Özelleştirme sömürgeleşmedir kimliğimizin yok olmasıdır


Özelleştirme sömürgeleşmedir

kimliğimizin yok olmasıdır

Gül, yıllar önce uyarmıştı:“Yabancı sermaye gelecek deniliyor. Yabancı sermaye gelecek; ama, yabancı sermaye Türkiye'ye yatırım yapmak için gelmeyecek, fabrikaları, birkaç yüz bin dolarla satın almak için gelecek.”

Ama sonraki dönemde Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan şöyle demişti: “Ne banka bırakacağız, ne fabrika, Ne de işletme. Liman da bırakmayacağız. Hepsini satacağız!”

A.  Gül yıllar önce uyarmıştı,

yıllar sonra kendi iktidarı yaptı

 

Geçen günlerde yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son ABD ziyaretinden dönerken, ayağının tozuyla “Halk Bankası’nı özelleştireceğiz” dedi.

Belli ki, sömürgeci merkezlerden bu konuda kendisine büyük baskılarda bulunmuşlardı!

Türkiye’de özelleştirmenin hiçbir haklı gerekçesi ve mantığı, hiçbir izahı ve anlamı yoktur ve olamaz.

Çünkü özelleştirme Batılı sömürgeci güçlerin geri kalmış, sömürgeleştirilecek ülkelere dayattığı ve yoğun baskıda bulunduğu temel konulardan biridir.

Ama sömürgeci “gelişmiş” güçlerden kendi ülkelerinde kendi müesseselerini özelleştiren hiçbir örnek yoktur.

Siz sosyal güvence ve ekonomik olarak düşünün: Size gelir getiren bir işyerini, altın yumurtlayan bir tavuğu başkasına satar mısınız?

Hiç zarar etmeyen, kâr ve kazanç sağlayan dükkanınızı, firmanızı, şirketinizi, holdinginizi satar mısınız?

Ülkemize milli gelir getiren müesseseler, Türkiye’nin kalkınmasında büyük katkılar sağlayan kurumlar hep satıldı.

Hiç zarar etmediği halde satıldı.

Özelleştirme adı altında oynanan oyunu daha iyi anlayabilmek bakımından bugünkü hükümetin yıllar önce oluşturduğu temel kadrolardan olan bir kişinin değerlendirmelerine bakalım.

GÜL: YABANCILAR FABRİKALARI

UCUZA ALMAK İÇİN GELECEK

59. hükümetin Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan Abdullah Gül’ün yıllar önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmadan ilginç bir cümleyi aktaralım: “Yabancı sermaye gelecek deniliyor. Doğru, yabancı sermaye gelecek; ama, yabancı sermaye Türkiye'ye yatırım yapmak için gelmeyecek, yabancı sermaye, rekabet karşısında sarsılan Türk sanayiini fabrikaları, hisseleri, birkaç yüz bin dolarla satın almak için gelecek.” [1]

Abdullah Gül’ün dediği gerçekten çıkmıştır. Kendisinin de Dışişleri Bakanı olduğu dönemde, önceki hükümetler zamanında başlayan yabancı sermayenin Türkiye’de soygun süreci büyük bir hızla devam etmiştir. Telekom, Tüpraş, Pektim, Sümerbank, Şeker Fabrikaları, Çimento Fabrikaları, SEKA, Bankaların büyük bir çoğunluğu satılmıştır. Şimdi sıra limanları satmaya gelmiştir.

“NE BANKA, NE FABRİKA, NE LİMAN

BIRAKACAĞIZ, HEPSİNİ SATACAĞIZ”

Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın şu sözleri ne kadar büyük bir talihsizliktir: “Ne banka bırakacağız, ne fabrika, Ne de işletme. Liman da bırakmayacağız. Hepsini satacağız!” [2]

Güney Amerika’da, Afrika ülkelerinde oynanan oyun şimdi Türkiye’de oynanmaktadır ve memleketimizin en değerli kaynakları zenginlikleri, on yıllardır sağladığı ekonomik birikimleri Batılı sermaye gruplarına peşkeş çekilmiştir.

Özelleştirme ile ilgili yasal değişikliklerin, alınan kararların ve yapılan uygulamaların hazırlayıcıları ve planlayıcıları içerisinde çokuluslu şirketlerin temsilcileri olarak görev yapan yabancı uzmanlar vardır.

Biliyor musunuz, özelleştirilen müesseselerin arazileri de özelleştiriliyor, satılıyor. Yani yabancıların oluyor.

“Tapu Kanunu’nda değişiklik öngören 5782 Sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesi tarafından 12 Mayıs 2011 tarihinde onaylanmasıyla birlikte yabancılara toprak satışının önündeki bütün engeller kaldırıldı. Yabancı emlak ve inşaat şirketlerinin baskıları sonucunda çıkarılan Yasa’ya göre il alanının binde 5’ini değil, il imar planının yüzde 10’unu yabancılar satın alabiliyor artık” [3]

“Yabancılara toprak satışının 2.5 hektardan 30 hektara çıkarılması, Türkiye'de yeni bir dönemin önünü açtı. Toprak satışıyla ilgili en çarpıcı gelişme Hatay'da yaşandı. Hatay topraklarının yarıdan fazlası son alımlarla birlikte yabancıların eline geçti.” [4]

Türkiye’den mülk alan yabancıların sayısı 41 bini aştı. Türkiye’den en çok Yunanistan vatandaşlarının mülk satın aldığı, en fazla mülk alınan illerin ise İstanbul ile Antalya olduğu belirlendi. Türkiye’de tam 64 değişik ülkenin vatandaşlarının gayrimenkulü bulunuyor. [5]

PARSEL PARSEL YABANCILARA

SATILAN TÜRKİYE TOPRAKLARI

Böylece ister istemez, deniz kıyılarımızın, boğazların, Türkiye’nin en değerli vatan topraklarının da yabancılara satılmasına yollar açıldı.

İngilizler, Fransızlar, Almanlar, Amerikalılar, Yunanlılar vs. memleketimizden toprak almak için yarışa geçtiler.

Bu yarışta dikkat çeken, bu yabancı ülkelerin insanlarının bölgeleri ayrılmış. Her ülkenin insanı, başka ülkelere ayrılmış bölgelerden değil, belirlenmiş kendi bölgelerinden toprak satın alıyor.

Bu da gösteriyor ki, bu satış işlemleri bir elden yönetiliyor. Türkiye toprakları üzerinde sistemde bizden olmayan birileri karar veriyor, ahkam kesiyor.

Yabancılara gayrimenkul ve arazi satışlarında etkin rol oynayan emlak şirketleri, yerini yabancı emlak devlerine terk etti. Artık Türkiye’nin toprakları ve taşınmazları yabancılara “Yabancı emlakçılar” tarafından pazarlanıyor. Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde yabancıların edindiği taşınmazlarla ilgili yoğun araştırmalar yapan Tapu ve Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, kuzeyde Samsun ve Trabzon, güneyde ise Kaş ve Kalkan bölgelerinde yabancı sayısının hızla arttığına dikkat çekerek, bir Amerikan Yahudisi olan Stephan J. Solarz’ın bu gelişmede önemli rol oynadığını söyledi. [6]

TÜRKİYE’NİN HAYAT DAMARLARININ

KESİLMESİNE YOL AÇAN UYGULAMA

Türkiye’de sömürgecinin, kendi ekonomik hayat damarlarımızı kendimize kestirdiği, siyasilerimizin; kendi zenginliklerimizin ve ekonomik birikimlerimizin katilleri oldukları en talihsiz uygulamalardan birisi özelleştirmedir.

IMF ve Dünya Bankasının kontrolüne giren tüm ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de yöneticiler, özelleştirme dayatmalarına boyun eğerek, milli gelir getiren kaynaklarını, zenginliklerini bir bir elinden çıkarıyor ve yabancılara satıyor.

Öncelikle özelleştirmenin ekonomik savaşta sömürgeciden yana nasıl bir rol oynadığını anlamaya çalışalım:

“Gelişmekte olan ülkeler, IMF ve Dünya Bankası tarafından özelleştirme programlarını kapsamlı bir şekilde uygulamaya koymaya zorlanmaktadırlar. Bu zorlama genellikle dış borç ve kredi elde edebilme olanağının özelleştirme yapma koşuluna bağlanması biçiminde ortaya çıkmaktadır.” [7]

“ÖZELLEŞTİRME TÜRK KİMLİĞİNİN

KAYBOLMASINA YOL AÇAR”

İsviçre’de Lozan Üniversitesi’nin İktisadi İdari Bilimler Akademisi Dekanı Prof. Dr. Matthias Finger, özelleştirmenin Türkiye’nin geleceği için bir tehlike oluşturacağını, belirterek şöyle değerlendirmelerde bulunmuştur: “Öncelikle devletin stratejik yönden önem taşıyan, haberleşme, su, elektrik, rafineri, gibi kurumlar özelleştirilmemeli,(…) Örneğin Fransa ve Almanya, elektrik ve suyun idaresini stratejik açıdan önemli gördüğü için kurumlarını özelleştirmeye yanaşmıyor.(…) Bazı kurumların özelleştirilmesi boyunduruk altına girmek olur ki, bunun sonucu Türk kimliğinin kaybedilmesine kadar varabilir.  (…) Doğal ve tabii kaynakların hiç bir zaman özelleştirilmemesi gerekir. Bunlar o ülkenin, o vatanın insanlarının malıdırlar.  Bu kaynakları yabancı birine sattığınızda (…) ülkenizin ekonomik açıdan güç kaybetmesine, yıpranmasına neden olabilir.“ [8]

“ÖZELLEŞTİRME SÖMÜRGELEŞME

VE YOK OLUŞTUR”

Batılı araştırmacılar, özelleştirmenin sömürgecilikte nasıl bir fonksiyon icra ettiğini şöyle anlatıyorlar:

“Özelleştirme ile büyük çapta kaynaklar, fakirden zenginlere doğru akmıştır. Dolayısıyla bu ilişkiye, rahatlıkla Yeni Sömürgeleşme diyebiliriz.” [9]

 “Dünya Bankası, özelleştirme programlarını özellikle Üçüncü Dünya ülkelerine dayatıyordu. Bu özelleştirme programları, halkın sağlık ve eğitim hizmetleri için yapılan kamu harcamalarını azaltıp çoğunluğu yabancıların elindeki ithalat firmalarının desteklenmesine ve dış borç ödemelere yönlenmeyi öngörmekteydi. Dünya Bankası ve IMF, özelleştirmenin acı ilacını kalkınmamış ve kalkınmakta olan ülke halklarına yuttururken, tatlı sözler de veriyorlardı. (…) Gerçekte ise olan şuydu: Büyük çapta kaynaklar fakirlerden zenginlere doğru akmıştı. Dolayısıyla bu oluşum, “Yeni Sömürgeleşme olayıydı.” [10]

 “Özelleştirme denilen soygunun sonunda, Güney Amerika ülkelerinin, Afrika ülkelerinin, Asya ülkelerinin en değerli kaynakları Batı ülkelerinin eline geçmiştir.” [11]

KISACASI

Türkiye’nin başında karar veren sorumlular, yönetenler ve Müslüman Türk milleti eğer özelleştirme konusunda karar verecekler ise, öncelikle Türkiye’nin sömürgeleştirilsin mi, sömürgeleştirilmesin mi konusunda karar vermelidirler.

Türkiye yok mu olmalı mıdır, yoksa var mı olmalıdır, konusunda karar vermelidirler.

Eğer Türkiye’nin sömürgeleştirilmemesine ve yok olmamasına karar verirlerse özelleştirmeye hayır demelidirler.

Yoksa bunda geç mi kaldılar, geç mi kaldık?

Hiçbir şey için geç değildir. Yeter ki, kendimizi kaybetmeyelim. Kendimizde olalım!..

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 

 



[1] TMMM Genel Kurul Tutanağı’na göre, Abdullah Gül’ün, 19. Dönem 4. Yasama Yılı 83. Birleşim’de 08 Mart 1995 günü Refah Partisi Grubu adına yaptığı konuşma. (http://www.hakimiyetimilliye.org/modules.php?name=News&file=article&sid=9377)

[2] Cumhuriyet, 20.09.2003

[3] Prof. Dr. Cihan Dura, Avrupa’ya Borç Yapan, Vatanını Tez Satar, “DÜŞÜN YAZILARI” Dergisi Şubat: 2012

[4] http://www.milligazete.com.tr/haber/hatay-satildi-253284.htmkaynağından eklendi

[5] Hürriyet, 01.06.2004

[6] Yeniçağ Gazetesi, 29.12.2008

[7] Özelleştirme ve Türk Silahlı Kuvvetleri, s: 17

[8] Yeniçağ, 23.01.2007.

[9] Yılmaz, Dikbaş, Satılık Vatan, s: 97, A.K.: Socıal Welfare in Third World Development,

      Howard Jones, Macmillan, London, 1996

[10] A.g.e.: s: 99-100, A.K.: Socıal Welfare in Third World Development, Howard Jones, bMacmillan, London, 1996

[11] A.g.e., s: 97, A.K.: The Lesson of Experience, World Bank, Washington, April 1992

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.