ÜÇ KİTAP BİR ARADA


                                                               GÖNÜL TAHTINDAN

                                                             ÜÇ KİTAP BİR ARADA

            Kainatın yaratılışı sevgiye dayalı sözle başlar, içeriği sevgi olan sözle. Söz kelama, kelamda kalemle kitaba dönüşür. Tabii ki kelamın yani sözün kalemle dönüştüğü ilk kitap ilahi kitaptır. İlahi kitap; sonrasında ilim ve irfan sahibi şahsiyetlerin akıl, izan ve ferasetlerini ortaya koyup duygu ve düşüncelerini yansıttığı beşeri kitaba dönüşür.

            İlahi kitap içeriğiyle beşeri olarak meallere, hadislere, şiir, naat, roman, öykü, masal, ilahi ve kaside türü kitaplara dönüşür. Bu beşeri kitaplar, yazan kişi ve kişilere, yazanlarına göre değişir.

Şöyle ki:

Kuvvetli (Kuvai) maneviyat sahibi ve milli hassasiyeti yüksek olan edebi şahsiyetlerce meydana getirilen beşeri eserler milli ve manevi değerler ölçüsünde değerlendirilerek;

            İbret levhası,

            Hile ve hurda, haksızlık, çalma ve çırpma gibi edep ve insanlık dışı, inanca ters hal ve huyların doğru olmadığı noktasında ders verici,

            Milli ve maneviyata yönlendirici,

            Ruhlara şifa, gönüllere şerbet sunan,

            Tesbihatı hatırlatan, yapılmasını zorunlu kılan, 

            Tebessümü alışkanlık haline getirten,

            Vatan ve millet sevgi ve sevdasını, milli ve manevi değerlere saygı ve bağlılığı öğreten,

İnsanlığı hatırlatan, insan sevgisini ve dolayısıyla vatan ve millet sevgisini ön plana çıkaran,

            İnsanlığa rehber teşkil eden tarzda ve içerikli kitaplara dönüşür.

            Kuvvetli(Kuvai) bir maneviyattan yoksun ve milli hassasiyeti önemsemeyen dış mihrak patentli zevatlarca da meydana getirilen beşeri eserler milli ve maneviyat ölçüleri dışında değerlendirilerek;

Topluma ibret levhası olmaktan öte zehir sunan,

Dışa özlem ve uşaklığı öneren ve her fırsatta ülkeyi karalamayı marifet sandıran, sosyalden bahsedip özendiren ancak sömürmeyi marifetleştiren,

İçindeki, yani ruhunda barındırdığı kini, nefreti, sözüm ona hak, adalet ve dillerine pelesenk ettikleri ama yanlarından bile geçmeyen özgürlük dışı kavramıyla haksızca kusan,

Allah’a, milli ve manevi değerlerin tümüne karşı isyanını ve isyanın ihanete dönüşmesini sağlayıcı noktada teşvik ve tahrik edici bir şekilde dillendiren,

Değerlerini hiçe saydırıp alenen küfrettiren tarzda ve düşüncede eserler, beşeri kitaplar meydana getirilerek yayın hayatına kazandırılır. Bunlar bir yerde ihanete ve ihanet sonucu tahribata dayalı, beyin yıkama ve ihanet çetesi oluşturma makinesi haline getirilir.

Beşeri eser meydana getiren iki gruptan biri olan kuvai maneviyesi ve de milli hassasiyeti yüksek edebi şahsiyetlerden bazılarının toplumu milli ve manevi noktada motive eden,

Tabiri caiz ise değerlerin kıymeti harbiyesinin öğrenilmesi, hatırlanılması ve değer bilirlik çıtasının yükseltilmesi noktasında kamçılama görevi gören eserlerin yayın hayatına kazandırılarak birer tanede teveccüh buyurup şahsımıza takdim edilen 3 eseri kendimizce sizlerin bilgisine sunalım istedik.

Bu eserler; haylı zaman oldu elimize geçeli ama bir türlü değerlendirme imkanı bulamadık. Malum olduğu üzere haftada bir yazmanın, ülke gündeminin sık sık farklılık arz etmesi sebebiyle gündeme getirmemiz gereken bazı konular gibi kitap tanıtımları da haliyle gecikebiliyor.

Bugün; elimize geçen eserlerden 3’ nü kendimizce sizlerin bilgisine sunmaya çalışacağız. Bunlardan ikisi; milli ve manevi değeri yücelten, kadir ve kıymeti öne çıkaran, okurken duygulandıran ve aynı zamanda düşündüren, gözü yaşlı ve biraz özlem biraz sitem dolu şiirlerin olduğu şiir kitabı,

Bir diğeri de bizleri yoktan var kılan, her şeyimizle ona muhtaç olduğumuz Cenabı Allah’ın isimlerinin hikmeti, anlamı hikayeleştirilerek yani manevi anlamlar yükleyerek insanı etkileyen akışkan bir tarzda yazılmış manevi ağırlıklı bir eser. Bunları bize takdim sırasına göre değerlendirmek en doğru olandır diye düşündük.

                                                          AZAP YOLU

Kişilerin ifadeleri, icra ettikleri ve ettirdikleri sanatı, konuşma tarzları, mimikleri, bakış ve dinleyişleri, geçmişi anlattıkları anlar ve haller, onların hayatta ne ve nasıl yaşadıklarını ortaya koyandır.  

Bu eser; dış kapağında kompozisyon olarak değerlendirilen Demir Yolu ve ufkunda ki puslu görünümden de isminin niçin Azap Yolu koyulduğu anlaşılmaktadır. O nedenle eser; ikinci ismiyle Gözü Yaşlı Şiirler olarak ifade edilmiştir. Bu eser; Gözü Yaşlı şiirleriyle acıyı, kederi, hüznü, sitemi, bir nevi isyanı olduğu gibi sevgiyi, kadirbilirliği, vefayı da ifade eden bir eser.

Sonsuz ama asıl ebedi mekan olan ahrete yapacağı yolculuğun mesajını veren şairin iki kıtalık sözüyle başlayan eser; hayatın acılarıyla yaşadığı anları anlamlı bir dörtlükle kısaca açıklayan, şiir ve ben başlıklı yazıyla da şiire olan merak ve başlayışını ifade eden, şiirin efsunlu güzelliği başlığıyla da şiiri anlatan kısacık bir yazıyla başlayan;

Saygıya, sevgiye, ecdada olan vefaya, aile fertlerine özellikle de çocuk ve torunlarına olan bağlılık ve doyumsuzluğunu, hasreti dile getiren şiirlerin yanında hayatının acılarını anlatan, vatan ve millet sevgi ve sevdasını ifade eden, ince ince akan gözyaşlarını ve gönlünden atamadığı sitem ve isyanı yansıtan şiirlerin yer aldığı bir eser bu eser. Merhum Aşık Veysel misali ‘’Uzun ince bir yoldayım’’ der gibi tren raylarını ufka açmış, acılarını yüreğine gömmüş, hayatı tozpembe gösterircesine azap yolunu pembeleştirerek sunan ağırlıkla acı ve sitem dolu şiirlerin olduğu bu eserin okunması çok şeyler kazandırır insana diye düşünüyoruz.

Acıyı, kederi, hüznü ve sitemi ve bunların bir arada nasıl yaşandığını bilmek, bunlara rağmen hayata tutunmanın inceliğini öğrenmek isteyenlere biçilmiş kaftan misali, Bestelenmiş ve Türk Sanat Musikisine uyarlanmış, klibi çekilmiş, CD. si yapılmış şiirlerin bulunduğu, ömrün anatomisini dolayısıyla yaptığı söyleşiyi, vedayı ve duayı dile getiren, varlığı ve varlık sonu yokluğu hatırlatan şiirlerin olduğu duygu yüklü bir eser. Bu eser; nefse ağır gelse de farklı bir güzellik içeren konulara parmak basıldığı ve dolayısıyla nefsin ıslahı noktasında ders verici olduğundan sık sık okunmasında fayda gördüğümüz bir eser.

Şiir duyguların dışa vurumu ve yansıması değil mi? O halde acıların dışa vurumu ve yansıması nasıl olurmuş bilin bakalım deriz bu eseri okuyarak. Bu kıymetli eseri yayın hayatına kazandıran ağabeyimiz, edebi şahsiyet şair, yazar Sn. M. Şükrü BAŞ’ tır.

                   ALLAH DE YÜREĞİNLE BİR ESMA DOLANSIN DİLİNE

Kainatı bir sevgi uğruna var kılan, var kılarken de ilk yaşanan söz olurken ve ardından her şeyi ihsan kıldığı kulunu (insanı) yaratırken sözü ona ayrı bir nimet olarak sundu yüce yaratan, Zülcelal olan Yüce Allah.. Sonra kelam yani söz kaleme, kalemden kitaba dönüştü, ilahi kitaba... Sonrasında ilahi kitap birden fazla beşeri kitabın oluşumunu sağladı. Tıpkı; ilahi eserden alınıp farklı anlamlar yüklenerek zengin ve anlamlı, manevi ağırlık içeren bu beşeri eser gibi…

Bir eser; içeriğine girmeden dış baskısına, yani kompozisyonuna baktığınızda içeriğinin ne olduğunu, ne olabileceğini az çok ifade eder. Dış baskısında Eşrefül Mahlukat olarak yaratılan insanın; sıtk, sadakat ve yüreğinden kopan fırtına ile iki elini göğe kaldırarak içten yaptığı her halinden belli bir tarzda yalvarış ve yakarışı simgeleyen figürle içeriğinin Allah’a yalvarış, yakarış ve 99 ismiyle zikredişini anlatan ifadelerin yer aldığı bir eserin olduğunu anlamamak mümkün değil.

Bu eser; Ol deyince olduran, yeri göğü yoktan var kılarak sevgi ve rahmetle dolduran, her şeyimizle O’na muhtaç olduğumuz Yüce Allah’ın değil 1-2-3 ismiyle tam 99 ismiyle yani Esmaül Hüsna ile okuyuculara hitap eden, bu isimleri öyküleştirip örneklemelerde bulunarak akıcı bir üslupla kaleme alınmış etkileyici bir eser.

Bu eser; okunduğunda Allah’ın 99 ismini zorunluda olsa zikrettirici, insanı tesbihata yönlendirici ve bir o kadar da tefekküre daldıran, hayatın sonsuzluğunu hatırlatıp ebedi hayatın ahret hayatı olduğu gerçeğini vurgulaması bakımından çok önemli bir eserdir. Şahsım olarak manevi anlam ve mana bakımından bugüne kadar okuduğum eserler içinde önemli gördüğüm bir eserdir bu eser.  

Kısa ve öz olarak ifade etmek gerekirse; bıkmadan ve usanmadan tekraren okunmak istenen, evinizde ve çantanızda ayırmayı düşünmeyeceğiniz kadar kıymetli bir eser… Bu eseri okuyup Allah' ın emir ve yasaklarını hatırlamamak, ilahi kelimetullah üzere bir yaşama tutunmamak mümkün değil eğer bu eseri okuyan kalp taşlaşmamış ise…

Bu eser; sadece yaradanın 99 ismini açıklamaktan kaim değildir. Kur’an dan ayetlerin bulunduğu, duaların yapıldığı, şiirin de mevcut olduğu bir eser.

Bir eseri yazmak veya meydana getirmek ayrı bir hal, eserde sunulanı icra etmek ve onların tatbikatında bulunmak ta ayrı bir haldir. Bu eser de öylesi bir hali hal kılandır. Evde, cepte veya çantada eksik olmaması, her zaman olmasa bile zaman zaman hal üzere olmak adına okunması gerekendir bu eser.

Bu eseri meydana getiren değerli kardeşimiz, edebi şahsiyet Şair, yazar ve Günışığı Gazetesi’nin yazı işleri müdürü Sn. Murat KUŞÇUBAŞI’ dır

                                                      HÜZÜN DİVANI

Her şeyin bir divanı olduğu gibi hüznünde bir divanı vardır. Divanı; toplanma, derlenme, bir arada olmak ve tutmak olarak değerlendirmek gerek. O sebeple hüzün, sadece ve sadece sözle, mimiklerle ifade edilen değil şiir ve yazıyla da ifade edilir ve dile getirilir divan gereği. 

Bu tanıtacağımız eser bir şiir kitabı, hüznün dolu dolu anlatıldığı bir şiir kitabı. Hüznün toplandığı, dile getirildiği şiirlerin yer aldığı bir eser olması hasebiyle adına da Hüzün divanı konmuş

Hemen hemen şiirlerinin tümünde hüzün belirten ifade ve biraz umutsuzluğa düşmüşlük, birazdan öte sitem ağırlıkta. Buda şairin yaşamında, yaşam boyu yaşadığı ve gördüğü olumsuzluklarla alakalı olsa gerek.

Küçük yaşta olmasa da gençlik çağında düştüğü yetimlik girdabında yetimleri anlar, yetimlere ağlar duygusu ağır basmakta şairin şiirlerinde. Şiirlerinde aşk var, hem ilahi aşk hem de beşeri aşk var ve beşeri aşka karşı soğumuşluk var. Aşkı kelimelerde, rüyada arama var, harflerde gömülü aşkı bulma çabası var şairin..

Birçok insanın tadını bilmediği, bileninde yaşamaktan imtina ettiği, sevgiyi sunan ve doruğa çıkaran öpmeyi güzelliklerde güzelleştirmesi ve yaşanması gereken bir güzellik olduğunu hatırlatması var.

Şair; bu eserde ki şiirleriyle taş medreselerde yaşanılanı, sevginin ve aşkın varlığını ve bunlara karşı vefayı anlatır. Zamanı tahlil ederken enaniyetten uzak, ben değil bizi öne çıkarmayı yeğleyen, babaya olan özlem, anneye olan sevgi ve sadakat çıkıyor ön plana.. Ahlarda bulunmuş, çektirilen kahırları şiire yansıtılmış bu eser; tam anlamıyla hüznü ve hüzünleri içeren şiirlerin var ve ağırlıkta olmasıyla bir nevi hüznün varlığını yansıtır.

Hayat bir divan. Hayata geliş, divana geliş ve divanda duruş olduğu gibi hayatın sonu da ebedi divana dönüş gibi düşünülürse ki öyledir hayat içre divanlar gibi hayatta yaşanan olumsuzlukların doğurduğu hüznünde divanı var demektir. İşte bu eser; bize hüznün divanının varlığını anlatmakta. Hayatta her şeyi bilmek güzeldir, hüznü bilmekte o kadar güzeldir. Çünkü onda ayrı bir hayat ve hayat dersi vardır.

Hayatta ders çıkarmanın yollarından biri de hüzündedir. Hüznü bilmek ve ders çıkarmak isteyenlerin başucu kitabıdır diyebiliriz bu esere şiir kitabı olması hasebiyle. İnsana bir şeyler öğreteceğine inandığımız bu eseri meydana getirip yayın hayatına kazandıran kadir ve kıymet bilir kardeşimiz, edebi şahsiyetimiz, şair ve yazar Sn. Recep YILMAZ’ dır.

Bugün hasbelkader kendimizce değerlendirmeye çalıştığımız eserleri meydana getirip geleceğe taşınması noktasında yayın hayatına kazandıran ve lütfedip bizlere takdim eden müelliflerine ki; bunlardan biri, milli ve manevi değerlerine son derece bağlı, saygı duyduğum, hürmette kusur etmemeye çalıştığım, gözü yaşlı şiirlerin sahibi ağabeyim ve hürmete değer bir edebi şahsiyet olan M. Şükrü BAŞ’ a, milli ve manevi değerlerine bağlı ve o çerçevede bir yaşam sürme azminde olup geleceğe ışık tutup yön veren eserlerin sahibi, sevgimizi kazanmış, gönlümüzde yerleri olan, kadir ve kıymet bilir kardeşlerim Murat KUŞÇUBAŞI ve Recep YILMAZ Bey’ lere yani sevgiye değer her üç edebi şahsiyet olan bu değerlere;

Yüreklerine sağlık, kalemlerine kuvvet der, teşekkür eder, hayırlı uzun ömürlerle daha nice eserler meydana getirmelerini temenni ederiz.

                                                      AYETLET

*Allah, inanıp da yararlı işlerde bulunanlara bağışlama ve büyük mükafat olduğunu vaat etmiştir. Maide:9

*İnkarcılar ve ayetlerimizi yalanlayanlar işte onlar cehennemliktirler. Maide:10

 

                                                              GÜZEL SÖZLER

*Şiir, Karacaoğlan’ın dili, Aşık Veysel’in gözü, Kerem’in Aslı’sına ilan-ı aşkıdır. Mehmet Şükrü Baş

*Ekmek bölüşmek gibidir vakti bölüşmek. Biri karnı doyurur diğeri ruhu. Recep YILMAZ

*Ruhun, gönüllerin güneşi, bir esmada gizlidir. Kulun uyanışı esma’nın sırrında. A. Murat KUŞÇUBAŞI

 

 

 

YUNUS GİBİ

Öğle bir dünyada yaşıyoruz ki
Veysel’in, Yunus’un dünyası değil.
Kirlendi âdemin eliyle dili
Artık eller eli yunası değil.
     Dil dersen bir başka doğrudan uzak,
     Hak ve hukuk üstü, örtülü tuzak.
     Oysaki toprağın, altı da toprak
     Biz neresindeyiz o belli değil.
Gönül dersen yaslı, sevgiden yoksun
Matemi kimedir o belli değil.
Mademki can emanettir bu tende
Teslimat ne zaman o belli değil.
     Her sabah güneş doğar gün kararır,
     Kor düşer gönlüme, gönül kararır.
     Bir kul ki el açar Hakk’a yakarır
     Dualar kimedir? O belli değil.

Mehmet Şükrü BAŞ/Elazığ

 

 

UNUTMA

Çalap, desende Allah,

Rab, desende Allah,

Tanrı elbet uludur,

Hesap kesen de Allah.

     Mevla, desende Allah,

     Sultan, desende Allah,

     Tanrı elbet Aliyy’dir,

     Yelde esende Allah.

Şafi, desende Allah,

Kafi, desende Allah,

Tanrı elbet Veliyy’dir,

Dertte, tasanda Allah.

     Hannan desende Allah,

     Mennan desende Allah,

     Tanrı elbet Ganiyy’dir

     Tabiat yasanda Allah.

Celal, desende Allah,

Celil, desende Allah,

Tanrı elbet Baki’dir,

Bak gör, us’unda Allah.

     Yezdan desende Allah,

     Hüda desende Allah,

     Tanrı elbet Cami’dir,

     Kulun hissinde Allah.

Mün’im desende Allah,

Mü’min desende Allah,

Tanrı elbet Sani’dir,

Her bir desende Allah.

     Mabud, desende Allah,

     Kabıd, desende Allah,

     Tanrı elbet Semiı’dir,

     Canı ensende Allah.

Kadir desende Allah,

Kerim desende Allah,

Tanrı elbet Malik’dir,

En son nefeste Allah.

     Mucid, desende Allah,

     Muhsin desende Allah,

     Tanrı elbet Sahib’ dir,

     Fettah, yeis’te Allah.

Kemal desende Allah,

Cemal desende Allah,

Tanrı elbet Bari’dir,

Hay’da, Bais’te Allah.

     Ezel desende Allah,

     Ebed desende Allah,

     Tanrı elbet Nafi’ dir,

     Sermendi Şems’te Allah.

Meşkur desende Allah,

Şekur desende Allah,

Tanrı elbet Afüvv’ dür,

Dildeki sus’ ta Allah.

     Bin bir isimde Allah,

     Alem, Muhsin’de Allah,

     Tanrı elbet Kaviyy’ dir,

     Gönülde, seste Allah.

A. Murat KUŞÇUBAŞI

 

ÖPMEK

Kuşu kanadından

Çocuğu yanağından

Anneyi yüreğinden

Deliyi gözlerinden

Dertliyi sözlerinden

Mecnun’u eleminden

Kahveyi telvesinden

Kaderi cilvesinden

Aşığı sazından

Güzeli nazından

Dervişi niyazından

Gülü goncasından

Şairi mısrasından

Kitabı tam ortasından

Öpmek…

Recep YIMAZ/Eazığ

 

   AŞEKA

Ey aşeka

Durma, sar beni

Ruhum azapta

     Ey aşeka

     Sana gel/e/medim ya

     Mühürlettim kalbimi.

Recep YILMAZ/Elazığ

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm
03Ekm

Eylül’de hazanlaşmayan!..

27Eyl

Biz korkuyoruz!..

20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.