ZÜLFÜYARE DOKUNALIM


                                                               GÖNÜL TAHTINDAN

                                                       ZÜLFÜYARE DOKUNALIM

Millet olarak iyi veya kötü birçok haslete sahibiz. Peşinen şunu belirtmekte yarar var. O’ da kötü veya yanlış hasletlerimizden çok, iyi hasletlere çok daha fazla sahip, iyi hasletleri kat kat fazla olan bir millet oluşumuzdur Türk Milleti olarak.

İnsanların kendi kendini eleştireni, nefis muhasebesi yapanı, hep yukarılara bakmak yerine arada birde olsa aşağıya bakanı daha hayırlı, daha değerli ve kıymetlidir hep yukarılara bakan ve nefis muhasebesi yapmadığı gibi hep böbürlenen ve her şeyi alkışlayan bir insan olmaktansa diye düşünüyorum.

İyi ve örnek teşkil eden hasletlere kat kat fazla sahip bir millet olduğumuzu yukarıda ifadeye çalıştık. Güzel ve de iyi hasletlere fazlaca sahip bir millet olduğumuzu geleceğin nesline örnek teşkil etmesi bakımından belirli aralıklarla da olsa dillendirmekte yarar olduğu kanaatindeyim. Ancak bu demek değildir ki titreyip kendimize gelmemiz adına kötü ve yanlış hasletlerimizi, her yönümüzle bir bütünüz düşüncesine kapılmamak için eksik ve gediklerimizi de dillendirmeyeceğiz.

Bazen, hep iyi hasletlerimizden bahsetmek yerine; bizleri mutsuz kılan, olumsuzlukların yaşanmaması ve düzelmesi adına bazen kötü veya yanlış olan hasletlerimizden, birilerinin daldığı uykudan uyanması, unutur gibi davrandığı olumsuzluğu hatırlaması noktasında eksik ve gediklerimizden de bahsetmek daha doğru ve daha akılcı olur.

Okumayan, okuma oranı düşük, okuyanlarında çoğunluğunun okuduğunu anlamayan,

Teşekkür (Şükür) etmeyi pek bilmeyen,

Özür dilemeyi zul sayan,

Kendini eleştirmeyen ve nefis muhasebesinde bulunmayan,

Hep yukarılara bakıp aşağıları görmeyen,

Hafıza-yı beşer (Unutkan) bir millet olmakla beraber,  

Son zamanlarda milli ve manevi değerlere karşı duyarsız kalan,

Özelliklede bu son dönemlerde hayatı, yaşadığımız alanı ve çevremizi tozpembe gören bir millet olduğumuz gibi Yahudi’lerin İslam toplumuna şırınga ettiği nemelazımcı bir düşüncenin sahibi ve bundan mütevellit (Dolayı) yaşananların topluma uygunluğu düşünülmeden her şeyi alkışlayan,

Yani icraatlerin daha iyi, daha doğu işlemesi adına Zülfüyare dokunmak (Eksikleri, gedikleri ve yanlışları kişi ve kişilere, kurum ve kuruluş yetkililerine hatırlatmak) yerine ‘’Sen çok yaşa padişahım ‘’ misali alkışçı bir millet olup çıktık Türk Milleti olarak.

Ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı, varlığımızın menbaı ile dost ve sevdiklerimizin var olduğu veya yaşadıkları illerde milleti rahatsız eden ve edecek olan olumsuzlukları hem bulunduğumuz ortamlarda hem de yazılarımızda dile getirip zülfüyar’ e dokunmaktayım. Bunu da okuyucularımızın bizlere yüklediği sorumluluğun gereği olarak yapmaktayım.

Genel sıkıntıları, vatandaşların büyük çoğunluğunun rahatsız olduğu konuları, muhataplarıyla dertleşmek ve onlara hatırlatmak adına bu başlık altında yazarak dillendirmek daha doğru ve yerinde olur diye düşündüm.

Peki; kimin, kimlerin zülfüyar’ ine dokunmamız gerekir?

Kime, kimlere olacak?

Tabii ki zülfüyar’ ine dokunacağımız kişi ve kişiler öncelikle bizleriz, bizlerden vekalet alarak bizleri idare eden Cumhurbaşkanı’ndan- Başbakan’ına- Bakanlardan- Siyasi parti başkanlarına- bizler adına seçilip görev üstlenen Vekillere- Belediye Başkanları- Toki Başkanı- Rektörler- Hastane Baş Hekim ve Müdürleri- Sivil Toplum Kuruluşları- Basın- kurum amirlerine kadar herkesin ve de tabii ki bizlerin, halk olarak, toplum olarak bizlerin.

Evet,

Eğer bugün; Ülkemizin doğu ve güneydoğusu terör dolayısıyla kan gölüne dönmüş ve gün yok ki 3-5 şehit haberi gelmiyor olsun,

Ajanlar ve canlı bombalar cirit atıp patlamalarda bulunup insanların katline sebep oluyorlarsa,

Ülke olarak dört bir tarafımız ateş çemberi içerisinde ise,

Terör baş ve yandaşlarının içeride olup olmadık pervasızlıkta bulunmaları,

İstihdamsızlık ve bundan kaynaklı işsizlik had safhada ise,

Halen daha atanamayan binlerce öğretmen ve kamu görevlisi varsa ki var.

Bunların hepsi doğru ve özellikle terör noktasında daha iki gün önce Sultanahmet’te patlayan on kişinin ölümüne 15 kişinin de yaralanmasına sebep olan bomba bunun canlı örneğidir.

Bunların sebebi; sayın yetkililerin yıllar önce tüm uyarılara rağmen başlattıkları yıkım projesi gibi işleyen açılım,

Çok fazla ve hatta haddinden çok fazla iyi niyet ve hoşgörü ile devlet ricalini iyi niyet adı altında sınıra gönderip teröristlerin affını sağlayan yersiz taviz,

Göçle gelenlerin kontrolsüz içeri alınmaları ve en etkili caydırıcı unsur olan idamın olmayışı ve dahası değil midir?

Eğer bugün; ülkemizde var olan ve her gün şiddetini arttıran terörün durmamasın sebebi bazı siyasilerin ve parti liderlerinin hamilik yapmasından, dış ülkelerin bir siyasi partisi ve muhalefeti gibi davranmasından, olayları kınamak yerine savunucu ifadelerde bulunmalarından kaynaklı değil mi?

Eğer bugün; Doğuanadolu da Doğuyu batıya- Kuzeyi Güneye bağlayan ve stratejik bir konumda bulunan Elazığ’da ulaşım rahat bir şekilde yapılmıyor,

İnsanlar otobüslerde tıkış tıkış oluyorlarsa ve buna sebep (Malatya’da 600- Erzurum’da 400- en küçük il konumunda görülen ancak Bakan Cevdet Yılmaz sayesinde her geçen gün kat kat gelişerek büyüyen Bingöl’de 300-) Elazığ’da var olan 43 tane Halk otobüsünün yetersizliği ise,

Yine Elazığ’da dijitale çevrilmesi başlatılan su sayaçlarının belediye tarafından 220 TL ye yapılması gerekirken firmalara ihale edilerek kiminin 230 TL, kiminin de 245 TL. ye mal edilmesi,

Yine Elazığ’da yaşlılara, 65 yaş üstü yaşlılara otobüse bedava binme hakkı için verilen kartlar yüzünden bazı otobüs yetkililerinin yaşlılara küfür etmesi, hakarette bulunması,

İnsanları bedava taşıma görevi belediyeye ait olması gerekirken, minibüslere zam yapmayıp bedava taşımacılığı Özel Halk Otobüslerine yüklemenin,

Ülkede terör yaratıp ülkeyi kan gölüne çeviren teröre destek amaçlı yollara ve sokak aralarına bombaların döşenmesine katkı sağlayarak (Diyarbakır-Van-Şırnak-Hakkari-Batman ve gibi…) aş, iş yerine göçü teşvik edip sanki oralarda hayat yokmuş gibi bir takım senaryoların mimarı olması,

Devlet aleyhine icraatlarda bulunup insanları hayatlarından bezdirmek, manevi mekanlara yapılan saldırıları desteklemek ve gibi daha birçok olumsuzluklara çanak tutmak belediyecilik anlayışı mıdır, belediyeciliğe yakışan tarafı nedir?

Eğer bugün; Toki denen kurum varsa ki var ve bu kurumun görevi evsizleri ev sahibi yapmaksa (özelikle emeklileri) insanları herhangi bir STK’ ya üye olmaları noktasında sıkıştırması, ev için kayıt olmak isteyenlerden 50 TL. talep etmesi, parayı alırken herhangi bir makbuz veya belge vermemesi, bunun bir bağış olduğunu söylemeleri kanunun neresine uygundur?

Eğer bugün; Kimi yerde halen daha yapılmamış olsa da birçok yerde yapılmış olan (Elazığ’da) üst geçitlere engelli ve yaşlılar için asansör yapılmamış, yapılanların ise çalışmıyor veya kapalı olması ne ile izah edilebilinir.

Eğer bugün; Elazığ-Bingöl-Diyarbakır ve Malatya’da ki hastanelerde var olan personel yetersizliği nedeniyle personelin psikolojik bozukluk içinde olmaları sonucu hastalara sağlıklı hizmetin verilmeyişi ne ile izah edilebilinir?

(Elazığ’da) bir veya birçok hastanın çekmiş oldukları filmin (MR-Ultrason veya Film) SD’ ni almak üzere başvurduğu Elazığ Devlet Araştırma Hastanesinde tek kuruş ödemeden alırken bir diğer hastane olan F.Ü. Hastanesinde ise 5 TL ödeyerek alması veya orada çalışan bir personelin cebinden vererek alması söz konusu hastanenin bağlı olduğu Üniversite ve hastane yönetimi için zul değil mi?

Yukarıdaki illerde, özellikle de Elazığ’da bulunan hastanelerin önlerinde ki araçların park etmesi hasta ve hasta yakınlarına sıkıntı yaşatırken idarecilik ve yönetimin nesinden bahsedilebilinir?

Evet; İşte halk, işte sorunları ve de işte halkın içinde bulunduğu sorunları, yaşadıkları acı ve kederi çözecek, dindirecek veya dindirmeye en kısa zamanda vesile olacak olumlu ve olumsuz etkili ve yetkililer.

Eğer bugün; Yukarıda sıraladığımız olumsuzluklar varsa, yabancı para yolunu şaşırmış TL. sını ha bire eziyorsa burada sadece bugün zülfüyar’ ine dokunduklarımızda değil hata vatandaş olarak, basın olarak bizde hatalıyız. Demek halk olarak adam seçmesini bilmiyor, vatandaşlık görevinin bilincinde değiliz ve basın olarak ta bir yere, bir yerlere bağımlıyız demektir.

‘’Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin’’ demiş bilgenin biri.

Onca ahali,

Onca vatandaş bir yere gidemeyeceğine göre (bazı yerlerde üç beş aile göç ediyor olsa da) düşünce ve emeli bu devlete, bu millete hizmet olmayıp parçalanmasını isteyenler,

Halkın huzursuz ve perişanlığından medet umarak egosunu tatmine çalışanlar,

Görevini laikiyle yapamayanlar veya yapmak istemeyenler yapamayacakları görevlerini ivedilikle bırakmalı vatandaşlar olarak bizlerde bunu erdemli bir davranış gibi görüp alkışlamalıyız.

Sultan Ahmet Meydanında yaşanan vahşeti şiddetle kınıyor, bu tür olayların yaşanmaması için gerekli caydırıcı önlemlerin alınacağını, müeyyidelerin (İDAM) getirilip uygulanacağını temenni ediyorum.

Edirne Trakya Üniversitesi’ n de öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan hemşehrimiz Mehmet Yabaş’ı; bir dönem görev yaptığı Avustralya’ da yapmış olduğu araştırmalarından birinin AUSTRALİAN NATİONAL UNİVERSİTY tarafından ödüle laik görülmesinden dolayı kutlar, başarılarının devamını diliyorum

 

 

 

                                                                         AYETLER

*Ey Muhammed üzerinde Allah’ın lutuf ve keremi olmasaydı onlardan bir grup seni bile saptırmayı tasarlamışlardı. Fakat onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana hiçbir zarar veremezler. Ve Allah sana Kitab’ ı ve hikmeti indirdi ve bilmediklerini öğretti. Allah’ın seniniüzerinde ki lütuf ve keremi çok büyüktür. Nisa:113

*Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi, iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi emredenler hariç. Kim Allah’ın rızasını kazanmak için böyle yaparsa şüphesiz ona büyük bir ecir vereceğiz. Nisa:114

                                                                

                                                                   GÜZEL SÖZLER

*Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Şeyh Edebali

*Ey dostlar! Bir kimse, Allah’ ü Teâlâ’ nın aşkı ile yanıp yakılarak, bu denizde çok usta bir dalgıç olmadıkça, bundan çok daha derin olan vahdâniyet denizine giremez. Ona girmek için çok usta ve dikkatli bir dalgıç olmak gerekir. Şeyh Ahmet Yesevi

 

                                                     BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?

 

*Trakya Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Elazığ’ lı Mehmet YABAŞ’ ın Australya’ da yapmış olduğu çalışmalarından birinin AUSTRALİAN NATİONAL UNİVERSİTY tarafından ödüle laik görüldüğünü,

 

 

        ÇİZGİ

Baş koyduğum kutlu yoldan

Gayrıya ayak basmazam

Cilasun gönlümden başka

Kimseye kulak asmazam

     Yâr ömrümü yara çekse

     Gözleriyle nara çekse

     Bin ordu karşıma çıksa

     Birinden korkup pusmazam

İçimde haykıran sesi

Susturamaz âlim, asi

Eserken yârin nefesi

Kasırga olsam esmezem

     Ben aşkı tavaf eylerim

     Aşksız âlemi neylerim

     Şairim, hakkı söylerim

     Haksıza karşı susmazam

     Kenan ÇARBOĞA/Sivas-Gemerek

 

GEÇTİ ÖMRÜMÜZ

Eğriyi doğruyu ayırmaz olduk.
Ah ile vah ile geçti ömrümüz.
Yalanı yanlışı anlamaz olduk.
Oh ile of ile geçti ömrümüz.

Bu dünya böyledir; gelip, geçecek.
Ayrılık şerbetini herkes içecek.
Vakit dolunca elbette göçecek;
Ağıtla, figanla geçti ömrümüz.

Güz geldi etrafa hazan çöktü.
Garipler hep, boynunu büktü.
Koca dünya bizlere yüktü.
İnleye inleye geçti ömrümüz.

Emeğin karşılığını bilen olmadı.
Helâlı haramı   çoğu sormadı.
İnsanlara artık güven kalmadı.
Dalga dümen ile geçti ömrümüz
Gıyasettin GÜNEŞ/Elazığ-Palu

 

 

 

 TERÖR VE YANDAŞLARI 
Günü birlik şehittir havadisler 
Yandaşı terörü kanlarla süsler 
Yavşaklar yediği çanağa pisler 
İnsan kardeşlerine saldıramaz 
     Roketler bombalar karakolları 
     Barikat hendekler keser yolları 
     İnsan değiller kahpenin dölleri 
     Sabotaj hiç halkımı yıldıramaz 
Askere polise kurşun sıkılmaz 
Okul cami hastaneler yakılmaz 
Devlete düşmanı gibi bakılmaz 
Nüfus kimlikte aslım sildiremez 
     Aynı Allah peygambere inandık 
     Tüten ocaklarda beraber yandık 
     Ta Asya’dan Afrika’ya dayandık 
     Çakallar kimdir bizi böldüremez 
Hatam olur ya insanım beşerim 
Evladına kurşun sıkana şaşarım 
Türk bayrağının altında yaşarım 
Kimse kutsalıma el kaldıramaz 
     Ahmet in sözleri soysuz başlara 
     Beni susturan kavat yandaşlara 
     Gidip vursun başı demir taşlara 
     Domuz kurşunu beni öldüremez 
     Ahmet DEMİR/Elazığ-Keban

 

ÜLKEMİZDE ÜÇ ÇEŞİT İNSAN VARDIR

Ülkemizde yüzde otuz vardır hin

Fitne fesatla olurlar birer cin

Gönülleri kirli dolu nefret kin

Yaygara çıkarır tanımazlar din

     Ülkemizin yüzde yirmisi cahil

     Anlamadan karıştırırlar zibil

     Yularsız koşarlar sallarlar mendil

     Yol gösterenlerle olurlar rezil

Yüzde ellisi taşıyor Türk kanı

Yüreklerinden beslerler İmanı

Doğru yoldalar okurlar Kur'anı

Şehadetle yönetirler vatanı       

     Hinler olurlar İmansızdan yana

     Sokak yakarlar inerler meydana

     Gizli sırları verirler ajana

     Vampirler aşıktır dökülen kana

Cahiller yanlış hedefe koşar

Lokma atılınca yutarak coşar

Okumadan vaaz vermeye başlar

Devletin malını bilmeden taşlar

     Türk kanını taşıyanlar vatandaş

     Yapıcıdır taş üstüne koyar taş

     Mazluma masuma olur arkadaş

     Cihad eder Allah yolunda savaş

Tanı ey vatandaş dostunu tanı

Unutma yıllarca dökülen kanı

Asitli kuyuda eriyen canı

Var gücüyle bastıralım isyanı

Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan

 

                 GİDERKEN

Gün gelir ki ben de göçer giderim

En son ayrılığım nereden başlar

Ne umudum kalır, ne dileklerim

Ne karşıtlar olur, ne de yandaşlar

     Acı vermez acı çekmez olurum

     Dili dikenliler üzemez beni

     Alacak verecek bilmez olurum

     Falanlar filanlar ezemez beni

Dünyada kalanlar ayrı bir durum

Onlar sırasını savar da gider

Mezarda vatansız en büyük korkum

Allah göstermesin ölümden beter

     Takip etmek için yurt ocağını

     Bir selvi dikiniz başım üstüne

     Zirvesine asın al bayrağımı

     Birde iplerini verin elime

 Tuncer SÖNMEZ/Tunceli-Hozat

 

Karakoçan'ın İnsani ve de Tabi-i güzelliklerine ithafen...

KARAKOÇAN BENİM
Ben şafak sökerken köprü caddesindeki Deli Eme idim,
Boşaltılması gereken kamyon yükünde Ğero,
Evin yolunu arayıp bulmaya çalıştığım zaman Kör Hafız,
Bir kağıtta, sokak sokak mektup okumaya çalışan Gıllor idim.

Nefes almak için manzarasında bakınca pilav tepeydim,
Keklik sesini duymak istediğimde Özlüce yamaçları,
Yanına oturup dertleşmek istediğimde annemin mezarı,
Kuş bakışı bakınca ilçeme, Goman idim.

Vücuttaki pis kanı atmak için Bahçecik’ teki sülüklü su idim,
Böbrek taşlarını eritmek için, Kızılca’daki tuzlu su,
Sakin bir manzara altında şifa verdiğimde Bağın,
Buram buram kaynayıp tesir ettiğimde Golan idim.

İlçeme bir şey verdiğimde Molla Nurettin idim.
Bakkal dükkanında ki sandalyede Hayrettin Aksoy,
İnşaatlarda kapı pencere takarken Heci Emin,
Manifaturada elinde makasla bekler iken İsmail Demir,
Camisine, talebesine yardıma koştuğumda Meme AQE idim…
Ayhan AKBABA/Elazığ-Karakoçan

 

 

 

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Eyl

Edebi Şahsiyetler-8-

13Eyl

Hayat ve sabır

06Eyl

Şahit ve Şahitlik

30Ağs

Yanlış yanlıştır…

16Ağs
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.