SIRA BEKLEYEN ŞİİRLER VE’


                                                           GÖNÜL TAHTINDAN

                                                           SIRA BEKLEYEN ŞİİRLER VE…

            İnsanlar, arzu ettiği şeyleri veya elinde bulunan verileri, değerleri her zaman değerlendirme imkanına sahip olmayabiliyor. Tıpkı uzun zaman önce yayınlanması için bize ve bugün sayfamızda yer verip değerlendirdiğimiz bazı şiirler gibi.

            Şiir; edebi bir alan, bir ilimdir.

Şiir; Marifet, ilim ve irfan ehline aittir.

Avam da şiir yok mudur?

Vardır elbet. Yok desek haksızlık etmiş oluruz. Bu konuda çok şeyler yazılmış, çizilmiş ve güzel sözler sarf edilmiştir. Bugün fazla bir şey söylemeye ve yazmaya gerekte yok diye düşünüyoruz.

Evet; bugün dağarcığımızda biriken duygu ve düşüncelerimizi bu sayfaya taşıyıp sizlerle uzun uzun paylaşmak yerine uzun zamandır yayınlanmak üzere arşivimizde sıra bekleyen şiirleri sizlerin bilgisine sunalım istedik ve öylede yaptık.

Şiirlerinin yayınlanmasını sabırsızlıkla bekleyen gönüllerin gönlünü hoş etmek için,

Siz değerli okurların farklı şiirlerle muhatap olup istifade etmeniz için,

Şiirlerin güncelliğini yitirmeyip faydalanılması için bugün böyle yaptık.

Bugün ki sayfamız da ağırlığı kendi duygu ve düşüncemiz yerine şiirlere verdik.

Ne yaptık ve ne ettikse siz değerli okurlarımızın gönüllerini hoş tutmak, bilgi dağarcıklarınıza şiirlerde var olan yeni bilgileri sunmak, duygusal anları yaşatmak ve ilham almanızı sağlamak, o kıymetli zamanlarınızı bir güzel değerlendirmeniz için yaptık.

Ha bu arada değinmeden geçmek olmaz. Biz Aziz Türk Milleti, acılarla pişmiş ve kavrulmuş, bu acıları yüksek inancımızla tevekkül göstererek baş göz üzerine demiş sabretmiş ve etmekte olan bir milletiz. Yaşadığımız acılardan biri de 12 KASIM 1999 da yaşanan Düzce depremidir.

Evet; 12 Kasım 1999 da Düzce'de Richter ölçeğine göre 7. 2 şiddetinde olan ve 828 kişinin ölümü ve 4.948 kişinin de yaralanması sonucu büyük acıların yaşandığı, kayıpların verildiği bir deprem yaşandı. Bu yıl bugün itibariyle 17. yıl dönümünü yaşadığımız Düzce Depreminde hayatlarını kaybetmiş olanlara Allah’tan rahmet acılı ailelere ve yakınlarına da sabırlar dileriz.

İşte uzun zamandır bilginize sunulmak üzere sıra bekleyen şiirler ve işte siz değerli okurlarım. Takdir de sizin, tekdir de sizin.

Yüksek inanç ve sabır çerçevesinde yaşamanız temennisiyle kalın sağlıcakla diyoruz.

 

                                                                    AYETLER

*Size bir selam verildiği vakit ondan daha güzeli ile veya aynısı ile karşılık verin. Allah her şeyin hesabını arayandır. Nisa:86

*Allah- ki O’ndan başka Tanrı yoktur- sizi mutlaka geleceğinden şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü olan kimdir? Nisa: 87

*O halde size ne oluyor ki, Allah’ın kazandıkları (Günah) yüzünden baş aşağı ettiği münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah’ın saptırdığını doğru yola mı getirmek istiyorsunuz? Her kimi ki Allah saptırmıştır, artık sen ona yol bulamazsın. Nisa: 88

*İstediler ki kendilerinin inkarcılığa saptıkları gibi siz de sapasınız da onlarla beraber olasınız. O halde onlar (İnanıp) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları nerede bulursanız yakalayıp öldürün, onlardan bir dost ve bir yardımcı da edinmeyin. Nisa:89

*Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış olanlar yahut sizinle savaşmaktan veya kendi kavimleriyle savaşmaktan bunalarak size gelenler hariç. Allah isteseydi onları üzerinize musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, savaşmaz ve size barış önerirlerse artık Allah, onların aleyhine (Saldırmak için) size bir yol bırakmamıştır. Nisa: 90

*Onların diğer bir grubunda hem sizden, hem de kavimlerinden güven içinde olmayı istediklerini göreceksiniz. Fitneye döndürüldüklerinde ise, onun içine baş aşağı itilirler. Eğer bunlar sizden çekinmezler ve barış önermeyip de sizinle savaştan el çekmezlerse onları bulduğunuz yerde yakalayıp öldürün. İşte bunlar hakkında size apaçık yetki (Ferman) verdik. Nisa: 91  

 

                                                              GÜZEL SÖZLER

*Tasavvuf, Hakk’ın, seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir. - Cüneyd-i Bağdadi 

*Tasavvuf, bila-alaka (hiçbir bağ olmadan) tamamıyla Allah ile olmandır. - Cüneyd-i Bağdadi  

*Afetleri en iyi bilen, afetlere düçar olandır. - Cüneyd-i Bağdadi  
*Bir kişi Allah' tan (c.c.) başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa, Allah'ta onu kimseye muhtaç etmez. - Hz. Şems-i Tebrizi 
*Bir kimse kendi hakikatine arif olursa, hiçbir itikat ile kayıtlı olmaz. - Muhiddin Arabi 
*İlim, insanlara, ekmek ve su kadar lazımdır, İlim, rivayet ve kuru malumat çokluğu değildir, İlim, faydalı olan ve kendisiyle amel edilen şeydir. - İmam-ı Ahmed bin Hanbel 

BU ZALİM DEPREM
Ben seni her gün anarım
Eşim dostuma yanarım
Eve giremem korkarım
Bu zalim deprem yüzünden
     Yüzlerce evler yıkıldı
     Kolum kanadım kırıldı
     Enkazda dostlarım kaldı
     Bu zalım deprem yüzünden
Şehir çadır kent oluyor
Millet çadırdan korkuyor
Enkazdan feryat geliyor
Bu zalım deprem yüzünden
     Marmara denizi taştı
     Halkımız yardıma koştu
     Buradan azrail geçti
     Buzalım deprem yüzünden
    Adil OĞUZ/Kayseri

 

DÜN GECEDEN KALAN BİR ŞİİR

İçimde ne varsa, yar neler varsa,

Hep yarım yamalak, hep param parça…

Senden bana kalan, ne var ne yoksa

Bir buzlu cam gibi, yap param parça.

     Bu sevda küllenmiş, kimseler yakmaz

     Sevdamız bin parça, gönül bin parça…

     Ben; beni anlatsam, kimse anlamaz

     Sözler param parça, gözler bin parça.

Duvarlar geliyor, üstüme benim

Geceler bin parça, gün param parça…

Bir mezarlık oldu, gönlüm sevdiğim

Toprağım bin parça, taş param parça

Mehmet Şükrü BAŞ/Elazığ

 

DİŞ ’ İDİ ( HIDIRBABA )

Bu şiir başlıkta ifade edildiği gibi

Elazığ Dişidi Köyünden olup yıllar

önce Adana’ya gidip yerleşmiş ve orada

vefat etmiş öğretmen ve şiir noktasında

saklı hazinelerden olan bir hemşerimize

ait. Bu şiir, Ağabeyimiz Dr. Ahmet Eren

bey tarafından bize ulaştırılmıştır.

Asya’dan göç eden Selçuk Beyleri,

Kurmuşlar Harput’ ta, belde, köyleri.

Semerkand, Buhara,Taşkent erleri,

Fet ’h eylemiş daha nice yerleri.

Bu toprak uğruna canını veren.

Hıdırbaba adlı, bir yüce eren,

Düşmanla savaşmış, gafil avlanmış,

Göğsünden onulmaz bir yara almış.

Şehadet beklerken, gördüğü düş idi,

Demiş ki; burası, olsun: Düş idi.

Diş’idi adını Düş idi’den almış,

Sonradan adı Hıdırbaba kalmış.

İlk kılıç vuran, akıncı Beyi ’d i.

Poyraz, Alpagut, Çöteli, Diş’idi,

Koruk, Pirinçi, Fatmalı, Balıbey,

Balak Gazi dediğin, işte o Bey!

Harput ’tan Batı’ya Kuzova derler.

Atalar burayı yurtluk ederler.

Balıbey’ den gelen Hacı Hasanlar,

Bu köye ilk defa ayak basanlar.

Bunlar ki, bu köyün; taşı, kalesi,

Hepsi de Oğuz ’un öz sülalesi,

Bir zamanlar on üç köye Bucak ’tı.

Horasan, Yesevi’ den, gelen ocaktı.

Girişte vardığın yer; Hanönü.

Tandır ekmeği ’yle yayılmış ünü,

Darzuvağ’ ın yolu dardır geçilmez,

Aluça’lar yaprağından seçilmez.

Kara erük dal dal olur sallanır,

Yaz geldi mi şeker gibi ballanır.

Kumluk, Kayardı, Bağlar, Sulular,

Nice ömür yaşamış, nice Ulular?

Yaz oldu mu beklenirdi bostanlar,

Bostanlarda, söylenirdi Destan’lar.

Haymalarda kurulurdu, divanlar,

O ne güzel okunurdu Divan’ lar.

Doğu ’da Delikdaş, Kerhiz, Çayırlar.

İlerisi Seyitler, Meşelik’ te bayırlar.

Yola düşer eşşeğinen, yayalar,

Enzili’ de söylenirdi; Maya’lar.

Yazın neşeyle sürülür, harmanlar,

Kış oldu mu tüter idi dumanlar.

Harmanlarda kurulurdu düğünler,

Nerde kaldı hani o eski günler!

İyi günde hep birlikte coştular.

Kötü günde, acısına koştular,

Kadirşinas toprağımın insanı,

Bu ’dur köyümüzün en güzel yanı.

Bahar gelir, meler, sürü dağılır,

Koyun, keçi, Yerağıl ’da sağılır.

Naldöken yolu şehere doğru,

Seyreyle etrafı sehere doğru.

Payamçalı önü, Kıjal Bağları,

Kuzeyde yükselir, Munzur dağları.

Murat suyu, Çemişgezek görünür,

Kenarda Pertek, yeşile bürünür.

Su çıkan, Dulum kaya, Alaca gediği,

Bu tarlanın çoğ hoş olur hediği.

Dereler sonunda durur Kalacık,

Biz de burayı eşmiş idik, azıcık.

Gidip, Kalacığ ’a, içtik suyundan,

Bize de bulaştı, o sert huyundan.

Burda bir başka, insanın halı,

Yaz gelsin de gör, Hedi ’yi, Hal ’ı.

Gakgo! bu yazın geleydin, keşke,

Köy bahçesinde ki o güzel meşke.

Küllük de bittik amma, gül bittik.

Köyümüzdür dedik, her yazın gittik,

Hamido der ki; geçti hep demi,

Yine de gönülde, Köy ’ün özlemi.

Hamit MEMİŞ/Elazığ-ADANA

 


OLAY ÇIKARTMAK KOLAY

Milleti aldatmak ne kadar kolay

Sokak çeteleri çıkarır olay

Nifaktan ayrılmaz kapmadıkça pay

Tövbe etmedikçe paslanır kalay

Kan kusturur sonra çekerler halay

    Şer odakları girmişler kol kola

    Çelme atarlar sağa sonra sola

    Nerde Marmara gözlerime dola

    Yasalar olmazsa gelmezler yola

    Ülkemde olay var sonu hayrola

Bu kadarını hak etmedi bu han

Benim Ülkemde dökülmemeli kan

Yerden yeşermedi taşıdığım can

Çok bentleri yıkar dökülse Umman

Barışa yenilir dağlardaki duman

    Yerli maşalar ediyor ihanet

    Günümüzde terör olmuş ticaret

    Bütün dünya gelsin varsa cesaret

    Birde kurulursa doğru adalet

    Alem yanar olmasaydı merhamet

Dünya dost değilmiş kaldım ben bana

Af etmeyiz kalkışmayın isyana

Kılıcını kapan iner meydana

Şimdiden ağlasın her kimse ana

Göç milletten millet bağlı Rahmana

Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan

 

 

         BİR HABER GELSİN

Hasret esti yollar girdi araya 
Ya sen gel bitanem ya da haber et 
Yokluğundan ateş düştü şuraya 
Ya sen gel göz nurum ya da haber et 
      Hayalin yetmiyor resmin yetmiyor 
      Ömrümdeki her şey bir sen etmiyor 
      Boğazımdan lokma bile gitmiyor 
      Ya sen gel can tanem ya da haber et 
Yollarına bakıp bakıp ağladım, 
Yüreğimi hasretinle dağladım. 
Matemini tutup kara bağladım; 
Ya sen gel nar tanem ya da haber et 
      Nerelere gittin sesin gelmedi, 
      Bunun acısını kimse silmedi. 
      Saatler gün oldu geçmek bilmedi; 
      Ya sen gel nur tanem ya da haber et 
Son demi günlerim geçmek bilmiyor 
Sensizlik acısı kimse silmiyor 
Onca seslendim de sesin gelmiyor, 
Ya sen gel tek tanem ya da haber et 
      Gönlüme elemler, hüzünler ektim; 
      Yüreğime hasret bayrağı diktim. 
       Ellere imrenip boynumu büktüm; 
       Ya sen gel gül tanem ya da haber et 
Unuttun bir beni bana sevgini 
Bulmuşsun sanırım yeni birini 
Gömmüşüm derine senin yerini 
Ya sen gel can canım ya da haber et 
       Umutsuzluk böyle aldı yürüdü 
       Hasret dağlarını duman bürüdü, 
       Gülden’ in goncası artık çürüdü 
       Ya sen gel bir canım ya da haber et

                    Gülden TAŞ



TOPRAK

Yüklenir ömürün yükünü beyin 

Doğuştan ölüme anılar toplar

Bu ağadır bu paşadır demeyin 

Toprağa karışmış ne akıllar var

     Toprak dolmuş taşmış bu hareketten

     Toprak dediğimiz etten kemikten

     Toprağın kokusu bu bereketten

     Kulak ver dinle de ne yankılar var

Bu yüzden hoşlanır toprak hürmetten

Nasibini alır her medeniyetten

Vatan dediğimiz bu memleketten

Dünlerden yarına kalıntılar var

     Sahiplenmek için tapular çıkmış

     Herkes bu toprağa bir yandan bakmış

     Şehitlerden bize hatıra kalmış

     Topraktan cennete ne kapılar var

Sınırdan dışarı çakıl atılmaz

Toprak yabancıya asla satılmaz

Toprağın vebali kimseye kalmaz

Deprem sel denilen çalkantılar var

 Tuncer SÖNMEZ/Tunceli-Pertek

AYKIRI SEVGİ

İnkâr edilmiş aşkların,

Unutulmuş sözlerin

Hafıza kırbacıyım.

    Yokluk uykusundakilerin

    Korkulu rüyası,

    Tükenmişliğin başlangıcıyım…..

Günahın,

Ete kemiğe

Büründüğü,

Hiçlik heybesindeki

Aykırı sevgiyim.

    Zamana inat,

    Varlık müsveddesiyim.

Zeynel Abidin BAŞARAN/ELAZIĞ

 

 BETERİM..!
Bir boşluktayım..!
Düşte miyim neyim?
Kimseyi duymaz
Kimseyi görmez
Kör sağır dilsiz
Efkârlı huysuz
Ve çekilmez
Bir haldeyim…
Yetim ve öksüzden
Beterim…
Zeynel Abidin BAŞARAN/Elazığ

 

KORUMALIYIM OTURDUĞUM HANI

Korumalıyım oturduğum hanı

Korumalıyım beslediğim canı

Korumalıyım güzelim vatanı

Korumalıyım alemi cihanı

     Vatansız kalırım olmasa vatan

     Ölüme giderim yazmasam destan

     Vahşete yol vermem döktüremem kan

     Silahım belimde okurum meydan

Güvenim sonsuzdur başımda devlet

Ektiğim ekinler ülkeme servet

Huzur için var olmalı bu millet

Müslüman’ım bende vardır merhamet

     Ahaliyim benim adım vatandaş

     Yolda kalana olurum arkadaş

     Barıştan yanayım çıkarmam savaş

     Milli servetimiz bastığımız taş

Toprağı kazanan ödemiş bedel

Göz dikenlere olacağız engel

Huzur dağıtır Ülkemde esen yel

Günahından arın kim olursan gel

     Bizde hayat her gün yeniden başlar

     Nimetler yeşerir dikilir taşlar

     Felaket getirir sinsi savaşlar

     Zindanlıktır öne eğilen başlar

Kimileri kimlere kalmış gebe

Vahşetten yanaysa tanımam ebe

Yerli maşalar muhtaçtır edebe

Cahil kalır gitmeyenler mektebe

     Dağları tararız çıkarız ava

     İlhamla pişmişiz geliriz tava

     Kıvılcım saçarız kuruyan kava

     Bizi bizden almak olmaz bedava

Kurtuluş peşinde benim memleket

Rayına oturacaktır adalet

Sahibini üzecektir hakaret

Medet diletir dilemeyiz medet

Mahmut ALDEMİR/Adıyaman- Çelikhan

 

         ÖMÜR

Ömür elde mercan tesbih

Kayıp kayıp gitti elden

Ne söz tuttu ne de tembih

Duyup duyup gitti elden

    Eksilse de günden güne

    Yine ders almadı yine

    Sonun sonsuzluk sesine

    Uyup uyup gitti elden

Tane tane, damla damla

Kavruldu zamansız samla

Yüzünü tasayla, gamla

Yuyup yuyup gitti elden

    Aralaştı aradıkça

    Ses zülfünü taradıkça  

    Baştan, kökten ıradıkça

    Seyip seyip gitti elden

Tamam olduğunda süre

Çeke çeke, süre süre

Döndü başladığı yere

Sayıp sayıp gitti elden

Kenan ÇARBOĞA/ Sivas-Gemerek

 

HANİ NERDELER 

Kibirlenme dostum, makamın varsa; 
Senden öncekiler, hani nerdeler? 
Mevlâm bela verir, kulu azarsa; 
Senden öncekiler, hani nerdeler? 

     Attığın her taşı, vurabilirsin! 
     Güçlüsün, kalpleri kırabilirsin; 
     Ne kadar nefessiz durabilirsin? 
     Senden öncekiler hani nerdeler? 
Oynatma yerinden oynatma taşı, 
Yamuk baka baka olursun şaşı, 
Tırnağın varsa başını kaşı; 
Senden öncekiler hani nerdeler? 
     Dikkat et doğru seç, gittiğin yolu, 
     Çevrene bir baksan, dalkavuk dolu! 
     Kimin uzun, kimin kısaydı kolu; 
     Senden öncekiler hani nerdeler? 
Ağzı havalarda çalım satıyor, 
Yükseleyim derken hızla batıyor; 
Kabristanı gez gör, kimler yatıyor? 
Senden öncekiler hani nerdeler? 
     Saklasan da mızrak girmez torbaya, 
     Bir gün attan düşer kalırsın yaya, 
     İzzettin, gözlüksüz bakar dünyaya; 
     Senden öncekiler hani nerdeler?

     İzettin DÖNMEZ/Malatya

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

27Eyl

Biz korkuyoruz!..

20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.