast.) bir hastaneden heyet raporu alamayan insanları öğretmen olarak atamayın lütfen özellikle bayan öğretmenleri.
Hatta ve hatta mümkünse üniversite de ana sınıfı ve sınıf öğretmenliğini okuyanların bir yıl psikolojik eğitim almalarını sağlayın ki geleceğimizin teminatı çocuklarımız, gelecek nesiller psikolojisi bozuk, aile mefhumu bilmeyen, dişi kuşluğundan bihaber öğretmenler elinde heder olmasınlar, geleceğin psikolojisi bozuk nesiller yetişmesin.
Adam gibi adamlar, milli ve manevi değerlerine bağlı, analık ve babalık duygusuna sahip, psikolojisi sağlam öğretmenler ve özellikle de aile mefhumundan haberdar olan ve bilen bayan öğretmenler atansın.
            Bu yıl ikinci dönem itibariyle yani yarı yıl tatili sonrası söz konusu sınıflarda öğretmenlik yapan ve yapacak olanlardan söz konusu raporun (Sağlık Raporu) ivedilikle talep edilmesi, istenmesi isabetli olacak ve zararın neresinden dönülürse kar’dır düşüncesi gerçekleşmiş olunacaktır diye düşünüyoruz.
            Zor bir iş ama gerçekleşmesi geleceğimiz adına elzem olan bir iş, bir program. Bu nedenle haydi hayırlısı ve rast gele diyoruz…
            Geleceğe sağlam kafalı nesillerin yetişmesi için sağlam kafalı, milli ve manevi değerleri pekişmiş, tecrübesi tartışılmaz eğitimciler ve idareciler gerek.
 
                                                                     AYETLER
*Ellerinin yaptığı(günahları)yüzünden başlarına bir musibet gelince nasıl da hemen sana gelip: ‘’Bizim isteğimiz sırf bir iyilik yapmak ve ara bulmaktan ibaretti.’’ diye Allah adına yemin ediyorlar. Nisa: 62
*Onlar öyle kimselerdir ki Allah onların kalplerinde olanı bilir, onlara aldırma da kendilerine vaaz et(öğüt ver) ve kendilerine dokunaklı açık seçik sözler söyle. Nisa: 63   
 
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE
BİZLERDE SEFALET SİZE SELAMET
Seven ekmeğini eşitçe böler
Sevgi hem kültürdür, hem medeniyet
İyilikler de bir gün sevgiye döner
Sevgi dürüstlüktür sevmek hürriyet
     Gönül gözü körler sevgiyi bilmez
     Acımasızlarla olur beraber
     Sevgi bir ummandır tartıya gelmez
     İnsanlığı sevmek büyük bir hüner
Gönülden sevmenin tadı bambaşka
Sevgisizlik ise büyük sefalet
Balla kaymak olur dönünce aşka
Sevgi insanlıkta en büyük nimet
     Öğretmenler günü kalbim titreşir
     Gönül toprağında güller yetişir
     Sevgi altın tahttır ruha yerleşir
     Sevgi ile hayat bulsun nihayet
Siyasi ağalar, yöneten beyler
Öğretmen gününde kutsaldır derler
Senede bir defa öven o diller
Bizlerde sefalet size selamet
Öğretmenim gençlik sana emanet
     Öğretmeni sürünen ve sızlanan bir millet
     Kalkınmayı rüyasında görür
     Öğretmen bir muma benzer
     Erir fakat aydınlatır
    Tuncer SÖNMEZ/Tunceli-Pertek
 
BUNA DERLER AHİR
Zaman yine aynı zaman
Ne hamam kaldı nede han
Dünya yine aynı dünya
Bu insanlar olmuş yaman
     Dünya da pisten pis oldu
     Kardeş kardeşten küs oldu
     Ne kötü bir zamandayız
     Küçük büyüğe üst oldu
Cahille yaşamak çok zor
Sözü acı gözü de kör
O ne sever ne sevilir
Sen gel de onu bana sor
     Her yerde kuruldu pazar
     Cahiller olmuş yazar
     Zenginin keyfi yerinde
     Dünya fakire de mezar
Bak ne diyor şair İbrahim
Bende hiç gezmem kır bayır
Sözlerim yağmur gibidir
Yağar ayırmaz bağ çayır
     Benim özümde şairdir
     Sözlerimde şiir gibidir
     Eyer öğrenmek istersen
     Durma gel bu dergaha gir
     İbrahim HANCI/Elazığ-Palu
 
SON DERS
Günümdeyim yine
Oldukça da neşeliyim.
Hafta içi birçok işi
Göstererek bitirici dişi
TAK!!?
Diye halletmiştim
Siparişleri bitirmiştim.,.
     Artık…!!?
     Yeni işlere hazırdım
     Parolalı emirleri
     Sabırsızlılıkla bekliyordum….
İnanın…!!?
Kötü bir şey yapmıyordum.
Hak hukuk,
İnsan hakları vs…
Dendiği yerde
Vicdan insaf demeden
Takır takır işliyordum.
Yasaların söküklerini
El çabukluğuyla dikiyordum.
Yamalar sırıtınca
Hemen sıvışıyordum.
Ülkemi çok sevdiğimi
Durmadan söylüyordum.
Karşılık gördükçe,
Sinkaflı naralar atıyordum.
Zora düştükçe
İnançlarımı da satıyordum.
Ayranım kabardıkça
     Ne ahkâmlar kesiyordum
     Akşamın alacasında
     Yaprakların sararıp, kızardığı
     Kuğuların süzüldüğü
     Havuzlu bir parktaydım.
     İnsan kalabalığından kurtulmuş
     Hüzünlü sonbaharın yalnızlığına
     Kendisini bırakmış
     Biri daha vardı.
     O duruşu o bakışı
     Ne kadar da tanıdıktı.
     Yoksa…!!?
     Tâ kendisiydi
     O’nu tanımamak
     Hele hele unutmak
     Mümkün müydü?
     Asla..!
“Yeni bir güne daha başlıyoruz.
Her yeni bir gün
Yeni başlangıç,
Yeni bir hayat demektir.
Hayat yaşamak demekse,
Yaşamak da,
Tanımak, anlamaktır.
Anlamak, bağışlamaktır,
Saygı duymaktır.
Saygı sevgi ile
Sevgi vermekle olur.
Öğrenmek istemekle
Merak etmekle gerçekleşir…
Haydi sorunuz!
Hayatınızı aydınlatınız.
Yaparak yaşayarak,
Emek sarf ederek,
Güle oynayarak
Bu günün kıymetini
Yarınlarda anarak…”
Deyişi
Hala kulaklarımda çınlıyor.
“İşte tarihimiz..!
Orta Asya Selçuklu
Altı asırlık Osmanlı
Şimdi ise Cumhuriyet
Bir adı da hürriyet
Kime niyet kime kısmet…
     Dört denizli coğrafya
     Hattuşaş Kapadokya
     Frigya İyonya
     Bir bak şu Anadolu’ya…
     Nice ören yerleri
     Akarsu ve gölleri.
     Kadim medeniyetleri.
     Kaç toplum kaç kuşak
     Yaşadı bu evreleri
Hakkari, Tekirdağ,
Sinop ile Hatay,
Sevgisi kucak kucak
Aşka olur nehir
Kars bir de İzmir
Yedi tepeli şehir…
     Fıldır fıldır yer küremiz
     Bir cennettir ülkemiz
     Çok gelişmiş, az gelişmiş
     Fakir kalmışız nedensiz…”
     Derdin de,
     Anlamazdı çoğumuz…
     Karşılıksız kalırdı
     Masum sorularımız
Hak idi dinimiz,
Akla yâr idi Türkçemiz…
Âlimlerimiz, şairlerimiz
Mevlana Yunuslarımız
Nice nice ustamız
Mutlu değildik çaresiz…
Asal sayı, doğal sayı
Dört işlem saymayı,
Hesap, kitap parayı
Çaktım hemen manzarayı
Oldum millete fedai…
Zararlı fikirleri
Ayıklıyorum ileri geri.
Sırtımı sıvazlayarak
Ceplerimi
Dolduruyor birileri…
     Vatan millet Sakarya
     Gerisi boş angarya
     İşin içinde para var yâ
     Çok zengin varlıklıyım
     Her istediğimi yaparım….
“Sorun öğrenin çocuklar,
Yoksa boşa gider emekler…”
Derdin öğretmenim.
Soruyorum;
Hiçbir karşılık beklemeden,
Bilgi verdin, emek verdin
Sevgi verdin…
     Bir ömür harcadın.
     Bunca yıl basında
     Kişiliğin mesleğin
     Okunmadı bir türlü adın
     Boşa mı gitti emeklerin…
     Karşılıksız mı çıktı çeklerin
Böyle biter mi bu rüya,
Sap olamadan bir baltaya
Ceplerini dolduramaya
Fırsat bulamadan,
Terk edilir mi bu dünya..?
     Ağaç yaş iken eğilirmiş,
     Demir tavında dövülürmüş,
     Bilgi her kapıyı açarmış,
     Sevgi, tatlı dil düşmanı
     Dost edermiş…
     Mış mış ta mış mış…
Neden farklı durgunsun,
Neden mahzun üzgünsün……
“Öğretmenler,
Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır…”
Yâ ben kimin eseriyim..!?
     “Milletleri kurtaranlar,
     Ancak ve ancak öğretmenlerdir.”
     Sen neden kurtulmadın..?
     Kaplarını doldurmadın…
     Neden dargın kırgınsın
     Neden sen farklısın…
Geçmişten bugüne
Hayalden öteye
Bir gerçeğin öyküsüdür
Utanırım kendi halime…
Duygularım,
Alt üst olmuş
Aşağılanmış horlanmış
Vaziyette olan bendim…
Sanki bu son duraktı
Baharı olmayan bir kışa
Sonsuzluğa dalıştı..
Yokluğa tükenmişliğe
Kaçınılmaz bir varıştı….
     Onun sıcaklığını
     Sevecen bakışlarını
     Bir kez daha okşatacak
     Arzusu ile saçlarımı
     Yüreğimi yakıp tutuşturdu…
Bir şeyler bahane ederek
Elini eteğini öperek
Af ve merhamet dileyerek.
Kendimi tanıtarak
İşte ben buyum diyerek…
Korkusuzca sokakları
İnsanca dolaşarak…
Demeli miydim?
Samimi ikrar etmeli miydim?
     Utanıyordum…
     Kınayan, aşağılayan
     Bir durumdayken
     Kınanmış aşağılanmıştım.
     Kör bir inatla tükeniyordum…
     Herkes bana eğilirken,
     Ben oun esiriydim..
Ağır ağır ayağa kalktı
Ve yürümeye başladı.
Karşımda durdu
Yaramazlık yapmış
Bir çocuğun tepesinde
Durur gibi dikildi.
     Farkında olmadan
     Ayağa kalkmıştım
     Nutkum tutulmuş
     Konuşamıyordum.
     Titreyen, mahkûm olan
     Yine bendim…
Gözleriyle yakalamaya
Çalıştığı bakışlarımı.
Korkarak
Onu doğru kaldırmış,
Göz göze gelmiştik…
Her zamanki gibi ışıl ışıldı
Sevecen gözleri…
Beni tepeden tırnağa süzüyor,
Duygularımı okumuş,
İçimden geçirdiklerimi biliyormuş gibi
Tebessüm ediyordu.
Âdeta, beni cezalandırıyordu.
Harap olmuş vaziyetteydim.
Ağlamaklıydım.
     Ayaklarına kapana bilir
     Elini eteğini öpe bilirdim.
     Teselli edercesine,
     “Sonbaharın son günleri,
     Güzel geçiyor demleri
     İnsanı etkiliyor hüneri..
     Kimi akıllı, kimi serseri
     Yaşayarak geçirir bu günleri,
     Son bir gün daha yaşadık,
     Son bir ders gibi
     Değil mi delikanlı..!” dedi.
Ödevini yapmamış,
Bir mahcuplukla, başım öne eğerek;
“Evet” diyebildim.
“Yarına umutla bakmak,
Bu günün kıymetini,
Anlamak ve yaşamakla,
Bilmek, sevmekle olur
Sevdiğin ve bağışladığın
Kadar büyüksün,
Ürettiğin başardığın kadarsın”
Sözleri,
Beni soğuk bir kışa hazırlar gibi
Isıtıyordu.
Azarlamamış,
Sorgulamamış,
Yazıklar olsun dememişti…
Yine tatlı bir tebessümle,
“Hoşça kal delikanlı”
Diyerek uzaklaştı.
Son dersini tamamlamış
Bir öğretmen rahatlığıyla
Düşen yapraklara basmadan,
Tüm çelişkilerimi
Asi duygularımı,
Günahlarımı
Bir yumağı söker gibi
Kamburlaşmış beline
Sararak yüklenip,
Beraberinde götürüyordu…
     Son bir ders ile,
     Bir kez daha beter olmuştum…
     Kirlenen ruhumu
     Temizleme şansı bulmuştum..       .
Güle güle öğretmenim..!
Güle güle
Mutlaka yarınlara umut ile bakılacak
Herkes seninle guru duyacak….
Zeynel Abidin BAŞARAN/Elazığ
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

27Eyl

Biz korkuyoruz!..

20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.