ABD’nin Müslümanları ’hizaya getirme’ operasyonu


“Türkiye’nin İslamcı çevreleri hizaya sokması gerekiyor.” 
“Türkiye-ABD ilişkilerinde yazılı olmayan bir kod vardır.” 
“İslam kapitalizmin yörüngesine sokulmalıdır!”
“En önemli işimiz İslam’ı dönüştürmek!”
“Müslümanları İslam’ı değiştirmeye ikna etmeliyiz!”
“İslam, kapitalizmin yörüngesine sokulmalıdır."
 Hatırlanacak olursa, 1992 senesinde Müslümanların hizaya getirilmesi için ABD’den ve Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye bir tehdit savrulmuştu. “(1992’de) hazırlanmış olan Morton Abramowitz raporu var. Abramowitz raporunda diyor ki: Türkiye’nin (…) İslamcı çevreyi hizaya sokması gerekiyor. Bunlar yapıldığı takdirde Türkiye 2000 yılına bölünmeden girer. Bunu yapmadan 2000 yılına girmeye kalkarsa Türkiye bölünür. 2000 yılını da göremez. Bu kararı doğrudan doğruya Avrupa Birliği ve NATO birlikte almışlardır.” 
Türkiye’de İslami kesimlerin hizaya getirilmesinden maksadın, Müslümanlarda ABD kontrolüne yolların açılması olduğunu anlamak zor değildi. Nitekim Türkiye’ye yönelen bu tehditten sonra, Türkiye’de 28 Şubat süreci yaşanmış, ardından da, “Müslümanları hizaya getirecek” ABD programlarının ve projelerinin ayak sesleri duyulmağa başlanmıştı. 
“DARBEYLE İLGİLİ ABD
EMİRLERİNİN BELGESİ ELİMİZDE!”
Darbenin 13. yıldönümünde ESDER tarafından İlci Otel'de düzenlenen “28 Şubat ve Ticari Hayata Etkileri” konulu konferansta konuşan Rahmetli Necmettin Erbakan, Refahyol'un ABD ve İsrail'in menfaatleriyle uyuşmadığı için, görevden alınması için düğmeye basıldığını, ABD Devlet Başkanı Savunma Başdanışmanı Alan Makovsky'nin bu konuda bir çalışma yapıp, raporu 300'ler Meclisi'ne sunduğunu ve onayladığını ortaya koymuştu. Gizli ve şifreli olan ABD planı, kısa süre sonra özel kanallardan Türkiye'ye ulaşınca Erbakan tarafından kamuoyunda paylaşıldı. Makovsky'nin hazırladığı plan; daha sonra tarihi 28 Şubat MGK'sında hükümetin önüne getirilen 18 maddelik irtica ile mücadele eylem planının tıpa tıp aynısı çıktı. 
Merhum Erbakan'ın açıkladığına göre, asıl belge, ABD Dışişleri Bakanı Warren Cristopher'ın 1996 Ekim'inde Ankara Büyükelçisi Marc Grossman'a yazdığı gizli ve şifreli mektupta, hükümetin işbaşından uzaklaştırılması için askeri kanadın zorlanması ve bunun için plan yapılması isteniyor. Mektubun önemli bölümlerinin tercümesi şöyle: 
"Departmanımız, Türk Hükümetinin millî eğilimlerinden ve Başbakan Erbakan'ın İdeolojisinden ilham alarak dış politikayı Batı'dan ayırıp Arap ve Müslüman Dünyasına doğru yeniden yönlendirmesinden dolayı derin endişe içerisindedir. Kanaatimizce, Türkiye'nin İran, Irak, Libya, Nijerya ve Sudan ile bağlarını kuvvetlendirmek konusundaki mevcut tutumu, bizim millî menfaatlerimize aykırıdır (düşmancadır). Doğru yol Partisi, Erbakan'ın radikal İslami söylemlerini (taahhütlerini) Ilımlılaştırmada başarılı olamadığına göre, kendisinin Refah Partisi ile koalisyonu verimsiz görünmektedir. (…) Türkiye, Birleşik Devletlerin Anahtar Stratejik ortağı olarak kalmak Mecburiyetindedir ve onun bu pozisyonunu gerçekleştirip sürdürmedeki başarımız,  Bizim millî menfaatlerimizi doğrudan etkileyecektir. Türk Askeriyesi, bu sonucu Elde etmeye doğru daha büyük çaba sarf etmesi için harekete geçmeye Zorlanmalıdır. Bu konudaki aksiyon planlarınızı ve yorumlarınızı bekliyoruz." 
ABD’DE “28 ŞUBAT” DARBESİNİN 
PLANLANDIĞI GİZLİ TOPLANTI
Gazeteci-Yazar Cengiz Çandar, 28 Şubat’la ilgili Taraf Gazetesi’ndeki röportajında darbenin bilinmeyen detaylarını ve boyutlarını ortaya koyuyor: 
“ABD, (…) 28 Şubat darbesini destekledi. Post-modern darbeyi destekledi. Ben buna tanık oldum. 1999-2000 yıllarında Amerika’daydım. Türkiye’yle ilgili müşterek bir kitap yazımı projesine katıldım. Kitabın çeşitli bölümlerinin yazarları toplantı yapıyoruz. ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz kitabın editörü. İsrail lobisinin düşünce kuruluşu Washington Institute’ın Türkiye bölümünün başında olan Alan Makovsky de toplantıda. Makovsky sık sık Ankara’ya gider gelir, Genelkurmay’a girer çıkardı. Kahve molasında Makovsky Abramowitz’e “Sen yedinci kattaki toplantıda niye yoktun” diye sordu. Ben “ne toplantısı” diye merak ettim. Meğer 12 Mart 1997 günü Washington’da dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın çağrısı üzerine Bakanlık binasının yedinci katında Türkiye ile ilgili bir toplantı yapılmış. 
Bu toplantı, 28 Şubat kararlarının alındığı MGK toplantısından hemen iki hafta sonra düzenlenmiş. Hatırlayın... Refah-Yol, haziranda iktidardan gitti. Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle hepsi toplantıdaymış. Türkiye’ye ilişkin olarak ne yapılmalı, o toplantıda konuşulmuş. O toplantıdan çıkan genel eğilim, “doğrudan askerî bir darbe olmadan bu hükümet gitmeli” olmuş.”
“TÜRK-ABD İLİŞKİLERİNDE
YAZILI OLMAYAN BİR KOD VARDIR”
Cengiz Çandar, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bilinmeyen bir boyutunu, 28 Şubatı tayin eden Amerikalılardan Abramowitz’in ağzından şöyle naklediyor: “Ben sordum. “Amerika, tekerine çomak sokanı ekarte eder ama Erbakan size bir şey yapmadı. Amerika’nın büyük ulusal çıkarlarını tehdit etmedi. Aksine onun zamanında İsrail’le ilişkiler gelişti. En önemlisi Saddam kuvvetlerini Kuzey Irak’a soktuğu zaman, CIA ile irtibatlı olduğu iddia edilen beş bin Kürt’ün Türkiye üzerinden çıkartılıp Guam Adası’na gönderilmesinde size destek verdi” dedim. Abramowitz, “Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz” dedi. Erbakan ilk dış gezisini, kendisine yapma dendiği halde İran’dan başlattı. İkinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptı.” 
BUGÜN DE ABD İLE İLİŞKİLERDE
“YAZILI OLMAYAN KOD” VAR MIDIR?
Abramowitz’in dediği, “Türkiye ile Amerika arasında yazılı olmayan kod” bugün de var mıdır? 
Bugünkü iktidarlarda da kayıtlarda bulunmayan böyle bir hizalama ve müdahale varsa Türkiye’deki olayları ve gelişmeleri medya ve basında yansıtıldığı gibi görmemek ve değerlendirmemek gerekir.  
Abramowitz’in dediği doğruysa, 28 Şubat Darbesi’nin radikal yönteminden sonra İslam anlayışlarını ve İslami kesimleri “hizaya getirme” operasyonları tamamen yumuşak, sessiz ve sinsi bir formatta, kitleler ve cemaatler ikna edilerek, kendi iradeleriyle gerçekleştirilmiş olmalıdır.
ABD: İSLÂM KAPİTALİZMİN 
YÖRÜNGESİNE SOKULMALIDIR
Amerikalı Leonard Binder bir kitap yayımladı: Islamic Liberalism (Chicago University Press, 1988). Kitabın mesajı şuydu: 
"İslam dünyasında güçlü bir İslamî liberalizm olmadan, burjuva devletleri ortaya çıksa bile, siyasî liberalizm başarılı olamaz." Neydi İslamî liberalizm? Binder'ın cevabı gayet netti: (…)Bugünün görevi, diyordu, "dinin, rakip bir toplumsal kuvvet tarafından kullanılmasına imkân verilmeden, burjuva ideolojisinin bir parçası haline getirilmesidir. İslam, liberal kapitalizmin yörüngesine sokulmalıdır." 
ESKİ ABD ELÇİSİ EDELMAN: EN ÖNEMLİ 
İŞİMİZ İSLAM’I DÖNÜŞTÜRMEK
The Economist Dergisi’nin 24 Ocak 2004 tarihli sayısında aynen şu ifadeler kullanılıyordu: “ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman’a göre İslam dünyasında reform (dönüşüm ve değişim) ABD’nin en önemli stratejik girişimidir ve Türkiye’nin başarısı da bunda büyük rol oynayabilir.” 
ABD yönetiminin ideologlarından Dinesh D’Souza, 1995 yılında yazdığı “Irkçılığın sonu” adlı kitabında şöyle diyordu: “Biz İslam köktenciliğini dönüştürmeliyiz. Onları liberalleştirmeliyiz. ABD’nin dış politikası, Irak ve İran’daki totaliter rejimleri yıkıp, Batı’nın kapitalizm, demokrasi ve bilim düşüncelerini oraya taşımaktır.”  
“MÜSLÜMANLARI İSLAM’I 
DEĞİŞTİRMEYE İKNA ETMELİYİZ”
Amerika’daki Siyonist Hıristiyanların buluştuğu American Daily’de bir makale kaleme alan Bruce Walker, Müslümanların Hıristiyan ve Yahudilere duydukları öfkenin mantıksal değil dinsel olduğunu ileri sürerek, Müslümanları, ancak İslam’ı değiştirmeleri yönünde onları ikna ederek yenebileceklerini öne sürmüştür. Walker, “Bizler inanca inançla karşılık vermeliyiz. Müslümanların çoğunu daha rasyonel bir Tanrı’ya inanmaları konusunda ikna etmeliyiz. Onlara onun yerini ikame eden bir şey vermeden ‘İslam’ı terkedin’ demek nafile” demiştir. 
Bu belgeler, ABD stratejisini belirleyen güçlerin İslam dünyasını kontrol edebilmek için ve İslam ülkeleri yöneticilerinin Amerika’nın istediği doğrultuda hareket edebilmesini sağlamak için son dönemlerde nasıl yaptırımlarda ve dayatmalarda bulunduğunu gösteriyor. Sonunda bu güçler, Müslüman yöneticilerinin ABD’nin stratejilerine rahatlıkla tabi olabilmesi için, İslam anlayışlarının Amerika’nın emellerine ve hedeflerine hayır demeyecek şekilde değiştirilmesi ve dönüştürülmesi, üstelik de bu konudaki çalışmaları Müslümanların kendilerine yaptırmayı düşünüyorlar.
KISACASI
İslam dünyasında öncelikli hedeflerden olarak kabul edilen Türkiye’nin ABD’nin hizasına çekilmesi çalışmalarını anlatan bu belgeler insanın aklına şu soruları getiriyor:
“28 Şubat” Operasyonlarının sert ve acıtan yöntemlerinden sonra Türkiye Müslümanlarının temsilcilerinin hizaya çekilmesi girişimleri durmuş mudur veya ABD bu amacından ve hedefinden vaz geçmiş midir?
Yoksa Müslümanlar, sert yöntemler yerine başka yöntemlerle mi “yola” ve “hizaya” sokulmuştur?
Bunu anlamak için pratik bir soru üzerinde duralım ve cevap arayalım:
Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin çoğu yöneticileri, 2001 yılında İslam’a ve İslam dünyasına karşı başlayan Haçlı savaşının 14’ncü yılında bugün, savaşı başlatan ABD’nin düşmanlarını düşman, dostlarını dost kabul etmiş olduklarına göre, nasıl bir yoldadırlar ve hizadadırlar,  bu yola nasıl bir yöntemle sokulmuşlardır?
Sevgiler, saygılar…
herden1950@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.