Müslüman Türkiye’yi güçlü ve yenilmez yapmanın yolu


 Müslüman Türkiye’yi güçlü 

ve yenilmez yapmanın yolu
 
Bugün içinde bulunduğumuz durumda kendimizi dürüstçe sorgulayalım: Yüce Allah’ın (CC) bizim gören gözümüz, işiten kulağımız, tutan elimiz ve yürüyen ayağımız olacak kadar, O’nun sevgili kulları ve sevdiği toplum konumunda mıyız? Bu ciddi sorgulamada evet diyemediğimize göre, şu soru ortaya çıkıyor: Peki fert olarak Allah’ın sevgili kulu seviyesine ulaşabilmek, toplum olarak da, Allah’ın sevdiği toplum haline gelebilmek nasıl mümkün olabilir? 
 
Tarihte Haçlılara dur diyen o 
ruha bugün ne kadar muhtacız!
 
Bugün karşımızda İslam’a ve İslam dünyasına karşı savaş gerçekleştiren bir ABD var, onun arkasında da Batı dünyası ve İsrail var. 
Bilindiği gibi, 2001 yılında Müslümanlara meydan okurcasına haçlı savaşını açıklayan eski ABD Başkanı Bush bu savaşa “Son Haçlı Seferi” demişti. 
Bu “Son Haçlı Seferi” sözü tarihteki Haçlı seferlerine karşı kazanılan zaferlerimizi ve daha önce İslam düşmanlarına karşı kazanılan diğer zaferleri hatırlatıyor.
Bu zaferler nasıl kazanılmıştı?
 Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz’in komuta ettiği Bedir harbinin Rabbimizin melek ordularıyla kazanıldığını buyurması meşhurdur. 
Bu konudaki Kur’an ayetlerinde şöyle buyuruluyor:
“Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?” diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beşbin kişiyle yardım ulaştıracaktır. Allah bu yardımı size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. ‘Yardım ve zafer’ ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ın katındandır.”  
“Hani Rabbin meleklere "Ben sizinle beraberim, mü'minleri yüreklendirin, ben kafirlerin kalplerine korku salacağım, vurun boyunlarını, indirin darbelerinizi parmaklarına,' diye vahyetti.” 
Rabbimizin bu yardımları sayesinde tarihimiz boyunca da büyük zaferler kazanılmıştı. 
Bu fevkalade yardımlar, şu sıralar yıldönümünü idrak ettiğimiz, Çanakkale savaşlarında da, Milli Mücadele’de de görülmüştü.
Müslümanlar ne zaman zafer kazanırlar ve düşmanlarına üstün gelirler? 
ALLAH’IN YARDIMLARININ VE
MÜKEMMEL ORDULARININ ŞARTI
Her şeye gücü yeten Cenab-ı Allah Müslüman bir kulunu sevdi mi, artık Yüce Allah o kuluna vekil olur. Adeta onun yerine görüverir, onun yerine işitiverir, onun yerine tutuverir, onun yerine yürüyüverir... 
Yüce Mevlâ’nın bu yardımıyla, o kula uzaklar yakın olur, ağırlar hafif olur, zorlar kolaylaşır, en aşılmaz duvarlar, engeller aşılır hale geliverir... 
Allah’ın kudretinin yetmeyeceği ve yetişmeyeceği bir şey düşünülemeyeceğine göre, O’nun yardımı sayesinde, sevgili kulu için de olmayacak ve üstesinden gelinemeyecek bir şey düşünülemez! 
Yüce Mevlâ “ol!” dedi mi, olduruverir ve sevdiği kulları için, insanların hayatta imkânsız gibi gördükleri olayları mümkün hale getiriverir. 
Yeter ki, kul Allah’ın sevdiği bir Müslüman olabilmenin gereklerinde sebat edebilsin, O’na daima dost kalabilsin ve yanlış yapmasın. 
İslâm tarihinden bazı müşahhas örnekleri hatırlayarak konuya biraz daha açıklık getirelim: 
ALLAH SEVDİĞİ KULUNU 
TEHLİKELERDEN KURTARIR
  Hz. İbrahim Peygamber (AS) ateşe atıldığında Yüce Allah (CC) “İbrahim’e soğuk ve selametli ol!”  diye ateşe emretmiş, böylece “Halil” (dost) kulunu kurtarmıştır. 
  Peygamber Efendimiz (SAS), Mekke’de müşrikler tarafından evinde kuşatılmıştı. İslam düşmanları ellerinde kılıçlarıyla Efendimiz’i öldürmek için bekliyorlardı. Allah’ın Elçisi, Yâsin Suresi’nin ilk ayetlerini okuyarak aralarından geçti. Yüce Mevlâ, müşriklerin gözlerini göremez hale getirdi ve “Habib” (sevgili) kulunu kurtardı. 
  Bedir Savaşında yaklaşık 300 kişilik İslâm ordusu kendisinden kat kat daha fazla kalabalık olan müşrik ordusuyla yaptığı savaşta büyük bir zafer kazanmıştı.  Bu zaferle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’e hitaben Kur’an ayetinde “Attığın zaman aslında sen atmıyordun, Allah atıyordu”  buyurulmuştur. 
Kur’an-ı Kerim, yine bu savaşta Cenabı Allah’ın 3 bin kişilik melek ordusuyla Peygamber Efendimiz’e ve Müslümanlara yardımda bulunduğunu beyan etmektedir. 
ALLAH SEVDİĞİ KULUNA 
UZAKLARI YAKIN EDER
 Bizanslılara karşı yapılan Mute Savaşında da Yüce Allah’ın yardımı görülmüştür. Allahü Teâlâ, Medine’den binlerce kilometre uzaklıkta cereyan eden savaşta meydana gelen olayları anında sevgili kulu peygamberine haber vermiş ve göstermiştir. 
Hz. Peygamber (SAS) de yüzlerce ve binlerce kilometre uzaktan Medine’de Mescid-i Nebevi’de İslâm ordusunun mücadelesiyle ilgili Allah tarafından gösterilen gelişmeleri ashabına safha safha anlatmıştır. Ashabı kiram üç kumandanın ardı ardına şehit olduğunu ve Halid b. Velid’in sancağı eline alarak düşmanı bozguna uğrattığını Resulullah’ın ağzından dinlemiştir.
 Buna benzer bir olay Hz. Ömer’in (RA), halife olduğu sıralarda da meydana gelmiştir. Hz. Ömer, Mescidi Nebevi’de halka hitap ederken, iki aylık bir mesafede bulunan İran’ın Nihavend bölgesindeki İslam ordusunun tehlikede olduğu, düşman tarafından kuşatılmak üzere olduğu gözlerinin önüne gelivermiştir. 
İslâm ordusunun başındaki kumandana şöyle bağırır: 
“-Ey Sariye dağa çık! Dağa!..” 
Ordu Medine’ye döndükten sonra öğrenilmiştir ki, İslâm ordusu kilometrelerce uzaklıktan Hz. Ömer’in sesini duyunca, düşmanın kuşatmasına fırsat vermeden tedbir almışlar ve tehlikeden kendilerini kurtarmışlardır.  
ALLAH SEVDİĞİ KULUNA 
AĞIRLARI HAFİF KILAR
 Hz. Peygamber (SAS) zamanında Hayber Kalesini kuşatan İslam ordusu, uzun bir süre fethi gerçekleştiremeyince Efendimiz, “Yarın Hayber’in fethi için,  sancağı öyle bir zata vereceğim (kumandan yapacağım) ki, o Allah’ı ve Elçisini hakkıyle sever, Allah ve Resulü de onu sever.” buyurmuştur.
Herkesin, sancağı kendisine versin diye, Efendimiz’in gözüne girebilmek için can attığı o anda, Hz. Peygamber Hz. Ali’yi çağırtarak sancağı ona vermiştir. 
Nakledildiğine göre, Hayber fethedilinceye kadar Ali (RA), yiğitçe savaşmıştır. Cenab-ı Allah onun ihlas ve samimiyetine karşılık ona harika bir güç vermiştir.  Hz. Ali, kalkanı parçalanınca, kale kapısını tek eliyle kaldırıp kalkan yerine kullanmıştır. Savaştan sonra ise Hz. Ali Efendimiz aynı kapıyı yerinden kımıldatamamıştır. 8-10 kişi kaldırmak için çabalamışlar, kaldıramamışlardır. 
ALLAH, SEVGİLİ KULUNA KARŞI
TUZAKLARI TERSİNE ÇEVİRİR 
Başta zikrettiğimiz kutsi hadiste buyurulduğu gibi, Yüce Allah (CC), “sevdiği kuluna düşmanlık edenlerle harp eder”. Hile ve tuzak kuranların oyunlarını ters çevirir. Ya kendi başlarına bela eder, “kazdıkları kuyuya kendilerini düşürür”, ya da sevgili kulu için, hayırlı gelişmelere vesile kılar. Birkaç örnek verelim:
* Hz. Ömer, henüz Müslüman olmamıştı. Mekke’de müşriklerin, Hz. Peygamber’in öldürülmesi için, aralarından en güvendikleri, en güçlü ve yenilmez bir yapıya sahip olarak gördükleri Ömer İbni Hattab’ı seçmişler ve görevlendirmişlerdi. Ancak Hak Teâlâ, Allah’ın Elçisini öldürmeye giden o kişiyi, Hz. Peygamber’i güçlendiren ve hayatı boyunca, onun en önemli iki yardımcısından ve vezirinden biri haline getirivermiştir.
* Hz. Peygamber’e düşmanlıkta çok ileri giden Ebu Amir adında bir fasık vardı. Bu adam, Uhut Savaşı sırasında Müşriklerin safında yer alıyordu. Savaşın yapılacağı meydanda, harp başlamadan önce, Hz. Peygamber düşüp de ölsün diye, büyük çukurlar kazdırmıştı. Savaşın en şiddetli anında, Peygamberimiz’i öldürmeyi hedef alan bir müşrik grubunun amansız saldırıları karşısında, Allah’ın Elçisi yaralı bir vaziyette bu çukurlardan birinin içine düşünce öldürülmekten kurtuldu.
Böylece Yüce Allah, sevgili kuluna kasdi olarak kazılan bir çukuru, tam tersine kurtuluş vesilesi kıldı.
ALLAH İSLAM DÜŞMANLARININ 
HESAPLARINI NASIL BOZUYOR?
* Yine Hudeybiye anlaşmasında Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’e (SAS)  ve müslümanlara çok ağır şartlar ileri sürmüşler ve Allah’ın Elçisi de bu şartları kabul etmek zorunda kalmıştı. 
Bu şartlardan birisi, “Mekke’den yeni müslüman olanlar, Peygamber Efendimiz’in yanına, Medine’ye gelemeyecek, ancak Medine’den müslümanlıktan dönenler olursa, Mekke’ye rahatlıkla girebilecek” maddesi idi. 
Bu madde sahabenin çok ağrına gitmişti. Hz. Ömer başta olmak üzere çoğu sahabi bu olayı “zillet” olarak değerlendiriyordu. 
Mekke’den müslüman olanlar, Medine’ye giremeyince Ebu Basir adında birinin liderliğinde Mekke ile Şam arasındaki ticaret yolu üzerinde en önemli bir noktada üs kurdular. Sayıları günden güne artarak yaklaşık 300 kişiye varan bir güç oluşturdular.  Mekkeli müşriklerin kervanlarını vurmaya ve ele geçirmeğe başlayınca Mekkeli müşrikleri büyük bir telaş ve endişe kapladı. Bunun üzerine Mekkeli müşrikler Hudeybiye’de, Müslümanlara çok ağır gelen sözkonusu maddenin değiştirilmesi veya iptal edilmesi için girişimlerde bulundular. Böylece Yüce Allah (CC), Müslümanların aleyhine olan bir durumu, tam tersine, lehine çevirdi ve müşriklerin başına bela olacak bir hale dönüştürdü.
SONUÇ
Rabbimiz Yüce Allah, bir kutsi hadiste şöyle buyurmuştur:
"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. (…) Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum..." 
Şimdi bugüne gelelim, içinde bulunduğumuz durumda kendimizi dürüstçe sorgulayalım: 
Yüce Allah’ın (CC) bizim gören gözümüz, işiten kulağımız, tutan elimiz ve yürüyen ayağımız olacak kadar, O’nun sevgili kulları ve sevdiği toplum muyuz? İslam ülkeleri toplumları Allah’ın sevdiği toplumlar mıdır?
Bugün de, 2001 yılında İslam’a karşı ve İslam dünyasına karşı başlatılan, ABD’nin başını çektiği “Son Haçlı Seferleri”nde de Yüce Allah’ın Müslümanlara bu yardımı olacak mıdır?
Bu soruya gönül rahatlığı içerisinde evet dememiz hayli zordur. Çünkü bu Haçlı savaşlarında Müslümanlar çok yanlışlar yapıyorlar, çok günahlar işliyorlar. 
Allah’ın bu ulvi yardımlarına layık olmak yerine böyle bir konumda olmaktan fersah fersah uzaklaşmış durumdadırlar.
Daha da kötüsü, İslam’a karşı ve İslam dünyasına karşı savaşlarda, Müslümanlar bilerek, ya da bilmeyerek İslam düşmanlarına yardım edecek kadar, hatta ev sahipliği yapacak kadar büyük yanlışlar yapıyorlar, maalesef.
Bu ciddi sorgulamada, son olarak şu soruya da cevap bulmamız gerekiyor: 
Peki fert olarak da, toplum olarak da, Allah’ın sevdiği bir yapıya ve seviyeye gelebilmemiz mümkün olabilir mi? Yüce Mevlâ’nın sevdiği bir kişiliğe ve sosyal yapıya ulaşabilir miyiz? 
Eğer Allah katında kazanan ve yücelen bir kişi ve toplum olabilirsek, Allah’ın yardımları bizimle olur, Rabbimizin emriyle en güçlü ve yenilmez ordular bizimle olur.
Böyle olursak, Peygamberimizin naklettiği kutsi hadiste buyurulduğu gibi, "Kim Allah’ın sevdiği kullarına düşmanlık ederse, Rabbimiz de o düşmanlarla harp eder."
Demek ki, bütün sorun Allah’ın yardımına layık olamayan bizlerde, İslam dünyası Müslümanlarında!
Yoksa güçlü ve yenilmez gibi görünen düşmanlarda değil!
Sevgiler, saygılar…
herden1950@hotmail.com
 

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.