Düşman büyük değil, Müslüman’ın imanı küçük


Düşman büyük değil,

Müslüman’ın imanı küçük

Müslüman, Allah katında kazanamamaya başladığı zamandan bu yana düşman karşısında zafer yolunu tıkamıştır. Kendi elimizle kendimizi Allah’ın yardımından mahrum bırakarak düşmanların tehditlerle bizi kontrol etmelerine yolları açmış olduk. Müslüman, Allah’a inanmış, ama O’na güvenmemiştir. Bu yüzden kendini Allah’ın yardımından mahrum bırakmıştır.

 

Bugün düşmana yolları

açan en büyük tehdit!

 

Geçen yazımızda Türkiye yönetimlerini kuşatan yabancı kökenli düşman güçlerin tehditlerle ve şantajlarla Ankara siyasetini nasıl kontrol etmeye çalıştıklarını örnekleriyle ortaya koymuştuk ve düşmana böyle fırsatlar verip yolları açan asıl büyük tehdidi bu yazımızda açıklamağa çalışacağımızı söylemiştik.

Bu tehdidi açıklamadan önce, şunu özellikle bilmemiz gerekir ki, tarihte Türkiye’nin güçlü olduğu zamanlarda düşmanlarımız bize karşı böyle şantajlarda ve tehditlerde asla bulunamazlardı, böyle davranışlarda bulunmaya kesinlikle cesaret bile edemezlerdi. Çünkü Türkiye, gücünü “herşeye kadir olan” Allah’tan alıyordu. Daha doğrusu Allah’ın yardımını daima hak edecek ve arkasında bulunduracak bir durumda ve konumda hareket ediyordu. Rabbimiz bu zamanlarda meleklerden ordularla yardım ediyordu. [1]

Nitekim tarihteki büyük zaferlerimiz ve başarılarımız hep Türkiye’nin Allah katında kazandığı bu zamanlarda elde edilmişti.

Müslüman Allah katında kazanamamaya ve kaybetmeye başladığı zamanlardan bu yana, düşmanlarımız karşısında zaferlerin ve başarıların yolunu tıkamış oldu. Kendi elimizle kendimizi Allah’ın korumasından ve yardımından mahrum bırakarak düşmanlarımızın tehditlerle ve şantajlarla bizi kontrol etmelerine yolları açmış olduk.

KENDİSİNE DÜŞMANLIK YAPAN

VE HARP AÇAN MÜSLÜMAN

Bütün İslam dünyası gibi Türkiye de İslam düşmanlarına karşı, “Her şeye gücü yeten” Rabbimizin korumasından ve yardımından mahrum kalmanın bedelini ödemeye başladık. Hele 2001 yılında İslam’a ve İslam dünyasına karşı uzun vadeli savaş başlatan ABD ve Batı’nın kamuflajlı harp hileleri karşısında Türkiye ve İslam dünyası bu bedeli daha çok öder olduk.

En çok da düşmanlarımızın bize karşı yapabileceği düşmanlık oyunlarını Müslümanlar olarak biz kendi kendimize yapar olduk maalesef. ABD’nin Haçlı savaşını planlayanlardan Yahudi Kissinger’ın, “Bu savaş, Hıristiyanlarla Müslümanların değil, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır” dediği gibi [2], İslam dünyasında İslam düşmanlarının istediği gibi hareket eden ve onlara istedikleri fırsatları ve kolaylıkları veren bir Müslüman tipi hakim hale gelmeye başlamıştır.

Halbuki tarihte Müslümanlar, Allah’ın yardımları sayesinde bugünkü İslam düşmanlarından çok daha güçlü düşmanlara karşı koymuş ve zaferler kazanmıştır. İslam dünyası bugün de ABD ve ortaklarını Allah’ın yardımıyla rahat yenebileceği halde, zafer ve başarının asıl kaynağına dayanmadığı ve güvenmediği için, bu yönde bir gelişme sağlayamamıştır.

TÜRKİYE’YE ZAFER KAZANDIRAN

YOL NASIL TIKANMIŞTIR?

Müslüman Türkiye, düşmanlarına karşı zaferlerinin ve başarılarının yegane kaynağı olan “herşeye gücü yeten Allah”a inandığı halde O’na güvenmekten ve dayanmaktan vazgeçmiştir. Oysa ki yüce Allah bu konudaki buyruklarını tekrar tekrar ortaya koymuştur:

“Yardım ve zafer Allah’tandır.”  [3]

“Siz eğer (gerçekden) mü'min iseniz (düşmanlarınıza gaalib ve onlardan) çok üstünsünüzdür.” [4]

 “Zafer, aziz ve hakim olan Allah’tan başkasından değildir.” [5]

“Müminlere yardım etmek ve onları zafere erdirmek bize haktır.” [6]

“Kim Allaha güvenip dayanırsa O, kendisine yeter/yetişir.” [7]

“Eğer Allah size yardım ederse, size galip gelecek hiçbir güç yoktur.” [8]

“Allah dilediğine zafer kazandırır. O Aziz’dir ve Rahim’dir.”  [9]

“Ben (kulumu) sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden dilerse ona veririm. Bana sığınırsa onu elbette korurum.” [10]

Bu Kur’an ayetleri açıkça gösteriyor ki, gerçekte zaferleri kazandıran, orduların başındaki kumandanlar değil, onlara o becerilerini lütfeden ve o becerilerini zamanında kullanabilme fırsatını veren ve yardım eden Yüce Allah’tır.

Kur’an-ı Kerim bu mesajlarıyla, İslam düşmanları karşısında devamlı yenilen günümüz Müslümanlarına şu çıkış yolunu göstermiş oluyor: Müslüman öncelikle Allah katında kazanmalıdır ki, düşmanlarına karşı da zafer kazanabilsin ve başarılar elde edebilsin!

Yani Müslüman, önce Yüce Allah’ın yardımına ve zafer ihsanına layık bir konumda olmalıdır!

Peki Müslüman Allah katında nasıl kazanabilir?

Veya Yüce Mevla’nın yardımına ve zafer ihsanına nasıl layık bir konuma gelebilir?

 

TÜRKİYE ÖNCE ALLAH’IN YARDIMA

KOŞTUĞU SEVDİĞİ KONUMDA OLMALI

Kur’an-ı Kerim’de “Kullarım sana, beni sorduklarında (söyle!) Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin dileğine karşılık veririm...” [11] ayeti indiğinde Hz. Aişe (RA), ayetin tefsirini Hz. Peygamber’den sordu. Allah’ın Resulü (SAS):

“-Ya Rab! Aişe’nin sorusuna ne cevap vereyim?” diye dua etti.

Bunun üzerine Cebrail (AS) şu beyanı getirdi:

“-Yüce Allah (CC) sana selâm ediyor ve buyuruyor ki: Bu ayet, niyeti doğru, kalbi tertemiz olan salih kulum hakkındadır. O “Ya Rab!” der, Ben de “Buyur” derim ve onun isteğini hemen yerine getiririm!” [12]

İşte Müslümanların kazandığı zaferlerinde ve başarılarındaki sır budur. Orduların başındaki kumandanlar “Ya Rab!” dediğinde Rabbimiz de “Buyur” demiş, hemen yardıma “koşmuş” ve zaferini ihsan etmiştir.

Nitekim tarihlerimizde zaferlerimizin kazanıldığı savaşlarda, ordularımızın başındaki kumandanların Yüce Allah’a duaları ve yakarışları meşhurdur.

ALLAH KATINDA

KAZANABİLME ŞARTI

Yüce Allah ancak sevdiği konumda hareket eden kullarına yardım eder, zafer lütfeder, başarı ihsan eder.

Peki Rabbimizin sevdiği konumda hareket etmek nasıl olur, neyle mümkündür?

Hz. Peygamber Efendimiz (SAS) şöyle buyurmuştur: “Cebrail’den ihlâsı sordum. Bana dedi ki: Onu ben Rabbimden sordum. Rabbim şöyle buyurdu: İhlâs benim sırlarımdan bir sırdır ki, onu kullarımdan sevdiğim kimsenin gönlüne bırakırım.”  [13]

Demek ki, Yüce Allah katında kazanabilmek ve onun sevdiği konumda hareket edebilmek ancak ihlasla mümkün.

İhlaslı Müslümanlar Allah katında, diğer Müslümanlardan farklı olarak Rabbimiz tarafından korunan ayrıcalıklı ve seçkin olan kullardır.

İhlas, kısaca Müslüman’ın hiçbir şeyi eş koşmadan inandığı Rabbine olan sevgisinin ve bağlılığının aşka dönüşmüş şeklidir, diyebiliriz.

Allah aşkı, ihlaslı Müslüman’ın her şeyiyle Rabbine yönelmesi ve kendisini O’na adaması demektir. [14]

Onun için Allah sevgisi ve Allah rızası her şeyin üzerinde önemlidir ve önceliklidir.

Hayatının her anını ve her olayını Rabbine yakın olabilmeye ve rızasını kazanabilmeye vesile olarak değerlendirmeğe çalışır. 

İhlaslı Müslüman Allah’ı ne kadar severse, O’nun rızasına ne kadar koşturursa, Rabbinden de o kadar çok yaklaşım görür.

Nitekim Cenabı Mevla şöyle buyurmuştur: “Kulum beni hatırladığında ve zikrettiğinde Ben onunlayım. O Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. Bir arşın yaklaşırsa, Ben bir kulaç yaklaşırım. Kulum Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak varırım.” [15]

Demek ki, Müslüman’ın öncelikle Rabbini hatırlaması ve ona İhlaslı olarak yaklaşacak adımları atması gerekiyor. Kul, böyle adımlar attığında Rabbinin yardımını ve zafer ve başarı ihsanını hemen yanında buluyor.

SONUÇ: BUGÜN DÜŞMAN BÜYÜK

DEĞİL, MÜSLÜMAN’IN İHLASI KÜÇÜK

Bugün İslam dünyasına ve dolayısıyle Türkiye’ye karşı savaş başlatmış bulunan, İslam düşmanlarına karşı Müslüman toplumlar’ın en büyük eksikliği, kendilerini Allah’ın korumasından ve yardımından mahrum bırakacak şekilde hareket etmeleri ve yaşamalarıdır. İslam tarihinde savaşlarda Müslümanları koruyan ve onlara zaferler kazandıran Allah’ın yardım etmesini ve arka çıkmasını sağlayacak konumda hareket etmemeleridir. Bu yüzden Müslümanlar kendilerine karşı düşmanlarının tehditlerinden daha büyük tehdidi kendileri oluşturmuş bulunmaktadırlar.

Bu yüzden bugün İslam düşmanları çok büyük ve yenilmez değil, Müslümanların ihlası ve imanı çok küçüktür. Müslümanlar, Allah’a güvenmedikleri için, kendilerini Allah’ın yardımından ve korumasından mahrum bırakacak bir yaşantı içinde oldukları için, gözlerinde düşman çok büyük ve yenilmez gibi görünüyor.

Müslümanlar, özellikle Müslüman Türkiye toplumu ve başındaki yöneticileri Öncelikle Allah’a güvenip dayanmalıdırlar, Rabbimizin yardımına ve korumasına layık olmalıdırlar ki, İslam’a karşı savaşan İslam düşmanlarına karşı tarihte olduğu gibi yine zaferler kazanabilsinler.

Allah bu konuda atacağımız adımlarda bizleri muvaffak eylesin, yollarımızı açsın!

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 

 

 



[1] Bakara Suresi: 30, Ahzap Suresi: 9, Tevbe Suresi: 26.

[2] http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12001086/yeni-strateji-savasma-savastir/m-hilmi-yildirim.

   http://www.skyturk.net/yazar/ahmet-hamdi-ozsarac-sunni-sii-savasi-oku-370.html

[3] Saf Suresi: 13.

[4] Ali İran: 139

[5] Al-i İmran Suresi:126, El-Enfal Suresi: 10.

[6] Rum Suresi: 47.

[7] Talak Suresi: 3

[8] Al-i İmran Suresi: 160.

[9] Rum Suresi: 5.

[10] Sahih-i Buhari.Rikak 38.

[11] Bakara Suresi: 186

[12] M. Asım Köksal, İslam Tarihi Medine Devri, C: 1-2, s: 207.

[13] İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, c: 1, s: 370, A.k.: Tefsir-i Kurtubî, C: 2, s: 146

[14] Müddesir Suresi: 8

[15] Riyazüssalihin s:104, Hadis no: 95.

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.