ABD’nin yalan haber...


  ABD’nin yalan haber

işgalinden nasıl kurtuluruz?

Türkiye tüm stratejilerini ve politikalarını düşmanlarının yalan ve uydurma haberlerine değil, kendi tespit ettiği doğru haberlere ve gerçek bilgilere dayandırması gerekir. Nitekim ilahi kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah bize yalan haberden kurtulmamızı ve doğru haberlere ulaşmamızı emretmiyor mu?

 

Türkiye doğru haber

savaşını nasıl kazanabilir?

 

Okuma biliyor musunuz?

Harfleri, yazıları okuma değil, olayları ve gelişmeleri okumadan söz ediyoruz.

Yani olayların ve gelişmelerin arkasını görebiliyor musunuz?

Meydana gelen, ya da meydana getirilen olayların ve gelişmelerin göründüğünden ya da size gösterildiğinden farklı olan arka boyutlarını görebiliyor musunuz?

Bunları önceden görmeniz ve fark etmeniz, ona göre vaziyet almanız gerekir. Ona göre hazırlıklı ve tedbirli olmanız lazım gelir.

En çok da düşmanlarınıza karşı hazırlıklı ve tedbirli olmak önemlidir, düşmanlarınızın içini okuyabilmektir. Düşmanlarınızın size karşı şimdiye kadar yaptıklarından ve yansıttıklarından, bundan sonra neler planladıklarını ve neler yapacaklarını çıkarabilmektir.

Hele bir devlet adamı iseniz, bir ülkenin geleceği sizin vereceğiniz kararlara bağlıysa, düşmanlarınızı ve dostlarınızı çok iyi okumalısınız, çok iyi takip etmelisiniz.

Yoksa savaşı kaybedersiniz, devletinizi ve ülkenizi kaybedersiniz, düşmanınızın oyuncağı haline gelirsiniz.

Bilindiği gibi, ABD 2001 yılında İslam’a karşı “Son Haçlı Seferi” adıyla bir savaş açmıştı. Bu savaşta tüm İslam dünyasını ve Türkiye’yi hedef almıştı. O düşmanın bütün İslam ülkelerine ve Türkiye’ye karşı neler planladığını ve neler yapacağını anında haberdar olmanız gerekir, hal ve hareketlerinden günü gününe bilgi almanız lazım gelir.

Ancak düşmanı doğru okumak gerekir.

Gerçek boyutları ile teşhis ve tespit etmelisiniz. Düşmanı kendi istediği ve bize gösterdiği şekilde değil, kendi doğru teşhis ve tespitlerimizle kavramalıyız ve yakalamalıyız.

ABD VE İSRAİL’İN, İSLAM ÜLKELERİNİ

YANLIŞ OKUTAN YALAN HABERLERİ

Hatırlanacağı üzere, ABD İsrail ile ittifak halinde İslam’a ve İslam dünyasına karşı Haçlı savaşını başlattığı ilk yıllarda ABD derin devletinin en önemli isimlerinden olan Eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger “Bu savaş, Müslümanlarla Hıristiyanların değil, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır.” [1], "Bizim politikamız onların birbirini öldürmelerini sağlamaktır." [2] demişti.

İslam düşmanları, Müslümanları birbirleriyle savaştırmak için, öncelikle Türkiye’de ve İslam dünyasında basın ve yayın faaliyetlerini, yani haber ve bilgi akışını kontrol altına almışlardır.

Haçlı savaşının başından beri, son yıllara kadar maalesef Türkiye olarak düşmanlarımızı sağlıklı olarak okuyamadık. Onların bizi yönlendirmek için uydurdukları yalan haberlerle hep aldatıldık ve kandırıldık.

“ABD YALAN HABERLERLE

ALDATIYOR, YÖNLENDİRİYOR”

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=133904Nitekim Türkiye Eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi olarak uzun yıllar görev yapmış bulunan Vahit Halefoğlu, 1998 yılında, Türkiye yönetimlerini şöyle uyarmıştı: “Ortadoğu ve diğer bölgelerle ilgili meselelerde ya ABD’den, ya da İsrail’den bilgi alıyoruz. Bu bilgiler Türkiye’yi aldatıyor veya başka tarafa yönlendiriyor. Ne zaman biz Arap ülkeleriyle bir iş yapacak olsak ortaya mutlaka bir şey çıkartılıyor. Çünkü her ülke kendi menfaatini düşünüyor.” [3]

Yıllar sonra, Irak işgali sırasında ABD Savunma Bakanı olan Donald Rumsfeld, Halefoğlu’nun bu açıklamasını doğrulayan bir itirafta bulunmuştur. Kendisiyle röportaj yapan bir gazeteciye Rumsfeld, Churchil’in bir sözüne atıf yaparak, “Savaş zamanında gerçek o kadar değerlidir ki, yalandan muhafızlarla çepeçevre korunması gerekir.” demiş ve “Elbette bilgi verirken yalan da söyleyeceğiz.” [4]şeklinde konuşmuştur.

Aslında ABD, günümüzün tek süper gücü oluncaya kadar geçirdiği sürecin her devresinde ve her dönemecinde dünya kamuoyunu devamlı yalanlarla yanıltmıştır. Süper güç, hem Amerikan halkını, hem de dünya ülkelerini aldata aldata, gerçekleri ters yüz ede ede bugünlere gelmiştir. [5]

ABD, İslam dünyasına karşı başlattığı Dünya Savaşının ilk hamlesi olan Afganistan işgalinde ve ardından gerçekleştirilen Irak istilasında, dünya kamuoyu nezdinde kendini haklı ve meşru gösterebilmek üzere ardı ardına yalan haberler ortaya atmış ve stratejilerini bu uydurma iddialara dayandırmıştır.

ABD sömürgeciliğinin temel unsuru Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon) bu amaçla “Stratejik Etkileme Ofisi”adıyla “Yalan Haber Üretme Merkezi” bile kurmuştur. Bu merkez, The New York Times’de yayınlanan bir habere göre, “yabancı basın yayın organlarına, bilinçli biçimde yanlış bilgi vermek” üzere oluşturulmuştur. “Bilgisayar şebekelerine saldırı, psikolojik faaliyet ve yanıltma’ da bu ofisin çalışma kapsamı içinde bulunuyor.[6] Yalan Haber üreten söz konusu büronun, daha sonra yoğun tepkiler yüzünden kapatıldığı açıklanmasına [7] rağmen, ABD’nin yalan haber oyunu hiçbir zaman bitmemiş, sömürgeci, dünya kamuoyunu, yine aldatmağa ve yanıltmaya devam etmiştir.

“SİSTEME UYMAYAN GAZETECİNİN

MESLEK HAYATI BİTER”

Bütün İslam dünyasını kuşatan sistemde, İsrail ve ABD karşıtı basın ve yayın elemanlarının kimisi öldürülmüş, kimisi susturulmuş ve saf dışı bırakılmıştır.

Noam Chomsky, Edward S. Herman ile birlikte hazırladığı “Medya Halka Nasıl Evet Dedirtir” kitabında sömürgecinin medya ve basın üzerindeki hükümranlığını şöyle anlatmıştır: 

“...Eleştiriye kalkışan gazeteci, ayrıca bir iftira mekanizmasıyla yüzyüze geleceğini ve buradan yayılan iftiralara karşı başvurulacak pek bir yer olmadığını da bilmelidir. Bu gerçekten de engelleyici bir etkendir. Bunun gibi, (...) daha pek çok etken vardır. Sonuç olarak, ortaya ayrıcalıklı ve güçlü kesimlerin gereksinimlerine uymayı teşvik eden güçlü bir sistem çıkar.” [8]

“Propaganda modeli, medya personelinin sistemin isteklerine nasıl uyduğunu, ya da uydurulduğunu anlamamıza da yardımcı olur. Şirket yapılarının dayattığı zorunluluklar ve çeşitli sözgeçlerin işleyişi nedeniyle, ayrıcalıklı kesimlerin gereksinim ve çıkarlarına uyum sağlamak başarının koşuludur. Öteki önemli koşullarda olduğu gibi medyada da, gerekli görülen değerlere ve bakış açılarına sahip olmayanlar ‘sorumsuz’, ‘ideolojiye kapılmış’, ya da bir şekilde ‘yoldan çıkmış’ sayılır ve bir kenara itilirler. Az da olsa istisnalar görülse bile bu model yaygın ve alışılmış bir modeldir. Kendilerini sisteme -belki de oldukça dürüst bir biçimde- uyduranlar bir süre sonra yumuşak bir yönetsel kontrol altında serbestçe görüşlerini ifade edebileceklerdir. Üstelik, haklı olarak üzerlerinde hiçbir baskı hissetmediklerini iddia edebileceklerdir. Medya gerçekten de özgürdür: Tabii, ‘toplumsal amaç’ları için gerekli olan ilkeleri benimseyenler açısından. Yozlaşanlar, devletin ya da başka bir otoritenin ‘uşağı’ olup çıkanlar da vardır ama, bu bir kural oluşturmaz. Kişisel deneyimlerimizden bildiğimiz kadarıyla, bir çok gazeteci sistemin nasıl işlediğinin farkındadır.” [9]

Geçen yıllarda Türkiye’de de aynı sistemin uzantısı olan bir hakimiyet söz konusu olmuştur. Sömürgeciyi rahatsız eden yazılar yazan gazetecilerin ve araştırmacıların esrarengiz suikastlara kurban gitmesi bu hakimiyetin ne düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye bugün hala aynı sistemin kuşatmasından kurtulamamıştır.

ABD’NİN LEHİNDE YAYIN İÇİN

MEDYAYA VERİLEN PARALAR

ABD’nin dünya medyasına ve basınına olan bu hakimiyeti, bugünkü Yeni Dünya Savaşı ortamında, İslam ülkelerinin ve Türkiye’nin medyasında ve basınında nasıl yansıyor ve nasıl bir kontrol sağlıyor, şimdi onu görelim:

Anthony Arnove’un son kitabı ‘Kuşatma Altında Irak’, Washington’un yönlendirmesi doğrultusunda medyanın Irak üzerindeki oyunlarını gözler önüne seriyor. Kitabında, Batı medyasında ABD ile aynı görüşte olan tarafların fikirlerinin yansıtıldığına dikkat çeken Arnove, “ABD hükümetinin medyayı nasıl manipüle ettiği ve medyanın Körfez Savaşı’nda bunlara nasıl boyun eğdiği yeterince belgelenmiştir” diyor. Arnove kitabında şu görüşlere yer veriyor: “Şunu belirtmek gerekir ki Irak’la ilgili haberlerde ABD medyasının Arap ve Müslüman kültürünü her zamanki gibi yanlış tanıtması ve aşağılaması çok belirgin biçimde yansıtılmaktadır. Popüler kültürde Araplar terörist ve şiddet yanlıları olarak resmedilir.” [10]

2003 yılının İlk ayında ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un, her yıl “kamuoyu” oluşturmak istediği bölgelerin medyası için özel bir fon oluşturduğu, Ortadoğu’ya 2003 yılında ayrılan fonun miktarının 600 milyon dolar olduğu ve bu fonun 200 milyon dolarının Türkiye’ye aktarıldığı haberi gazetelerde yer aldı.[11]

“Medyayı fonlama” projesinin merkezinde Türkiye’nin olduğu da vurgulandı. Washington’un çok önem verdiği ve CIA başta olmak üzere ABD gizli servislerinin analistleriyle birlikte hazırladığı medyayı fonlama projesinde, savaş yanlısı haber ve yorumlara yer veren medya kurumlarına maddi desteğin yanı sıra, İslam ülkelerinde aynı misyonu üstlenecek yeni medya gruplarının oluşturulması da yer aldı. Bu çerçevede bazı ABD’li “düşünce kuruluşları” denilen nüfuz kollarının, “haber konseptleri belirleyip İslam ülkelerinde medya kuruluşlarına göndereceği” kaydedildi.

Fonlama kampanyasının Türkiye ayağında ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi Mark Parris’in rol aldığı öne sürüldü.[12]

2003 yılı Ocak ayında, Abdullah Gül Başbakan olarak yaptığı bir açıklamada, ABD’nin, dünyada ve Türkiye’de kamuoyunu savaşa yönlendirmek için milyarlarca dolar ayırdığını söyledi.[13] Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök de, “Amerika belli yazarlara yazılar yazdırıyor, medya kuruluşları vasıtasıyla psikolojik harekâtlar yapıyor.”[14] şeklinde açıklamada bulundu..

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDEN

“KELLELERİ İSTENEN” GAZETECİLER

“İşgal bütün şiddetiyle devam ediyordu. Her gün Irak'tan akıl almaz haberler, sarsıcı bilgiler alıyorduk. Canlı tanıklar ağlayarak telefonda bilgi veriyordu. İşkenceler, tecavüzler, katliamlar, yerleşim birimlerini haritadan silmeler, cami bombardımanları ve daha bir çok şey.  Bir gün bunları yayınladık. Kıyamet koptu. ABD Büyükelçiliği, Eric Edelman müthiş bir öfkeyle karşı saldırıya geçti. (…) Yeni Şafak yönetimine müthiş baskılar yapılıyordu. Günlerce bu baskılarla mücadele ettik. Kendi gazetemizde aleyhimize yazılar yayınlanıyordu. Edelman'la görüşenler soluğu gazetede alıyor, bizzat bana sert tepkiler gösteriyordu. (…) Gazete yönetimi ve sahipleri değil yazarları bu baskıyı yapıyordu. (…) Susturulmamız isteniyordu. Yazılarımıza son verilmeliydi. Ve bu apaçık yapılıyor, bu yönde talepler iletiliyordu. "bu adam ABD ile ilişkilerimizi bozacak, yazılarına son verilmeli" deniliyordu. Birileri, Edelman adına linç kampanyası yürütüyordu. Sadece gazeteciler mi? Adı bizde saklı bazı siyasilerin bu konuda neler yaptığını biliyorduk. (…) Medya, adeta ABD Büyükelçiliği'nden yönetiliyordu. Çok az sayıda insan, savaşa, işgali ve dehşet verici gelişmelere karşı sesini yükseltiyordu. Onların da kelleleri isteniyordu. Yeni Şafak'ta kellesi istenenlerin başındaydım..” [15]

Türkiye’de medya ve basının büyük bir kesimini kontrol eden ve yönlendiren böyle bir sistem vardır.

BU YALAN HABER İŞGALİNDEN VE

KUŞATMASINDAN NASIL KURTULABİLİRİZ?

Kısacası, Türkiye’de ABD’nin medyada ve basında oluşturduğu yalan ve uydurma haber işgali bu şekildedir.

Bu işgal ve kuşatmadan nasıl kurtuluruz?

Bugün bu konuda çalışmalar yapılıyor. Ama bu çalışmalar yeterli değildir.

Örneğin Türkiye’nin, PKK’ya karşı yaptığı operasyonları kadar başarılı, baştan beri arzetmeğe çalıştığımız bu yalan haber kuşatmasından kurtulmaya yönelik çalışmaları da vardır. Bilhassa son zamanlarda basın ve medyada yer alan haber ve bilgi akışı bunu gösteriyor. Ancak bu çalışmalar yeterli değildir.

Zira bölgemizde ABD ve İsrail, çok uzun zamandır hazırlığını yaptıkları ve planladıkları İslam’a karşı savaşı tamamen yalan ve uydurma haberlere dayandıracaklardır.

İslam ülkeleri ile Türkiye’nin çatışmalarını amaçlayan ve hedefleyen bu planın uygulanma süreci şimdiden başlatılmış gibi gözüküyor.

Düşmanın bu adımının,  aynı zamanda Türkiye’nin ABD’ye ve Batı’ya karşılık Rusya ve Uzakdoğu (İslam) ülkeleriyle başlattığı ittifak çalışmalarına bir cevap olduğu gözlerden kaçmıyor.

KISACASI

Türkiye devlet olarak tüm stratejilerini ve politikalarını düşmanlarının yalan ve uydurma haberlerine değil, kendi tespit ettiği doğru haberlere ve gerçek bilgilere dayandırması gerekir.

Nitekim ilahi kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de Cenab-ı Allah bize yalan haberden kurtulmamızı ve doğru haberlere ulaşmamızı emretmiyor mu:

“Bir fasık size bir haber getirdi mi onu araştırınız! Yoksa pişman olanlardan olursunuz.” [16]

Düşmanın yalan ve uydurma haberleriyle aldatılmamak ve yönlendirilmemek için, sonunda pişman olacağımız durumlarla karşılaşmamak için, öncelikle doğru haberlere ulaşmalıyız, gerçek haberlere dayanmalıyız.

Allah yardımcımız olsun! Muvaffak eylesin!

Sevgiler, saygılar!

herden1950@hotmail.com

 



[1] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12001086/yeni-strateji-savasma-savastir/m-hilmi-yildirim

   http://www.skyturk.net/yazar/ahmet-hamdi-ozsarac-sunni-sii-savasi-oku-370.html

[2] Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2006.

[3] Zaman Gazetesi 30.10 1998

[4] Washington Post’tan naklen Vatan Gazetesi, 22 Ekim 2001

[5]Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesi Pearl Harbor baskınıyla ilgili bir yalana dayanır. Yalan olan Japonların Pearl Herbor baskını değil, olayın seyrinde ve Amerikan kamuoyuna aksettirilişinde gizlenen gerçektir. Amerikan kamuoyu, ABD’nin savaşa girmesinden yana değildir. Kitleler, bu savaş bizim savaşımız değil, bizi ilgilendirmez, şeklinde düşünmektedir. ABD’nin hakim güçleri ise ülkenin savaşa girmesinden yana strateji geliştirmişlerdir. ABD Başkanı Roosevelt, Japonların Pearl Harbor baskınını bildiği halde, Amerikan askerlerinin ve donanmasının kırılması ve yok olması pahasına gereken tedbiri almamış ve baskın gerçekleşmiştir. ABD yönetimi savaşa girmek için, “Bu baskına ihtiyaç var!..” demiştir. 

     Yine yıllar sonra ABD’nin Vietnam Savaşına girmesi için de aynı oyun oynanmış, ABD Başkanı Johnson, Amerikan halkını yalan bir haberle aldatmıştır. Kuzey Vietnam gemilerinin ABD gemilerini vurduğu gerekçesiyle başlatılan savaş yaklaşık 10 yıl sürmüştür. “Yıllar sonra, ABD gemilerine saldırı olmadığı ortaya çıkmıştır.”

     Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesi için gösterilen son gerekçe, Pearl Harbor baskını. ABD Başkanı Roosevelt, Japonların bu baskınını biliyordu! ABD’nin savaşa girmesi için, bu baskına ihtiyaç vardı!.. Çünkü, dünyanın gerçek yöneticileri ABD’nin savaşa girmesini istiyordu.

     Yine ABD Başkanı Johnson da, Kuzey Vietnam gemilerinin ABD gemilerini vurduğu gerekçesiyle, Vietnam savaşını başlatmıştı. “Yıllar sonra, ABD gemilerine saldırı olmadığı ortaya çıktı” (Texe Marrs, Entrika Çemberi, s: 110’dan nakleden: Yalçın Doğan, Hürriyet, 14.09.2003)

[6] Vatan, 25 Şubat 2002

[7] Milliyet  27 Şubat 2002

[8] Edward S. Herman ve Noam Chomsky,  Medya Halka Nasıl Evet Dedirtir,  s: 114-115.

[9] A.g.e.: s: 111

[10] Yeni Şafak, 16.01.2003

[11] Yeni Şafak, 16.01.2003, Aydınlık 19 Ocak 2003,

[12] Yeni Şafak, 16.01.2003

[13] Akşam 15.01.2003

[14] Aydınlık 19 Ocak 2003

[15] İbrahim Karagül, Yeni Şafak Gazetesi, 07 Aralık 2010

[16] Hucurat suresi: 6

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.