Bugünkü Müslüman’ın asıl sorunu, zafer


 Bugünkü Müslüman’ın asıl sorunu, zafer

kazandıran Allah’a güvenmemektir

Türkiye’yi ve bütün bölgeyi kuşatmış bulunan, ülkemizi ve İslam coğrafyasını yakmayı hedeflemiş olan Haçlı savaşı karşısında cevabı aranacak asıl soru şudur: tarihimizdeki zaferlerin asıl gücüne nasıl ulaşabiliriz? İslam ülkeleri yöneticilerinin ve Müslüman toplumların, Müslümanlıklarını yeniden gözden geçirme zamanı gelmemiş midir?

Aslında İslam düşmanları çok büyük

değil, Müslümanın ihlası çok küçük!

 

İslam dünyasında, özellikle İslam Konferansı Teşkilatı’nda ABD’nin istediği değişimin ayak sesleri ilk defa 1990’lı yıllarda Körfez Savaşından sonra duyulmağa başlamıştır. Hatırlanacak olursa ABD’nin Irak’a karşı yaptığı bu savaş aslında bir oyundur.

Amerika bu savaşta Irak lideri Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgalini bahane etmiştir. ABD Başkanı olan baba Bush, “Bu çağda bir ülke nasıl başka bir ülkeyi işgal edebilir” diye Saddam’a karşı büyük çapta bir düşmanlık kampanyası başlatmıştır. Halbuki Kuveyt işgali ABD’nin teşviki ve desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Amerikan Washington Post’un haberine göre Saddam Hüseyin ile CIA, Körfez Savaşı öncesinde bilgi alışverişinde bulunmuştur. Daha da ilginç olan, Baba Bush yönetiminin talimatıyla CIA ajanlarının, Kuveyt’i işgal edecek Irak ordusunu teknik ve taktik açıdan eğitmesidir. [1]

Bu danışıklı olaya rağmen ABD’nin tüm dünyaya hükmeden medya gücünün etkisiyle İslam ülkeleri Saddam düşmanlığıyla şartlandırılmıştır. O dönemde, İslam ülkelerinin ve Türkiye yönetimlerinin nazarında “en büyük tehlike” Saddam Hüseyin olmuştur! [2]

İSLAM ÜLKELERİNİN ABD’Yİ

BÖLGEYE DAVET EDEN FETVASI

1991 yılının başında Kuveyt’in ABD’nin gizli bir programı ve yardımıyla Irak tarafından işgal edilmesinden/ettirilmesinden sonra İslam dünyasında “büyük tehdit ve tehlike” olarak düşman ilan edilen Saddam’a karşı, Suudi Arabistan’da bir “Fetva Toplantısı” düzenlenmiştir. Bu toplantıda İslam ülkelerinden gelen temsilciler, sanki İslami bilimlerde otorite bir ulema heyetiymiş gibi, bir “fetva” kararı almışlardır. Bu karar şöyledir: “Saddam tehlikesine karşı İslam ülkelerini korumak üzere ABD ordusu Ortadoğu’ya davet edilmelidir. Bu davet, Kur’an-ı Kerim’e uygundur!”  [3]

Bu fetva, 2001 yılında İslam’a ve İslam dünyasına karşı “son Haçlı Seferi” adıyla savaşa hazırlanmakta olan ABD’nin Ortadoğu’ya yerleşmesine yol açmıştır. Böylece İslam ülkeleri ve İslam Konferansı Teşkilatı Amerika’ya kapılarını açmışlardır.

Bundan sonraki süreçte İslam Konferansında ABD nüfuzu, yıldan yıla daha çok artmıştır. Nitekim bu yüzden ABD’nin, 11 Eylül ile İslam dünyasına savaş açmasına, Afganistan’ı ve Irak’ı işgal edip bölgeyi değiştirecek Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) operasyonlarına girişmesine İslam Konferansı Örgütü’nden ve İslam ülkelerinden ciddi hiç bir tepki çıkmamıştır. 

ABD’YE HAYIR DİYENLERE ABA

ALTINDAN SOPA GÖSTERİLEN ZİRVE

2005’in Nisan ayının ortalarında, Katar'ın başkenti Doha’da yapılan, Washington merkezli Brookings Institution adlı liberal düşünce kuruluşunun düzenlediği,  "ABD-İslam Dünyası Forumu", Amerika’nın, İslam ülkelerini adeta hizaya sokmaya yönelik toplantılarından birisidir. İslam ve Batı dünyasından 35 ülkeden 200'e yakın akademisyen, gazeteci, diplomat, siyasetçi ve resmi görevlinin katıldığı Forum'da, Amerikalı yetkililer, Hamas ve Lübnan Hizbullahı gibi ABD’ye ve İsrail’e evet demeyen İslami grup ve örgütleri 'oyunun kurallarına' uymaya çağırmıştır. Oyunun kuralını ABD şöyle açıklamıştır: “Silahların bırakılması ve savaş yerine demokratik ve siyasi mücadele.”  Toplantıda Müslüman temsilcilerden hiç kimse, ABD Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederek bu kuralı neden çiğnedi diye sormamıştır.

Demokrasi Merkezi Başkanı Radwan Masmoudi, kraldan çok kralcı bir ağızla, “ABD ile doğrudan temas kurma fırsatı değerlendirilmediği takdirde Amerika her an yeni bir politika değişikliğine gidebilir" diyerek, teslimiyetçi olmayan İslami gruplara aba altından sopa göstermiştir. [4]

MEKKE ZİRVESİ’NDE ABD’NİN

TÜM DİNLERE SAYGI DAYATMASI

7-8 Aralık 2005 tarihlerinde, Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) 3. Olağanüstü Zirvesi, ABD’nin İslam dünyasına dayattığı reformların ağırlıklı olarak konuşulduğu ve kabul gördüğü bir toplantı olmuştur. Bu toplantıda, İKÖ'nün tüm dinlere saygı gösterme ve dinlerin lekelenmesine karşı mücadele etme sorumluluğu içerisinde olması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca ABD’nin İslam toplumlarını kontrol edebilmek için, öncelikle dayattığı, kadınların ve çocukların eğitimiyle ilgili reformların yapılması kararlaştırılmış,  İKÖ üyelerine, kadın ve çocuk haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalamaları, gençlik faaliyetleri ve forumlarını teşvik etmeleri çağrısında bulunulmuştur. [5]

İKÖ’DE DİNLERARASI DİYALOG KONUSUNDA

ABD İLE ORTAK ÇALIŞMA KARARI

2006 yılının Ekim ayında BM Genel Kurulu toplantıları sırasında New York’ta ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns’un İKÖ Genel Sekreteri Ekmelüttin İhsanoğlu ile görüşmesinde ABD-İKÖ işbirliği konusunda anlaşmaya varılmıştır. Burns, “Dinlerarası Diyalog ve hoşgörü konularında ortak projeler yapabiliriz” demiş, ayrıca İslam ülkelerinden ve İKÖ’den akademisyenlerin ABD’ye gitmelerini ve “Bilgi alış-verişinde bulunmalarını” önermiş ve “Kültürel Değişim Projesini”nin gerekliliğini anlatmıştır. İhsanoğlu da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısına İKÖ’nün 10 yıllık eylem planını anlatmış ve planın bir kopyasını vermiştir. [6]

İslam ülkeleri Teşkilatının bu toplantılarında Dinlerarası Diyalog konusunda alınan kararların pratik yansımaları da kendini göstermiştir. Suudi Kralı Abdullah 2007 yılının Kasım ayında da büyük tavizler vererek ve alçaltıcı bir şekilde Vatikan’ı ziyaret etmiştir. Ve  Vatikan’ı ziyaret eden ilk Suudi Kral olmuştur. [7]

Bu ziyaretten istenen tek şey, Siyasi ve diplomatik olarak Kilise tarafından İncil’in Suudi Arabistan’a kök salmasının ve kiliselerin dikilmesinin sağlanmasıdır. Bu ifade, Papa II. Yuhanna Pavlus’un “Vatikan’ın Siyasi Coğrafyası” adlı kitabında geçen bir ibaredir. Düzenlenen bu ziyaretten kısa bir süre sonra, 4 ve 6 Haziran 2008 tarihleri arasında Mekke’de  “Diyalog İçin Uluslararası İslam Konferansı” düzenlenmiştir. Bu konferansta, Müslümanların ve Hıristiyanların “aynı ilaha taptıkları” ve bugünkü tahrif edilmiş olan Tevrat ve İncil’in Kur’an ile eş değerde olduğu kabul edilmiştir. [8]

“İSLAM KONFERANSI’NIN EYLEM

PLANI ABD DEĞERLERİYLE ÖRTÜŞÜYOR”

ABD Başkanı George W. Bush’un, İslam Konferansı Teşkilatı'na (İKT) temsilci olarak atadığı Pakistan kökenli Amerikalı Müslüman işadamı Sada Cumber, 2008’in Mart ayında Cidde Zirvesi’nde İKÖ lideriyle görüştükten sonra şöyle demiştir: “Görüşmemizde Ekselansları İhsanoğlu’na İKÖ’nün 10 yıllık eylem planının Amerikan değerleriyle tamamen örtüştüğünü belirttim. Bu planda belirlenen hedeflere ulaşmakta yardımcı olmak üzere ABD’nin maddi kaynaklarını sunmaya hazır olduğunu söyledim.” Cumber, Bush’a Zirve ile ilgili sunacağı raporda, “İKÖ’nün ABD ile çalışmaya hazır olduğunu söyleyeceğini ve İKÖ ile çalışmak üzere her ay geleceğini” ifade etmiştir. [9]

Bir sene sonra İKÖ Genel Sekreteri Prof.Dr. İhsanoğlu da, Washington’da Amerika Barış Enstitüsü’ndeki konuşmasında, örgüt olarak ABD kurumlarıyla birlikte çalışmaya hazır olduklarını söylemiştir. [10]

İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ’NÜN

AMERİKANLAŞMASI VE ADININ DEĞİŞMESİ

Bu örnekler, İslam Konferansı Teşkilatı’nda ABD darbesinin kademe kademe nasıl gerçekleştirildiğini ve örgütün nasıl Amerikancı bir yapıya dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor.

İlk kuruluş amacı, Filistinli Müslümanların topraklarının Yahudiler tarafından işgal edilmesine karşı birlikte tavır koymak ve yurtlarından mahrum bırakılmış Müslümanları yeniden vatanlarına kavuşturmak olan İslam Örgütü, İslam’a savaş açmış bir gücün istediği şekilde hükmen ve ruhen böyle değişime uğradıktan sonra ismen de değişmiştir. 2011 yılı Haziran’ında Kazakistan’da Astana'da toplanan İslam Konferansı Dışişleri Bakanları toplantısında örgütün adı "Organization of Islamic Cooperation" (İslam İşbirliği Teşkilatı) olarak değiştirilmiştir.

İslam dünyasını temsil eden örgütün, kademe kademe gerçekleştirilen ABD darbeleriyle kimliğini, misyonunu ve stratejisini tamamen değiştirmesi, Müslümanların nasıl bir yenilgiye uğradığının göstergesidir.

İslam ülkeleri organizasyonundaki bu değişim ve yenilgiden sonra İslam ülkeleri kaleleri birer birer düşmüş ve ABD’nin eline geçmiştir.

Halbuki ABD 2001 yılında İslam’a ve İslam dünyasına karşı bir “Haçlı Seferi” adı altında savaş başlatmış bir ülkedir. Önce Afganistan ve Irak’a karşı sıcak savaş operasyonları gerçekleştirilmiş, daha sonra bu Haçlı savaşı birden soğuk savaşa dönüştürülmüştür.

Sıcak savaş sırasında da, soğuk savaş sırasında da ABD, Türkiye’yi atlama taşı olarak kullanmıştır.

Soğuk savaş, İslam dünyasının Haçlı dünyasına karşı olan iradesini ve ruhunu öldürmeyi ve yok etmeyi hedeflemiştir. Nitekim bu hedefte büyük çapta mesafe kat edilmiştir. ABD’ye karşı olan ve direnen kaleler birer birer düş(ürül)müştür.

İslam dünyası davayı, -Sarı öküz hikayesinde olduğu gibi- [11] yaklaşık 20 yıl önce Ortadoğu’ya Amerika’yı davet eden, o  “fetva” kararını aldıkları anda kaybetmiştir.

KISACASI

Bugün, Türkiye’yi ve bütün bölgeyi kuşatmış bulunan, ülkemizi ve İslam coğrafyasını paramparça etmeyi hedeflemiş olan Haçlı savaşında İslam düşmanları güçler çok büyük, çok güçlü ve yenilmez değiller, aksine Müslümanların İslami kimlikleri, imanları ve ihlasları çok  küçük ve çok zayıf durumdadırlar. Bu yüzden Müslümanlar, Tarihteki bütün zaferlerin temel kaynağı ve sahibi olan Yüce Allah’a güvenmiyorlar, bunun karşısında İslam’a savaş açmış bulunan İslam düşmanlarına güveniyorlar ve dayanıyorlar.

Bu durumda İslam ülkeleri yöneticilerinin ve Müslüman toplumların, Müslümanlıklarını yeniden gözden geçirme zamanı gelmemiş midir?

 



[1] Aydoğan Vatandaş, Armagedon,Türkiye-İsrail Gizli Savaşı, s: 94-103, A.K.: Meydan, 30 Nisan 1992

[2] Saddam’ın bir CIA ajanı olduğu ve Beyrut’taki ABD Büyükelçilik binasında gizli protokol gereği saray desteğiyle Irak Devlet Başkanlığına getirildiği ve bilahare kadrosunu kurduktan sonra devlet Başkanı olduğu ve yine ABD’nin isteği üzerine İran’a saldırdığı ve Kuveyt’i işgal ettiği. Irak’ın eski Genelkurmay Başkanı ve Saddam’ın Savunma Bakanı General Adnan Tıkriti’nin Mısır’da Arapça yayınlanan hatıratının 40. sayfasında yazılıdır. (M. Necati Özfatura, Dış politika, Türkiye Gazetesi, 26.01.1999)

[3] Bayrak Gazetesi, 16-22 Mart 1991.

[4] Yeni Şafak,15.04.2005

[6] Zaman Gazetesi, 18.10.2006

[7] Star Kıbrıs, 08.11.2007 ö

[9] Milliyet gazetesi, 15 Mart 2008

[11] Bilindiği gibi, kurtlara karşı öküzler kuyrukları bir yerde, boynuzları dışarda olarak topluca bir arada duruyorlarmış. Kurtlar, önce sarı öküzün aleyhine diğer öküzlerle birlik olmuşlar, ittifak kurmuşlar. Kurtlar sarı öküzü hallettikten sonra, diğer öküzleri tek tek öldürmüşler. Böylece hepsini yok etmişler. Öküzler son nefeslerini verirken, kendilerinin ilk defa sarı öküzü kaybettikleri anda davayı kaybettiklerini anlamışlar.

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.