SERHA(T) D ŞEHRİNDEN MERHABA


                                                      SERHA(T) D ŞEHRİNDEN MERHABA

       İnsan isterse dillendirdiği her kavramda aklına bir şeyler gelebilir özellikle de anılması gereken güzel şeyler ve güzel insanlar. Bu yazımıza Serha(t) d Şehrinden Merhaba başlığını atarken; ülkemizin kültürüne yaptığı musiki ve Tv. programı ile büyük hizmetleri dokunmuş, halk arasında sayılan ve sevilen sanatçımız, kültür elçisi merhum Barış MANÇO, vatan ve millet sevgisini perçinleyen türkülerle Ersen DADAŞLAR geldi aklımıza.

       Merhum Manço’ nun ‘Yeni bir gün doğdu merhaba’ şarkısı ile Ersen Dadaşlar’ ın‘Dostlar Merhaba’ türküsü geldi aklımıza bu yazı sebebiyle. Kısaca; ülkenin yetiştirdiği değerler ve o değerlerin kattığı, geliştirdiği, koruyup kollayarak günümüze gelmesini sağladıkları değerler geldi aklımıza. Demişler ya!‘’Gönül ne çay ister ne kahve gönül sohbet ister çay bahane’’ misali bizde bir merhaba bahanesiyle bazı değerleri ve onların meydana getirdiği veya gelmesine vesile oldukları değerli eserleri siz sevdiklerimiz, sevenlerimiz, kısacası dostlarımız ve okurlarımızla paylaşalım istedik.

       Evet, bir ülkeyi coğrafyasıyla güzelleştiren, gözlerin bakarken kamaşmasını sağlayan, ruhlara canlılık kazandıran ve diri tutan, milli ve manevi zindeliği sürdüren o ülkenin değerleridir, tarihi değerleridir. O ülkenin tarihi ve kültürel değerleri olmakla beraber manevi mimar ve edebi şahsiyetlerin varlık menbaı yerler ve şehirlerdir de.

       Şehirlerdir ki tarih koksun, tarihi mabetler göz doldursun, maneviyat koksun, manevi mimarların yetiştiği ve yaşadığı, dillerden düşmeyen eserler meydana getirdiği yer olsun. Allah’ın bir lütuf olarak Biz Aziz Türk Milletine bahşettiği ecdat yadigarı cennet misali ülkemiz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti coğrafya olarak bünyesinde var olan tarihi ve kültürel değerlerle, bunları var kılıp zenginleştiren milli ve manevi değerde ki şahsiyetlerin çoğunlukta olduğu bir ülkedir, tarihi derinliği ve kültür yelpazesi geniş mekanların, illerin, ilçelerin var olduğu bir ülkedir.

       Cennet misali anavatanımızda tarihi eserlerin, eserleri kazandıran şahsiyetlerin olmadığı il, ilçe ve belde hemen hemen yok gibidir. Kimi il ve ilçelerde bu değerler çok az olsa da kimi il ve ilçelerde çok fazladır hem de iki elin parmakları sayısından.

       Bu illerden biri; aşağıda belirteceğimiz özellikleri ve kıymeti harbiyesi yüksek olan tarih ve kültürel mekan ve eserleri, edebi şahsiyetleri, manevi (Sultanları) mimarları bol eski Payı Taht yani eski başkentimizdir. Ecdadımız Osmanlı’nın ilk Payı Tahtı olan söz konusu il bugün nüfus olarak küçük olsa da dünya devletlerinin (Müslüman geçinen devletler dahil) yok etmeye çalıştığı, ihanet şebekelerinin zamanında verilen tavizlerle yol geçen hanı görüp (Dingonun Hanı) cirit atarak şerlerini bulaştırdıkları, gün yok ki 3-5 şehit vermeyen Biz Aziz Türk Milleti’nin nezdinde kıymeti harbiyesi yüksek bir ildir.

       Bu il; serhad şehri tarih kokan bir ildir. Bu il; yıllar önce girdiğimiz savaşta yenilgiyle kaybettiğimiz ve bundan ders çıkararak Çanakkale’yi geçilmez kıldığımız Balkanlara komşu bir il.

       Bu il; burada bulunmamız hasebiyle varlığımızın menbaı Elazığ’da ve ülkenin dört bir yanında bulunan vatan ve millet sevgi ve sevdasını ruhunda taşıyan tüm sevdiklerimiz ve sevenlerimize selam göndermeye çalıştığımız; dün Osmanlı döneminin payı tahtı bugün ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarih kokan bir ilidir bu il.

       İşte bu il; Avrupa'ya bakan korkulu kapımız, Yunanistan’a Pazarkule-Batı Trakya’ya İpsala ve Bulgaristan’a Kapıkule ile sınır kapılarının bulunduğu,şaheserler üreten deha mimarlar mimarı Mimar Sinan’ı ve nice muhteşem eserler bırakan ecdadı hatırlatan, İslam’ı temsil eden toplam 12 şerefeli 4 minareye sahip sırlı Selimiye Camii'nin olduğu ata toprağı,

       İstanbul’un fethini karadan gemiler yürüterek gerçekleştiren hanlar hanı Fatih Sultan Mehmet Han’ın varlık menbaı yani doğduğu yer,

       EnezHavsaİpsalaKeşanLalapaşaMeriç, Süloğlu(Süleoğlu)Uzunköprü gibi tarihte iz bırakmış eserlerin ve mekanların var olduğu, şahsiyetlerin yetiştiği ilçelere sahip,

       İstanbul ve Bursa’dan sonra tarihi eser zenginliği bakımından üçüncü il olarak yerini almış ve geçirdiği iki büyük yangın, zelzele ve dört istila ile eserlerin çoğu kaybolmasına rağmen müze şehir olma özelliğini korumakta olan,

       Selimiye Camii: Tek kubbe ile 4 minaresi ve 12 şerefesi olan cami, Mimar Sinan’ın en güzel eseri olarak Sultan İkinci Selim devrinde 1569’da başlayıp 6 senede yapılmış bir camiidir.

       Üç Şerefeli Cami: Eski cami imamı Sinop’ lu İsmail Şen ve 3 şerefeli cami imamı Tokat’lı Selami Durak Beyefendilerden aldığımız bilgiye göre bu cami; Fatih Sultan Mehmet’in babası İkinci Sultan Murat tarafından (1438-1448) tarihleri arasında Felçli bir mimar olan Muhlisiddin’ e yaptırılmış ve 10 yılda tamamlanmıştır. Bu cami; bir minareli ve üç şerefeli bilinse de sonradan yapılan ilave ile 4 minareli 3-2-1-1 şeklinde 7 şerefelidir. Osmanlı döneminde ilk Payıtaht’ ta yapılan 3 yollu ve her şerefeye ayrı bir yolla çıkılan, çıkanların birbirlerini göremeden çıktıkları bir minaredir. Bu cami de bulunan şadırvanda ilk yapılan şadırvan özelliğine sahip bir camiidir.

       Muradiye Camii: İkinci Sultan Murat, Varna’da Haçlı ordularını yenince eski payı tahta dönünce bir şükür ifadesi olarak yapılmış camiidir.   Eski Cami: Çelebi Sultan Mehmet devrinde, 1414 yılında 2 minareli ve 3 şerefeli olarak yapılmış bir camiidir.   Şah Melek Camii: 1429 da Şah Melek Paşa tarafından yaptırılan tek kubbeli ve tek minareli bir camidir. İkinci Bayezid Camii: Sultan İkinci Bayezid tarafından 1488’de yaptırılmış bir camii.  Beylerbeyi Camii: Rumeli Beylerbeyi Yûsuf Paşa tarafından yaptırılmış.   Defterdar Camii: 1576’da Defterdar Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

       Yıldırım Camii: Yıldırım Bayezit tarafından 1400 senesinde yaptırılmış.   Şeyh Çelebi Camii:  Mimar Sinan’ın eseri olan camilerden biridir.   Gazi Mihal Bey Camii: Gazi Mihal Bey’in 1422’de yaptırdığı bir camiidir. 

        Süleymaniye Camii: Tunca Nehri kenarında bulunan bu cami Kanûni Sultan Süleyman Han’ın veziri Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış bir camiidir. 

        Ayşe Kadın Camii: Çelebi Sultan Mehmet’in kızı Ayşe Hatun’un yaptırmış olduğu bir camiidir.  Şule Çelebi Camii: 1560 senesinde Şûle Çelebi tarafından yaptırılmış camiidir.  Sitti Sultan Camii: 1482’de Fatih Sultan Mehmet Han’ın eşi Sitti Sultan tarafından yaptırılmış bir camiidir. Mezitbey Camii (Yeşil Cami): Mezitbey isimli bir kahraman tarafından yapıldığı söylenin bir camiidir. Lari Çelebi Camii: 1514’te Lari Çelebi’nin yaptırdığı söylenen bir camii.Kadı Bedreddin Camii: 1530’da tek kubbeli olarak inşa edilmiş bir camii. Bu camilerin yanında birde medreseler bulunmakta. Bunlar; Saatli Medrese: Üç Şerefeli Caminin avlusunda bulunan, Peykler Medresesi: On beşinci asırda Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yaptırılmıştır. Bu medreseler dışında kervansaraylarda bulunmakta.

       Rüstem Paşa Kervansarayı: 1561’de Sadrazam Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış Kagir ve iki katlı 102 odalı ve genişçe bir salonu bulunan bir kervansarayın,   Ayşe Kadın Kervansarayı: On yedinci asırda Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış ve bunların yanında çarşı, bedesten, taşhan, hadis ve tedris mekanları, köprüler, han ve hamamlar yaptırılmış ki bunlar;

       Ali Paşa Çarşısı:Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olup 1560’ta Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından yaptırılmış, Bedesten: Eski Cami yanında bulunan 1414’te 1.Murat tarafından yaptırılmış, Taşhan: Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış, Darülhadis: 1435’te 2. Murat tarafından hadis ilminin görülmesi için medrese olarak yaptırılmış, Darültedris: 1574’te Selimiye Camii bahçesine 2. Selim tarafından yaptırılmış, Eski Saray (Saray-ı Atik): 1. Murat tarafından 1367’de yaptırılmış,

        Gazi Mihal Köprüsü: Şehrin batı tarafında bulunan Tunca Nehri üzerinde, Saraçhane Köprüsü: Şehrin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde,Bayezit Köprüsü: Bayezit külliyesi yakınında, Saray Köprüsü: Bu köprü de Tunca Nehri üzerindedir ve eski payı tahttan Sarayiçi’ ne geçilen tek köprü,Uzun Köprü: Ergene Nehri üzerine 2. Murat Han tarafından yaptırılmış 1392 m uzunluğu, 5.5 m genişliği 174 gözlü olan bu köprüler yanında Adalet Kasrı ve Fatih Köprüsü, Meriç Köprüsü haricinde,

        Tahtakale Hamamı: 1435’te Darülhadis Camiine vakıf olarak Sultan 2. Murat Han tarafından yaptırılmış, Sokullu Hamamı: Üç Şerefeli Caminin karşısında bulunan çifte hamam olarak bilinen bu hammların ve de dinlenmek, piknik yapmak için Meriç, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği ve içinden Ergene, Keşan ve birçok çayların aktığı bir yer olması sebebiyle Söğütlük, Sarayiçi, Karaağaç, Bülbül Adası gibi tarihsel eser ve yerlerin, Kaplıcaları,Gülbaba Çamuru, Mercan Deresi İçmeleri gibi romatizmaya, mide rahatsızlıklarına iyi gelen şifalı yerlerin bulunduğu,

        Çifte Çınarlı Köşkün muhafaza edildiği,

        Musiki (Türkülerin) ve folklörün var olup balkan tarzının ağırlıkta olduğu,

        Trakya Üniversitesinin var olup bünyesinde 12 Fakülteyi, 10 MYO. nu, 6 yüksek okulu ve Balkan Kongre Merkezini bulundurarak yer aldığı,

        Ekonomik girdisinin ağırlıkla tarım, tarımsal olarak ta Çeltik (Pirinç) ve Ay Çiçeğinin başı çektiği,

        Gelenekselleşerek her yıl gerçekleşen Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ nin yapıldığı, 

        Güreşte Cazgır’ların, davul ve zurnanın vaz geçilmez olduğu, 

        EfsanelerinHalk HikayelerininAdak yerlerinin,

       Yağ, un, odun; karısı kadın olmalı./ Gözüm gitti kaşı ne yapayım. /Al gülüm, ver Gülüm./ Gezen gül olmuş, gezmeyen kül olmuş ve gibi Halk Deyişlerinin ve Avcı yalan söylemez, atar/ At ürkündü mü kazığı zorlarmış ve gibi Ata Sözlerinin ve de Değirmene girdi köpek, değirmenci vurdu kötek, hem kepek yedi köpek hem kötek yedi köpek.- Abe dayı dayı dayı, ne kara kuru sarı darı bu be dayı gibi tekerlemelerin, Manilerin söylendiği,  

Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, Edirne Müzesi, Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Lozan Müzesi, Balkan Müzesi, Selimiye Vakıf Müzesi, İlhan Koman Müzesi gibi müzelerin günümüze kadar geldiği,

Tava Ciğer, Ciğer Sarma, Mamzana, Tavuk Kavurması, Elma Dolma, Kabak Bastı-Kabak Kalyesi, Zirva, Elbasan Tava (Terbiyeli Et), Maydanozlu Ekşili Köfte, Taze Soğanlı Kapama, Akıtma, Pazı dolması, Çiğ Börek gibi balkan mutfağına yakın birbirinden lezzetli yemeklere sahip,

        Serhat Şehrimiz, 22 plaka ile Doğu ve Güney Doğu ilerinin hemen hepsinde ki şaşaalı kurum ve kuruluş binalarına sahip olmayıp fakir görünümlü oluşuyla, maddi noktada fakirinin fazla olmasına rağmen çoğunlukla dilenmeyip sanat icra ederek geçimini sağlayan ve Avrupa sınırında bir il olup imkansızlıklar içerisinde çırpındıkları halde iğne ucu kadar dahi asilik, isyankarlık düşünmeyen, devletine ve milletine bağlı ve sevdalı, ilim ve irfan mensuplarının çok, manevi mimar ve sultanların medfun olduğu Eski Payı Tahtımız, Sultanlar yetiştirmiş, Otağların yurdu, üzerine şiirlerin, yazıların, romanların yazıldığı, manilerin söylendiği, türkülerin dillendirildiği, Balkan göçmenlerinin yoğunlukta bulunduğu,      

Tarihi şehir, Serhad şehri, Batıya açılan kapımız, Batının korkulu kapısı diye adlandırdığımız EDİRNE' den selam olsun.

Tüm vatan ve millet sevdalılarına, Tüm dost ve sevdiklerimiz ile sevenlerimize, Tüm gönüldaşlarımıza selam olsun, yürekten kaynayan koca selamlar olsun.

Allah'a binlerce hamd ve senalar olsun ki bizleri; böylesine cennet misali güzel, tarihiyle, kültürüyle zengin ve anlamlı bir ülkenin, kaderi zenginliklerinden ötürü belalı ama bir o kadar da tatlı, dünyanın gözünün olduğu ve korkulu rüya gibi gördükleri coğrafyanın bir vatandaşı, bir evladı kılmış.

Bu noktada; Ol deyince olduran, yeri göğü rahmetle dolduran, bizleri yoktan var kılan Yüce Allah’a ne kadar hamd ve şükürde bulunsak az gelir, binlerce hamd ve senalar olsun Yüce Mevla’ya..

            Allah; bize lütfettiği böylesine zengin, böylesine güzel ve böylesine anlamlı, nice değer ve şahsiyetlerin medfun olduğu ve halen daha yaşadığı ülkemiz üzerinde bitmeyen oyunları oynayan iç ve dış mihraklara fırsat vermesin, kahhar bi ismi sıfatıyla kahreylesin. Ülkemizin değerlerle devamiyeti, milletimizin vatansız kalmaması kültürümüzü yaşamamız ve yaşatmamız ile mümkündür.

 

                                                                           AYETLER

*Ey Muhammed Nuh’a, ondan sonrası peygamberlere; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına: İsa’ya, Eyyüb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Davut’a da Zebur’ verdik. Nisa:163

*Gönderdiğimiz bazı peygamberlerin kıssalarını önceden sana bildirdik. Bazı peygamberlerin kıssalarını da haber vermedik. Allah Musa’ya da aracısız hitap etmişti. Nisa:164

 

                                                                     GÜZEL SÖZLER

*İnsanda söz ile değişir kader. Ya yurda baş olur, ya da başından olur. Fatih Sultan Mehmet Han

*Selimiye’nin inşasında himmet edip, yüce Allah’ın izni ve yardımı, Sultan ikinci Selimin de teşvik ve desteğiyle Selimiye’nin kubbesini altı zira (yaklaşık 5 m) daha yüksek, derinliğini de dört zira (yaklaşık 3.5 m) fazla inşa ettim. / Ayasofya ile karşılaştırma yapmak için    Mimar Sinan

 

MANİLER

Sarılım sağ olası,
Sineme yar olasın
Bana yar çoktur ama
İsterim sen olasın.

x          x              x

Eski cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Arkadaşım örek ister.

x           x              x

Ne gülden ne bülbülden
Ne menekşe, sümbülden
Hiç kimseden değildir
Şikayetim gönülden

 

       EDİRNE TÜRKÜSÜ
Arda, Tunca, Meriç üç güzel kardeş
Var mıdır dünyada sizden güzel eş?
İşte Kırkpınarım istersen güreş
Erlerin meydanı güzel Edirne
Adalı Halil’ler, Koca Yusuf’lar
Kel Aliço’lar , Çolak Molla’lar
Kırkpınardan gelir yiğit naralar
Pehlivanlar destanı güzel Edirne
 Davullar, Zurnalar dengi dengine
Çal be Koca Usta!..bak ahengine
Serhad boyundayız, bu il Edirne
Şehitlerin kanı, güzel Edirne
Dört narin minare Selimiye’dir.
Sinan’dan Serhad’ de bir hediyedir.
Bayezid’ler, Murat‘lar hep külliyedir.
Tarihtir dört yanı güzel Edirne.
Saraylar, Sultanlar sinende yatar
Hanlarla çarşılar yüz yüze bakar
Köprüler Meriç’te kolyeler takar
Aşıkların canı güzel Edirne.
Taştan köprülerin türkülerindedir.
Agalar, kızanlar Edirne’ dedir.
 Edirne türkülerde, gönüllerdedir.
Türklüğün şanı güzel Edirne.
Arda, Tunca, Meriç ne güzel akar
Selimiye buradan aynaya bakar

Yakar bu güzellik beni de yakar
Güller gülistanı güzel Edirne.

 

TÜRKİYEMİN HER YERİ ÇANAKKALE
Dur yolcu ruh bedendeyken geçit yok

Dağları deler yaydan ayrılan ok

Vatan sevgisi canımdan daha çok

Bir asırdır kemiriyor altı ok  

     Türkiye'min her yeri Çanakkale

     Bahçelerde gül zirvelerde lale

     Beni bekliyor esir döşen kale

     Kurtuluş bendedir bende ihale

Kuşan Şehidim Şehadete kuşan

Mal meta boşadır onlardan boşan

Mehmetçik atakta dağlarda coşan

Cennet yolundadır cepheye koşan

     Hayat bulacaktır ovalar dağlar

     Tuna gözyaşımdır durmadan ağlar

     Gelip geçecektir devirler çağlar

     Çarmıha alınan Müslüman ağlar

Yoldayım Selam Bosna Afganistan

Yoldayım Azerbaycan Çeçenistan

Yoldayım ey Mısır Tunus Pakistan

Yoldayız Libya Irak Türkmenistan

Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan

 

BU VATAN BİZİM 
Kara bulutlar sarmış, öz yurdumu 
O hainler; sahnelemiş, yeni oyunu 
Vurulsun hemen başı, o soysuzun! 
Bu vatan bizim, bu memleket bizim. 
     Dalgalanacak her daim al bayrağım 
     Şehidimin kanıyla sulandı toprağım 
     Minarelerden dinmeyecek o ezanım 
     Bu albayrak bizim, bu ezanlar bizim. 
Türkü, kürdü, lazı ... hepsi kardeştir 
Ayrım yapan varsa, bil ki o kalleştir! 
Vatan millet sevgisi, özüne yerleştir 
Bu topraklar bizim, bu insanlar bizim. 
     Sanmayın ki bu cennet vatan sahipsiz 
     Sınamaya gelmez sabrımız, bilesiniz! 
     Yapılan ihanetin bedelini de ödersiniz! 
     Bu şanlı asker bizim, bu polisler bizim. 
Bu topraklar ki, kolay yurt edinmemiş 
O'nun uğrunda, nice bedeller ödenmiş 
Atam, dedem bu coğrafyada büyümüş 
Bu şehirler bizim, bu kasaba-köy bizim. 
     Bu memleketin has ekmeğini yiyenler... 
     Mis havasını soluyup, suyundan içenler 
     Daima bilsinler ki o nankörler, o hainler! 
     Bu cennet ülke bizim, bu asil millet bizim. 
     Fevzi ÖZDEMİR

 

SUSTUM
Konuşurken takadımı kestiler
Gül'lerimi yoldular da ben sustum
Serçe idim poyraz olup estiler
Kırdılar da kanadımı ben sustum

Sustum iki kuzuyu savurmasın yel
Hasım hısım akraba dokunmasın el
Yangınlar içinde oldum da bir kül
Savurdular dağıttılar ben sustum

Sustum suskunluğum deprem çığlığı
Yerle bir oldu ah beden sağlığı
Meydanda koşan o kahve varlığı
Teşbih gibi dizerdim ya ben sustum
Burçak KARATAŞ/Malatya-Akçadağ

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.