Türkiye ABD’ye tek yanlı bağımlı olmaktan kurtulabilecek mi?


 Türkiye ABD’ye tek yanlı bağımlı

olmaktan kurtulabilecek mi?

1960’ta Menderes hükümeti ABD’ye tek yanlı bağlı olmaktan kurtulabilmek için alternatif bir strateji olarak Rusya’ya yönelince darbe gerçekleştiren ABD, bugün de Ankara’nın aynı şekilde alternatif strateji arayışı karşısında rahatsız olmayacak mıdır? Haçlı savaşı ile İslam dünyasını parçalamak için kullanmayı hedeflediği Türkiye’nin elden kaçması ihtimaline karşı nasıl tepki gösterecektir? Nitekim AB’yi şimdiden harekete geçirdiğini görüyoruz. Bu tepkinin devamı şüphesiz gelecektir.

 

Rusya ile ilişkiler stratejik

boyutlarda gelişebilecek midir?

 

Türkiye, Rusya ile yeni ilişkilerde bulunuyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti sırasında çoğu ekonomik olan bir sürü anlaşmalar imzalandı. [1]

Hatırlanacak olursa Recep Tayyip Erdoğan birkaç yıl önce Rusya Devlet Başkanına “Şankay Beşlisi’ne Türkiye’yi de alın” demiş, Batı’ya karşı stratejik bir denge kurma ihtiyacı duymuştu. [2]

Umut ederiz bu ilişkiler sadece Rusya ile değil, bütün doğu blokuyla stratejik bir derinlikte, ABD ve Batı’yla ilişkileri dengeleyecek boyutlarda gelişir.

Zira Türkiye’nin ABD ve Batı’yla tek yanlı, bağlayıcı ilişkilerden ve anlaşmalardan kurtulması gerekiyor. Bunun için yakın tarihimizin klasik Türk denge stratejisine ve siyasetine dönmesi lazım geliyor.

TÜRKİYE RUSYA İLE İLİŞKİLERİ

GELİŞTİRDİĞİ ZAMAN GELİŞMİŞTİR

Türkiye Cumhuriyet tarihi içerisinde ne zaman, ABD ve Batı’nın Türkiye’yi bağımlı kılan dayatmalarla ve yaptırımlarla dolu anlaşmalarından kurtulmağa çalışarak Rusya ile ilişkilere girmiş ise gelişme göstermiş ve güçlenmiştir.

Örneğin İstiklal Savaşı öncesinde memleket işgal altında iken,  Anadolu hareketi ilk olarak Rusya ile ilişkilere girmiş, kurtuluş savaşına buradan aldığı yardımla hazırlık yapmıştır.

Bilindiği gibi, yeni Türkiye’nin ilk yıllarında yerli sanayide büyük gelişme gösterilmişti. Türkiye yerli otomobil ve uçak imal edebilmişti. Hatta üretilen bu sanayi ürünlerinden ihraç bile edebilebiliyordu. Ayrıca milli ekonominin temeli olan KİT’ler bu dönemde kurulabilmişti. Ama ne yazık ki bu milli ekonomi hamleleri ABD ekonomisinin ve Batı kültürünün tamamen hakim hale geldiği “Milli Şef” İsmet İnönü devrinde büyük çapta yok edilmişti. Adnan Menderes Hükümeti son zamanlarında ABD ile ilişkilerin Türkiye’ye nasıl zarar verdiğini görmüş, alternatif strateji olarak Rusya ile ilişkiye girmişti. Ancak ABD buna izin vermemiş, askeri müdahale gerçekleştirmişti.

Darbe sonrasında başa geçen Ankara hükümetleri, ihtilale rağmen Rusya ile ilişkilere önem vermiş, bazı ağır sanayii, özellikle demir-çelik fabrikalarını bu sayede kurmuştu.

Yakın tarihin bu gerçeklerine göre, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerde bulunmasının önemi çok büyüktür.

“TÜRKİYE ABD TARAFINDAN DÜŞMAN

OLARAK NİTELENDİRİLEBİLİR”

Geçen haftalarda Rus haber ajansı Ria Novosti, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerde bulunması dolayısıyla Batı tarafından düşman edilebileceğini yazdı. Jeopolitik Sorunlar Akademisi Genel Sekreteri Araik Stepanyan Sputnik radyosuna şu açıklamayı yaptı: "Burada sadece Avrupa Birliği'nin değil,  ABD'nin niyetinin de göz önünde bulundurulması gerek. Çünkü tüm batı şu anda Rusya'ya karşı geliyor, bu da milli çıkarları doğrultusunda Rusya ile karlı sözleşmeler imzalayanların otomatik olarak batının düşmanı haline geldiği anlamına geliyor. Bu durumda Türkiye Bat’nın düşman listesine eklenebilir." [3]

AKP’Yİ ABD YANLISI ESKİ İKTİDARLARIN

YOLUNU İZLEMEYE ZORLAYAN SİSTEM

AKP iktidarının Rusya ile son ilişkilerinin iyi anlaşılabilmesi için, öncelikle yakın geçmişte yapılan bazı hataları ve yanlışları hatırlamakta fayda vardır.

AKP döneminde Ankara, sistem tarafından, devamlı eski ABD yanlısı iktidarların yolunu izlemeye zorlanmıştır. Örneğin bu dönemde yol ve metro yapımında görülen gelişme, stratejilerde, dış politikalarda, tarımda [4] ve sanayide görülmemiştir. ABD ve Batı’nın yaptırımları ve dayatmaları buna müsaade etmemiştir.

Bu dayatmalarla Türkiye daha önceki dönemlerde olduğu gibi sürekli ABD ve Batı’nın, dolayısıyla İsrail’in tarafında tutulmuş ve buna zorlanmıştır.

2001 yılında İslam’a karşı başlatılan Haçlı savaşına Türkiye sürekli ev sahipliği yapmak ve yardım etmek zorunda bırakılmıştır. 2003 yılında Irak işgali sırasında İncirlik’ten kalkan uçaklar Müslümanları bombalamıştır. Yine Libya’ya karşı savaşta Haçlı NATO birliklerine Türkiye yardım etmeye mecbur tutulmuştur. [5] Ayrıca Haçlı savaşının siyasi ve psikolojik boyutu olan “Arap Baharı” operasyonları hep Türkiye’de yapılan uluslararası toplantılarda planlanmış, sevk ve idare edilmiştir. [6]

Son olarak, Suriye konusunda da Türkiye, yıllar önce Irak olayında olduğu gibi tuzağa düşürülmüştür. Irak’ta Saddam’dan kaçan Iraklı mazlumlara nasıl kucak açtırıldıysa, bugün de Suriye’de “Esat’tan” kaçmış gösterilen Suriyeli göçmenlere kucak açtırılmıştır. Böylece insancıllık ayağı ile Türkiye devamlı Esat Suriyesi’nin karşısında, yani ABD ve İsrail’in istediği tarafta tutulmuştur. [7]

Oysa ki Esat yönetimi ile Ankara yıllarca önce 2007 yıllarında samimi dostluk ilişkilerini öyle geliştirmişti ki, her iki ülke yönetimleri, aradaki sınırları kaldırmaktan bile söz etmişlerdi. Ama son yıllarda ABD ve İsrail kaynaklı yalan ve uydurma Suriye haberleri Esat yönetimini zalim düşman haline getirmiştir. Oysa ki, Esat’a isnat edilen zulüm ve vahşet olaylarının hep MOSSAD ve CIA ajanları tarafından yapıldığı [8] tarafsız gazeteciler ve medya tarafından açıklanmıştır.[9]

RUSYA İLE İLİŞKİLER STRATEJİK

BOYUTLARA VARACAK MIDIR?

Bugün Ankara ülkemize ve İslam coğrafyasına karşı girişilen oyunların farkına varmış olmalıdır ki, memleketimizin, ABD ve Batı’ya tek yanlı bağımlı olmaktan kurtarılması için alternatif dengeler arayışı içerisine girmiştir.

Umulur ki, bu ilişkiler sadece ekonomik olmaktan çıkar, daha derin ve ileri düzeyde stratejik boyutlara varır.

Şimdi Türkiye’nin üzerinde durması ve dikkatli olması gereken bir soru vardır: 1960’ta Menderes hükümetinin ABD’ye tek yanlı bağımlı olmaktan kurtulabilmek için alternatif bir strateji olarak Rusya’ya yönelince ihtilal gerçekleştiren ABD, bugün de Ankara’nın aynı şekilde alternatif strateji arayışı karşısında rahatsız olmayacak mıdır?

ABD, Haçlı savaşı ile İslam dünyasını parçalamak için kullanmayı hedeflediği [10] Türkiye’nin elden kaçması ihtimaline karşı Rusya ile ilişkilere nasıl tepki gösterecektir?

Nitekim Rusya ile ilişkilerin üzerinden çok geçmeden Amerikan derin devletinin AB’yi şimdiden harekete geçirdiğini görüyoruz: Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Zirvesi Türkiye’yi sıkıştıran sert mesajlarla dolu "Uyarı Niteliğinde Hatırlatma" adıyla sonuç bildirisi yayınlamıştır. [1]

Bu tepkinin şüphesiz devamı gelecektir.

Türkiye’nin ABD’nin hegemonyasından kurtulma savaşında, her ihtimale karşılık sürpriz bir dış müdahale ile karşılaşmamak için her an uyanık ve dikkatli olması gerekmez mi?

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.