Düşman oyununu çok açık oynuyor!


 Düşman oyununu çok açık oynuyor!

 

PKK tiyatrosu ardında

ABD’nin asıl oyunu!

·    Bilindiği gibi, 2006’da gerçekleştirilen Türkiye ve Amerikan liderlerinin zirvesinde ABD başkanı PKK’yı düşman (!) ilan etmiş ve bölücü terör örgütüne karşı savaşta Türkiye’ye yardım edeceğine dair söz vermiştir. Oysaki o “düşman” PKK’nın ardında daima ABD vardır. Amerika, karşı gibi gözüktüğü PKK tiyatrosunun perde arkasında daima yönetici ve destekleyici olmuştur.

·    Türkiye’nin Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’e göre, “ABD, PKK’yı bitirme karşılığında Ankara yönetimlerine, Barzani’nin hukuki varlığına karşı çıkmaması şartını ileri sürmüştür.”

·    ABD Arizona Senatörü John McCain, beraberinde 3 Amerikalı senatör de olduğu halde, Türk devlet adamlarına "Türkiye-Kürdistan federasyonu kuruluyor, tavrınızı belirleyin!" demiştir. Bu durumda şu soru öne çıkıyor: Bugün Türkiye nereye sürükleniyor?

ABD’nin ülkemize çizmek

istediği “Kan Sınırları!”

Türkiye’yi son çeyrek asır boyunca rahatsız eden ve onbinlerce millet evladının şehit olmasına ve yüzbinden fazla insanımızın da yaralanmasına yol açan bölücü PKK terörünü ABD’nin ve İsrail’in beslediğini ve yönlendirdiğini olaylar ve gelişmeler çok açık bir şekilde ispat ediyor. [1]

Amerikan sömürgeciliği, Türkiye’ye karşı bölücü terör örgütünü yıllarca nasıl kullandıysa, bölücü siyasi faaliyetleri de planlamış ve programlamıştır.

ABD, bölücü terör örgütü PKK’yı yıllar öncesinden geri plana çekmeye, siyasi ve bölücü “Kürdistan” programını ön plana çıkarmağa karar vermiştir. Barzani oluşumu yıllar önce harekete geçirilmiştir. ABD’nin nüfuzu ve iradesiyle, Türkiye’yi bağlayacak ve etkileyecek uluslararası ortamlarda “Kürdistan” oluşumu sürekli dile getirilmiş ve bu konuda eylemler yapılmıştır. Türkiye’yi bölünmüş gösteren, “Kürdistan”ın yer aldığı haritalar yayınlanmıştır.

Kısacası Türkiye, ABD sömürgeciliğinin öncülüğünde uluslararası diplomaside bölücülük kuşatması altına alınmıştır. Bu kuşatmayı gösteren “Kürdistan” söylemlerinden ve harita eylemlerinden bazı örnekler verelim:

BATIDA “KÜRDİSTAN” 

EYLEMLERİ VE SÖYLEMLERİ

● Önce Türkiye’nin çok yakınındaki Batı komşumuzdan bir örnek verelim. Yunanistan’da, Türkiye’nin 6 parçaya bölündüğünü gösteren ve GAP bölgesini “Kürdistan” olarak tanımlayan bir harita 1982 yılında Yunan Kültür Bakanı Melina Merküri tarafından yayınlanmıştır.

● 2000 yılının Kasım ayında düzenlenen 46. Kuzey Atlantık Asamblesi (NATO) Bilim ve Teknoloji Komisyon toplantısında hazırlanan raporda Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinden “Kürdistan” diye söz edilmiştir. [2]

● 2002’nin Nisan ayında AB’nin, Türkiye’deki limanlarının modernizasyonu için gönderdiği iki Fransız uzman, Denizcilik Müsteşarlığında masaya Sevr’in bir benzeri harita koymuşlardır. Haritada Kürdistan, Ermenistan ve Pontus’a yer verilmiştir[3]

● 2002’nin Eylül ayında, İtalya’da yayınlanan La Repubblica Gazetesi de Türkiye’nin yarısının “Kürdistan” toprakları olarak gösteren bir harita yayınlamıştır.[4]

● 2003 yılının Şubat ayı başlarında Amerikan ABC Televizyonu, Türkiye’nin doğu ve Güneydoğu bölgesini “Kürt Toprağı” olarak gösteren canlı bir yayın yapmış ve programda o zamanın Türkiye Başbakanı Abdullah Gül ile de maalesef bir röportaj yaparak, “Kürt Bölgesi” ayrımcılığı ile iktidarı bağdaştırmaya çalışmıştır.[5]

● 2006 yılının Temmuz ayının başlarında, Bill Clinton’un askeri strateji danışmanlığını yapan ve ABD stratejilerinde etkin bir rol oynayan “American Enterprise Institute” adlı düşünce kulübünün beyin takımında yer alan Ralph Peters, Ortadoğu’da odaklanan yeni Dünya Savaşında İslam ülkeleri üzerinde gerçekleştirilecek siyasi değişiklikleri bir harita ile göstermiş ve bu harita, Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin (Armed Forces Journal) Haziran 2006 sayısında "Kan Sınırları" (Blood Borders) adıyla yayınlanmıştır. Peters, İslam coğrafyasında yapılacak operasyonları şöyle sıralamıştır: “Irak, Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olarak üç devlete ayrılmalı. Kürtler’e, Türkiye, Suriye ve İran’dan da toprak verilmeli. Suriye’nin kalan bölümü, Sünniler ve Aleviler arasında bölüştürülmeli.” [6]

● 2006 yılının Eylül ayında, Roma´da NATO Savunma Koleji´nde yapılan bir toplantıda, brifing veren ABD’li subay, Ralph Peters’in “Yeni ve Bölünmüş Ortadoğu’nun Haritası”nı ortaya çıkarmıştır. Brifingde bulunan Türk subayları bunun üzerine büyük tepki göstermişler ve toplantıyı terk etmişlerdir. Türk Genelkurmay Başkanlığı da Amerika Genelkurmay Başkanlığı’na derhal bir protesto mektubu yollayarak bilgi ve açıklama istemiştir. [7]

İngiltere Savunma Bakanı Des Browne de Kuzey Irak’ı Kürdistan olarak tanımlamıştır. [8]

2006 yılı Mart’ında, ABD Senatosu’nda Kürt grupların konferans düzenlemelerine ve toplantıda, Türkiye’nin yarısını Kürdistan olarak gösteren bir haritanın dağıtılmasına izin verilmiştir.

ABD eski Devlet Başkanı Bill Clinton, Londra’da Arapça yayımlanan Şark El Avsat gazetesine verdiği demeçte, “Amerika, Irak’taki güçlerini Kürdistan’a konuşlandırmalıdır” şeklinde konuşmuştur. [9]

ABD Eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kongre’de yaptığı konuşmada Kuzey Irak’tan “Kürdistan” diye bahsetmiştir. [10]

Fransa’nın Bağdat Büyükelçisi Jean-François Girault, Kuzey Irak'ta Mesut Barzani ile görüşmesi sırasında, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'in mektubunu vererek, ‘Kürdistan' olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'ta Fransa'nın konsolosluk açmak istediğini söylemiştir.[11]

“Kürdistan” şovuna Katolik dünyasının ruhani lideri Papa da katılmakta gecikmemiştir. 16. Benedikt, Pazar ayininde yaptığı konuşmasında Kuzey Irak’tan “Kürdistan” diye söz etmiştir.[12]

Uluslararası ortamlarda Türkiye’ye karşı oluşturulmağa çalışılan bu diplomatik bölücülük kuşatması yoğunlukla devam ederken, ABD Eski Dışişleri Bakanı Rice, “Kürdistan”dan bahseden açıklamada bulunmuştur.

ABD’NİN TÜRKİYE’YE AÇIK OYNADIĞI PKK

TİYATROSUNUN ARDINDAKİ ASIL OYUN

Bilindiği gibi, Bu dönemde gerçekleştirilen Türkiye ve Amerikan liderlerinin zirvesinde ABD başkanı PKK’yı düşman ilan etmiş ve bölücü terör örgütüne karşı savaşta Türkiye’ye yardım edeceğine dair söz vermiştir. Oysa ki ABD’nin o “Düşman” dediği PKK’nın ardında bizzat kendisi vardır. (Lütfen 1 no’lu dipnotu bir kez daha okuyunuz!)

Buna rağmen daha sonraları da hem ABD yönetiminden ve hem de ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan, PKK’ya karşı savaşta Türkiye’yi haklı gören ve destekleyen açıklamalar yapılmıştır. Bu bakımdan PKK olayı Amerika’nın oynadığı bir tiyatrodan başka bir şey değildir.

Özellikle PKK olayı, son zamanlarda Türkiye medyası ve siyasi çevrelerinde, Ankara’nın büyük bir başarısı gibi gösterilmiş ve takdim edilmiştir.

Amerika Türkiye’ye neden böyle bir yaklaşım göstermiştir?

Analizciler, bu soruya şöyle cevap vermişlerdir: ABD, bu zamanlarda Türk tarafının “Kürdistan” konusunda bazı tavizler vermesi karşılığında, PKK’ya karşı üstün gelecek operasyonlara rıza göstermiş, hatta bu terör örgütünü yok etmesine izin vermiştir.

Nitekim daha önce ASALA konusunda da böyle bir örnek olay yaşanmıştır. Ardı ardına Türk diplomatlarını şehit ederek Türkiye’yi tehdit edici bir örgüt haline gelen Ermeni terör örgütü, Turgut Özal’ın, 27 Mart 1985’te dönemin Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu'yla birlikte ABD’ye yaptığı gezide, Yahudi lobisiyle gizlice görüşmesi sırasında bitirilmiştir. Özal’ın, bu gizli görüşmede, bazı tavizleri ve şartları kabul ettiği, ASALA’nın bunun karşılığında yok edildiği iddia edilmiştir. [13]

Son dönemlerde PKK konusu görüşülürken de, ABD’nin Türkiye’ye “Kürdistan”ın tanınması şartını ileri sürdüğü iddiaları ortaya atılmıştır. Nitekim Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, “ABD’nin PKK’yı bitirme karşılığında Ankara’nın, Barzani’nin hukuki varlığına itiraz etmemesi şartını ileri sürdüğünü” iddia etmiştir.[14]

Nitekim bu iddiadan sonra Türkiye’de ABD’li diplomatların, Barzani taraflısı çevrelerle açıkça bölücü lobi faaliyetlerinde bulunmağa başlamaları dikkatleri çekmiştir. Örnek olarak, Eski ABD Büyükelçisi Ross Wilson, 2007 Kasım ayının son günlerinde o zamanki Güneydoğu’lu önde gelen siyasileri ve milletvekillerini konutunda kahvaltıya davet etmiş ve gizli görüşmelerde bulunmuştur.

“TÜRKİYE-KÜRDİSTAN FEDERASYONU

KURULUYOR TAVRINIZI BELİRLEYİN!”

ABD’den CFR (ABD Dış İlişkiler Konseyi) Eylemleri Önleyici- Eylemler Merkezi'nin Direktörü Bay David L. Phillips şöyle demiştir: "Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt Federasyonu'na Türkiye'nin karşı çıkmaması lazım…” [15]

26 Ağustos 2006 günü, ABD Arizona Senatörü John McCain, beraberinde 3 Amerikalı senatör de olduğu halde, o zamanlar Türkiye siyasetinde boy gösteren Genç Parti Başkanı Cem Uzan’la, İstanbul'da Ulus'taki Sunset Restoran'da bir araya gelmişler, görüşmede hazır bulunan bu dönemin İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin’in naklettiğine göre, McCain "Türkiye-Kürdistan federasyonu kuruluyor, tavrınızı belirleyin!" demiştir.[16]

Aslında o zaman Cem Uzan’a verilen bu mesaj, “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!” kabilinden Ankara siyasetinin başındakilere ve devletin üst birimlerine söylenmiştir.

Bilindiği gibi ABD, zaman zaman karşı gibi gözüktüğü PKK tiyatrosunun perde arkasında yönetici ve destekleyici olarak sürekli kendisi bulunmuştur. Stratejik hedeflerine göre bazı yerlerde bu tiyatrodan vazgeçmiştir, PKK’lı teröristleri bazı yerlerde Türk ordusunun önünde desteksiz ve yardımsız bırakarak mağlup ettirmiştir, Türkiye’yi muzaffer gibi göstermiştir, ama asıl oyunundan asla vaz geçmemiş ve bu konuda hiç taviz vermemiştir.

Uzun zamandır hazırlandığı bu oyunundan taviz vermediği gibi, bu oyununu meydan okurcasına çok açık oynamıştır. Bu oyun, üniter Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkma ve parçalama oyunudur. Bu konuda ilk adım bugünkü Mesut Barzani ile eyalet sistemine geçmektir. Aslında son zamanlarda Türkiye’nin gündemine getirilen Başkanlık sisteminin altında bu amaç yatmaktadır.

Ama sistem bu amacı gizlemiştir ve Müslüman Türk milletine önce bu başkanlık sistemini benimsetmeğe ve buna alıştırmaya çalışmıştır. Nitekim bu çalışma, S. Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu 1990’lı yıllardan beri devam etmiştir. O sıralarda Demirel boşu boşuna Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi gerektiğinden bahsetmemiştir.[17] Yine o sıralarda BM Genel Sekreteri Butros Gali İstanbul’da yapılan BM toplantısındaki konuşmasında, Türk devlet adamlarının gözlerinin içine baka baka, “Türkiye Federal Cumhuriyeti”nden ve “İstanbul Federe Devleti”nden boşu boşuna söz etmemiştir. [18]

KISACASI

Kısacası Türkiye’de olaylar hiç de görüldüğü gibi, daha doğrusu sistemin gösterdiği gibi, “basit”, “mükemmel” ve “harika güzelliklerde” ve “özelliklerde” geçmiyor.

Bugün Türkiye’nin başındaki yöneticiler, İslam’a ve İslam dünyasına karşı Haçlı savaşı gerçekleştiren, özellikle Türkiye’yi hedef alan düşmanın ortaya koyduğu soğuk savaş oyunları ile çok zor şartlarda çok kritik, çok riskli durumlarda görev yapıyorlar. Özellikle Türkiye’de yönetimler istedikleri gibi hür ve egemen bir şekilde hareket edemiyorlar.

Bu sistemin izin vermediği politikaları ve stratejileri uygulayamıyorlar. Nitekim Recep Tayyip Erdoğan son yıllarda ABD’ye karşı Suriye ile, Rusya ile, Şankay Beşlisi ülkelerle stratejiler ve politikalar uygulamağa çalışmıştır. Ama ABD Türkiye’de hakim olduğu sistem sayesinde buna izin vermemiştir. Üstelik Türkiye’nin ittifak ettiği tüm ülkeleri düşman haline getirmiş ve ülkemizin Amerikan kontrolünden çıkmasına müsaade etmemiştir.

Bu yüzden Türkiye’de temel sorun baştakiler değildir. Baştakilere sahip çıkamayan, onlara yardım ve destekte bulunamayan toplumdadır.

Nitekim Peygamberimiz (SAS) “Nasılsanız öyle idare olunursunuz.” Buyurmamış mıdır?

Öyleyse baştakilerden iyi bir yönetim ve hizmet bekliyorsak, önce kendimizi düzeltmemiz ve iyi olmamız gerekir. Düşman karşısında Allah’ın yardımına layık bir toplum olmalıyız ki, başımızdakiler de Allah’ın yardımına layık idareciler olsun!

Allah bizleri yardımına layık eylesin!

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com



[1] PKK’nın ardındaki ABD ve İsrail ile ilgili deliller ve örnekler:

  · 1997 yılının ortalarında, CIA’nin başındaki Cames Clunon’ın PKK ile irtibatta bulunmak üzere kurulan özel servisi idare ettiği ortaya çıktı. (Zaman Gazetesi, 0 4.09.1997)

  · Uzun yıllar PKK’nın Avrupa sorumluluğunu üstlenen Kani Yılmaz (Faysal Dunlayıcı), 11 Şubat 2006 günü öldürülmeden önce kaleme aldığı anılarında, 1994 yılının Mart ayında, Abdullah Öcalan’ın talimatıyla G. Kıbrıs’ta bir ABD heyetiyle masaya oturduklarını anlatmıştır. (Vatan Gazetesi, 27.11.2007)

  · CIA, 27 Aralık 2002’de PKK’ya 125 milyon 335 bin dolar hibe etti. PKK’ye verilen para Kıbrıs Rum kesimindeki bir bankaya yatırıldı. (http://www.ufukotesi.com/arsivgoster.asp?yil=2003&ay=11)

  · ABD Başkanı George Bush karşıtlarından oluşan Conservative Voice (Muhafazakar Ses) adlı oluşum, ABD Savunma Bakanı Robert Gates ile yardımcısı ve eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın PKK’yı desteklediğini öne sürdü. (Yeniçağ Gazetesi, 31.03.2007)

  · Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticilerinden Robert Baer, terör örgütü PKK'nın İran kanadı PJAK'ın Tahran'a karşı mücadele etmesi için ABD tarafından desteklendiği yolundaki haberleri doğruladı. (Zaman Gazetesi, 24 Eylül 2007)

  · İsrail Komandoları'nın Kuzey Irak'ta gizli eğitim verdiğini ortaya çıkaran ünlü gazeteci Hersh, ABD ve İsrail'in PKK'yı neden ve nasıl desteklediğini anlattı. (http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=138144, 28 Ekim 2007) 

  · Washington, Irak güvenlik güçlerine verdiği silahların, öldürülen teröristlerin üzerinde çıktığını doğruladı. (http://www.8sutun.com/node/39284)

  · Dağlıca saldırısında M-16 tüfekler kullanan teröristlerin attıkları el bombalarının ABD malı olduğu belirlendi. (Milliyet Gazetesi, 25.10.2007)

  · Canlı bomba olarak teslim olan, üniversite mezunu, PKK'lı kadın teröristin şok itirafları:ABD’nin Irak’a müdahalesinden sonra örgüt içerisindeki bir grubun ABD’lilerle Musul’da görüşme yaptıklarını Cemil Bayık bize aktarmıştı. ABD’lilerin ve İsraillilerin Mahmur Kampı’nda bulunan PKK yönetimi ile sıkça görüştüklerini biliyorum. (http://www.8sutun.com/node/43930, 29.10.2007)

  · 21 Ekim’de Hakkari’deki Türk askeri birliğimize yapılan saldırıda sağ ele geçirilen iki PKK’lı militanın peşmerge kıyafetli Amerikan askerleri olduğu ortaya çıktı. (http://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=9774, 09 Kasım 2007)

  · Şırnak'ta, Gabar Dağı bölgesinde 13 Türk askerinin PKK’lılar tarafından şehit edilmesi olayında, hayatını kaybeden gencecik insanlarımızın ABD silahlarıyla şehit edildiği belirlendi. İbrahim Karagül, (Yeni Şafak, 10.10.2007)

  · Terör örgütünün elebaşlarından Karayılan, ABD’li subayların, kendilerinden İran’a saldırmalarını istediğini öne sürdü! (Yeniçağ Gazetesi, 22.09.2007)

  · Sağ ele geçirilen PKK teröristlerinin, ABD'lilerin PKK kamplarına giderek görüşme yaptığı ve örgüte silah sağladığına dair itiraflar, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. Bu ifadelerin ABD'nin Ankara Büyükelçiliği aracılığıyla Pentagon yetkililerine delillendirilerek sunuldu. (Hürriyet, 09 Kasım 2007)

  · Yüksekova dağlarında yüzlerce komandonun katılımıyla gerçekleştirilen operasyonlarda, PKK’nın sığınak olarak kullandığı bir mağarada Amerikan yapımı M-16 otomatik tüfek ile C-4 patlayıcı bulundu. (Milliyet Gazetesi, 26 Kasım 2007) 

  · PKK'dan kaçarak Türkiye'ye teslim olan B.A, PKK’nın Hakurk kampında ABD askerlerinin örgütün üst düzey yöneticileriyle görüşmelerine birkaç kez şahit olduğunu, ABD askerlerinin kampa askeri araçlarla geldiğini nakletti. (http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=142453, 27 Kasım 2007)

[2] Akşam Gazetesi, 21.11.2000.

[3] Star, 11 Nisan 2002

[4] Türkiye Gazetesi, 02.09.2002.

[5] Hürriyet Gazetesi, 07.02.2003.

[6] Erdal Şafak, Sabah Gazetesi, 08.07.2006

[8] Sabah Gazetesi,  2 Kasım 2007

[9] Akşam Gazetesi, 16. 04. 2007

[10] Habertürk, 26.10.2007.

[13] Uğur Yıldırım, Direnen Bir Devletin Öyküsü MİSLİYLE MUKABELE, Truva Yayınları, Nisan 2007, İst.., s: 242.

[15] Güler Kömürcü, Akşam Gazetesi, 17 Kasım 2005

[16] Aydınlık Dergisi, 1 Ekim 2006.

[17] Süleyman Demirel Türkiye’nin 15 eyalete ayrılacağı bir sistem geçmesi gerektiği konusunda açıklamalarda bulunmuştu. (Arslan Bulut, Yeniçağ  

   Gazetesi, 20.10.2006)

[18] Haziran 1996’da İstanbul’da Habitat-II Toplantısının açılışına başkanlık eden BM Genel Sekreteri Butros Gali, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i kürsüye çağırırken, “Türkiye Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” diye takdim etmiş, Demirel bu yanlışlığı düzeltmeyip sessiz kalmıştı. Gali ayrıca konuşmasında “İstanbul Federe Devleti” deyimini kullanmıştı. Buna da ses çıkaran olmamıştı. Orada bulunan yüksek düzeyde devlet erkanından hiç kimse bu yanlışlara tepki göstermemişti. Gali’nin, konuşmasının devamında, “Dünya 200 devletli olmaktan 2000 devletli, hatta 5000 devletli bir yapılanmaya gidiyor” demesi de dikkat çekiciydi. Bütün bunlar, gerçekte 1978 UNESCO toplantısında alınan, ulus devletleri etnik ve dinsel minik kent devletçiklerine bölmeye yol açacak kararların adım adım uygulamaya konulmasından başka bir şey değildi. 1994’ün ilk aylarına gelindiğinde, Türk basınında bir yandan İstanbul Merkezli Bizans Devleti tartışılırken, bir yandan “İstanbul Başkentli Yakındoğu Federasyonu” gündeme getirildi. 1 Şubat 1994 günkü Esquire Dergisi’nde yer alan “Yakındoğu Federasyonu” görüşü Robert D. Kaplan’ın kısa süre önce The New York Times Magazine’de yayımlanan “Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu Birleşiyor” başlıklı yazısıyla bağlantılıydı. Robert Kaplan’ın yazısının çevirisi 28 Şubat 1994 günlü Milliyet Gazetesi’nde yayımlanınca, bir kez daha anlaşılmıştı “İstanbul Merkezli Yakındoğu Federasyonu” ve “Türk-Yunan Federasyonu gibi Yeniden Osmanlılaştırıcı savların Amerika-İsrail kökenli stratejiler olduğu.”  (Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı, Otopsi, 2. Baskı, 2005, İst. S:253-259)

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.