Türkiye var olmayı mı,yok olmayı mı seçecek?


 Türkiye var olmayı mı, yok olmayı mı seçecek?

Türk ve İslam düşmanı odaklar. Tüm milli devletleri yok etmek üzere, dünya ülkelerini eyaletlere bölme ve federasyona dönüştürme programlarını, İslam’a karşı Haçlı savaşıyla Ortadoğu’dan başlatmış bulunuyorlar. Ülkemizin küçük küçük eyaletlere bölünmesi de bu ABD projesinin bir parçasıdır. Türkiye, sonu intihar olan bir projeye “evet!” diyerek tarihin karanlığına mı gömülecektir, yoksa Milli Mücadele’de olduğu gibi “hayır!” mı diyecektir?

“Başkanlık sistemi”, ABD’nin eyalet

dayatmasına yol açmayacak mı?

Türkiye’nin ve İslam coğrafyasının eyaletlere bölünmesi, Türk ve İslam düşmanı sömürgeci programlarının yaklaşık bir asırdan beri devam edip gelen bir hedefidir.

31 Ocak 1896 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye ve dolayısıyla Türkiye’nin hükmettiği İslam dünyası hakkında bir yasa taslağı hazırlamıştır. Bu yasa taslağında şöyle denilmiştir: “Dünyadaki Hıristiyanlardan oluşan bir komisyon seçelim. Bu komisyon, Türkiye`yi yönetmek için bir başkan seçsin. Türkiye`nin yönetimi Türklerden alınsın ve eyaletlere bölünsün. Bu yapılanmanın adı da Türkiye Birleşik Devletleri olsun.” [1]

Birinci Dünya Savaşının sonunda Türkiye için hazırlanan Sevr planı, ABD’nin bu stratejisinin bir yansımasıdır. Müslüman Türk milletinin, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öncülüğünde gerçekleştirdiği Milli Mücadele ile sömürgecinin bu oyunu bozulunca, ABD’nin Türkiye’yi eyaletlere ayırma ve parçalama stratejisi beklemeğe bırakılmıştır.  

Ancak Mustafa Kemal’in vefatından sonra, sözkonusu strateji, genişletilerek değişik bir tarzda yeniden harekete geçirilmiştir.

1951’de Tarihçi Cemal Kutay’ın Millet Mecmuası’nda NATO konusunda şöyle bir yazı yayınlanmıştır: “NATO’ya alınmamızın asıl amacı Ortadoğu Cephesi’nin kurulması.(...) Ortadoğu’nun Pakistan, Afganistan, İran ve Türkiye ile birlikte bütün bir Türk ve İslam camiasının federasyon biçiminde birleştirilmesidir. Batı’da nasıl ilgililerden oluşan bir NATO kurulmuşsa, Ortadoğu’da da Ortadoğu Federasyonudur...” [2]

“NATO’DAN TÜRKİYE’YE GÖREV: ABD

İÇİN İSLAM FEDERASYONUNU KURMAK”

1951 yılında Cafer Tayyar Eğilmez Paşa,  Türkiye’nin NATO’ya alınmasıyla ilgili olarak şöyle demiştir: “NATO’ya alınmamızın asıl amacı Ortadoğu cephesinin kurulmasıdır. Bütün bir Türk ve İslam camiasının federasyon biçiminde birleştirilmesidir.” [3]

1952-1953 yıllarında ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapmış olan George McGhee hatıralarında şöyle demiştir: “Türkiye yalnız bize Ortadoğu ilişkilerimizde önemli bir rehberlik kaynağı olmakla kalmadı, aynı zamanda arabuluculuk yapmaya, bizim adımıza kendi eski dominyonları üzerinde etkili olmaya çalıştı. Türkiye’nin ABD’ye böylesine güvenmesi her iki ülke açısından da bir takım fırsatlar yaratıyordu.” [4]

Yaklaşık yarım asır sonra ABD stratejilerini ve politikalarını belirleyenler de aynı amaçta planlarını yine  Türkiye’yi taşeron olarak kullanmak üzere yapmışlardır.

90’larda “Türkiye ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçisidir” diyerek[5], Amerika’nın Türkiye’ye ne gözle baktığını açıkça ortaya koyan Yahudi asıllı olan Richard Perle ile ilgili Türkiye Dışişleri Eski Bakanlarından Kamran İnan şöyle demiştir: “Richard Perle Washington’un en ileri gelen liderlerinden biridir, savunma bakanı yardımcısıyken tanımıştım, 2002 yılında Washington’da bana ‘Bizim amacımız sizinle el ele vererek Avrasya ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek, sizi bölgenin güç merkezi haline getirmek...’ Demişti.” [6]

SON YARIM ASIRDA TÜRKİYE’YE

EYALET DAYATMALARI

1960’lardan itibaren bu dayatmalara paralel olarak, Türkiye’nin kendi üniter devlet yapısından vazgeçerek eyalet sistemine geçmesi yönünde Sevr oyunları yeniden oynanmağa başlamıştır. Bu konuda Türkiye yönetimlerine yapılan dayatmalardan örnekler verelim:

Eski Başbakanlardan Sadi Koçaş’ın, “Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar” kitabında naklettiğine göre: “Amerika, CIA’nin klasik mücadele yolları ile 1965’te Adalet Partisini ve Sayın Demirel’i iktidara getirdiği zaman, karşılık olarak yeni Türk hükümetinden şöyle bir istekte bulunmuştur: İran-Irak ve Türkiye Kürtlerini Federe bir cumhuriyet haline getirelim. Bunu Türkiye’ye bağlayalım. Hem de büyük toprak kazanmış olursunuz.” [7]

Süleyman Demirel, 1979’un sonlarında Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan olarak, bu isteğe paralel bir açıklama yapmıştır; “Türkiye’yi Ankara’dan yönetmek imkânı kalmamıştır,  Türkiye, 15 bölgeye ayrılmalı, her bölge için ayrı plan yapılmalı.” demiştir.[8]

12 Eylül İhtilali’nin gerçekleştirilmesinden hemen sonra, Kenan Evren de, “Türkiye eyalet sistemine geçmelidir ve 8 eyalete ayrılmalıdır” [9] şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Evren’in, 1981’de hazırlattığı “Özel Jeopolitik İnceleme” adlı belgede 10’uncu sayfada şöyle denilmiştir: “Türkiye’miz bugün (Mart 1981) tek merkezden idare edilebilme imkânını yitirme sınırına gelmiştir. Her il merkezi, teşrii (yasama), icrai (yürütme) ve kazai (yargı) yetkileriyle techiz edilerek 67 il merkezimizde Millet Meclisi kurulmalıdır.” [10]

Evren’in bu eyalet sistemi savunuculuğunun, darbeyi yaptıran ABD’den kaynaklandığında hiç şüphe yoktur. Zira ihtilalin yapıldığı ilk gün, ABD Başkanı Carter’a “Bizim çocuklar işi bitirdi” diyen, [11] CIA’nin Eski Türkiye Masası şefi Paul Henze, daha sonra, 1998’de yazdığı Turkey and Atatürk’s Legacy (Türkiye ve Atatürk’ün Yasallığı) adlı kitabında Türkiye’nin federasyon sistemine geçmesi gerektiğini ileri sürmüş ve şöyle demiştir: “Ülkenin toparlanması devresi olan Cumhuriyet’in ilk yıllarında tam bir merkeziyetçi idare biçimi günümüz gereksinimlerini karşılayamaz durumdadır.” şeklinde değerlendirmelerden sonra şöyle demiştir: “Türklerin, çağdaş dünyada siyasal yönden en başarılı ve gelişmiş ülkelerin federasyon düzeniyle yönetilenler olduğunu düşünmeye başlamaları gerekir.” [12]

Kenan Evren’den sonra Türkiye siyasetinin başına geçen Turgut Özal da “federasyonun tartışılabileceğini” ifade etmiş ve böylece Amerika’nın dayattığı sisteme yeşil ışık yakmıştır.

1996’da İstanbul’da yapılan “Habitat II” Toplantısında BM Genel Sekreteri Butros Gali, açılış konuşmasında, ülkemizden “Türkiye Federal Cumhuriyeti” diye söz etmiş ve İstanbul hakkında da “İstanbul Federe Devleti” şeklinde konuşmuştur. O sırada toplantıda hazır bulunan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve diğer devlet erkanı bu saldırı karşısında sessiz kalmış ve hiçbir tepki göstermemiştir.

Bu tepkisizlik, Türkiye yönetimlerinin üniter devlet yapısını korumaya yönelik hassasiyetlerinin ne kadar zaafa uğradığının göstergesi olmuştur.

BAKANIN “VALİLİK SİSTEMİ”

AÇIKLAMASI NE ANLAMA GELİYOR?

2000’li yıllarda da Ankara hükümetleri ABD’den aynı dayatmalara maruz kalmış, bu dayatmalara karşı benzer yaklaşımlarda bulunmuştur.

İçişleri Bakanlığına atanan Abdülkadir Aksu, “ABD’de olduğu gibi Türkiye’ye valilik sistemini getirmek istediklerini” söylemiş, valiliklerin Ankara’dan atanmak yerine, belediye başkanlıklarıyla birleştirilerek seçimle göreve geleceklerini ve her ilde “Yerel Parlamentolar” oluşturulacağını ileri sürmüştür.[13]

Bu sistemin ABD stratejilerindeki adı Eyalet/federal sistemidir. Ancak Sayın Aksu açıkça o adı kullanmamış, “Valilik Sistemi” demiştir.

Diğer taraftan AKP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu da, Anayasa Komisyonu’nda yaptığı değerlendirmede “Türkiye parçalı yönetime geçtiğinde başkanlık sistemi ideal olur” [14] şeklinde konuşmuş, eyalet sistemine işaret etmiştir.

“AMERİKA’NIN HEDEFİ:

MİLLİ DEVLETLERİ GÖMMEK”

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Strawsz Hupe da şöyle demiştir: “Amerika’nın misyonu milli devletleri gömmek, halklarını daha küçük birimlere bölerek yaşatmaktır. Gelecek Amerika’nındır. Yeni Dünya Düzeni, Amerikan İmparatorluğu ve tüm insanlığın rakip olmadığı evrensel düzenin adıdır.” [15]

ABD sömürgeciliğinin  beyni sayılan kısa adı  CFR olan Dış İlişkiler Konseyi  (Council of Foreign Relations) adlı kurula göre de, dünya hakimiyetine, dolayısıyla ABD’nin derin devletinin “Dünya Devleti”ne giden yol, dünyadaki tüm bağımsız ve milli devletlerin yok edilmesinden geçer. Egemenliklerin ABD’ye devredilmesinden geçer. Araştırmacı Yazar Aytunç Altandal, “Gül ve Haç Kardeşliği” kitabında bu konuda şu bilgileri veriyor:

ABD DERİN DEVLETİ

CFR’NİN GİZLİ HEDEFİ

“CFR, ‘Tek Dünya Tek Hükümet’in tüm kötülükleri ortadan kaldıracağını söyler. Bu onun sosyal (görünen) hedefidir. Bunu yapabilmek için de önce ‘Milli Bağımsızlık ve Egemenliklerin’ CFR’ye devredilmesini ister. Bu da CFR’nin gizli hedefidir.(…) CFR’nin kuruluşunun 50. yılı münasebetiyle 1971’de yayınladığı derginin özel sayısında örgütün en saygın üyelerinden Kingman Brewster Jr, baş makalesinde CFR’nin ‘Gizli’ amacını şöyle açıklamıştı:’ Başkalarını da egemenlik haklarını bizimle birleştirmeye (bize devretmeğe)  ikna için bazı riskler almamız gerektiğini biliyoruz…’

Daha ilginç bir belge ise ABD’de ‘State Department Document 7277’ adıyla kayıtlıdır. Buna göre CFR, tüm ülkelerin silahsızlandırılmasından yanadır. Ve belgenin sonunda şu ilginç saptama vardır: ‘O zaman BM’nin Global Hükümeti o denli güçlenecektir ki, hiçbir ulus ona karşı çıkmaya cesaret edemeyecektir.’ Bu belge 1970’te Nixon yönetimindeki U.S. Arms Control and Disarmament Agency tarafından benimsenerek ABD politikası olarak kabul edilmişti. Bu belge CFR’nin tezi doğrultusunda ulusları ‘Egemenliklerinden’ vazgeçirme ve ‘Ulus Devletlere’ son verme çağrısıydı.” [16]

George Bush yönetiminin ilk zamanlarında New York Times’in yayınladığı, bu dönemde hazırlanan “Üçüncü Dünya Tehditleri” konulu ABD Ulusal Güvenlik Raporu’nda, ABD sömürgeciliğinin dünyadaki ulusal ve bağımsızlık hareketlerine karşı hedefi şöyle yansıtılmıştır: “ABD için ‘Daha Zayıf Düşmanlar’ sadece bir tek tehdit oluşturur: Bu, bağımsızlık tehdididir ve asla hoş görülemez. (…) hasım, yenilgiye uğramakla kalmamalı, un ufak edilmeli ki, dünya düzeninin esas dersi iyice öğrenilsin...” [17]

​AB: “TÜRKİYE’NİN FEDERAL SİSTEMLE

YÖNETİLMESİ İÇİN BAŞKANLIK GEREKİR”

ABD gibi Avrupa Birliği de Türkiye’nin federal/eyalet sistemiyle yönetilmesi gerektiği konusunda tavır almış ve bu konuda baskılarda ve dayatmalarda bulunmuştur.

Örneğin Avusturyalı sosyal demokrat parlamenter Hannes Swoboda, Türkiye gibi büyük bir ülkenin federatif bir yapı ile yönetilmesi gerektiğini, ancak böyle bir durumda başkanlık sisteminin uygun olacağını söylemiştir. [18]

Diğer taraftan, “Türkiye AB’ye girmek istiyorsa içişlerine karışmak görevimiz. Gelecekte de karışacağız!” [19] diyen AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijik, "Türkiye, iyi yönetilebilmesi için bölünmelidir." demiştir.[20]

KISACASI

Türk ve İslam düşmanı odaklar hedeflerini bu kadar açık söylüyorlar. Tüm milli/ulusal  devletleri yok etmek üzere hazırladıkları, dünya ülkelerini eyaletlere bölme ve federasyona dönüştürme programlarını İslam’a karşı 2001 yılında başlattıkları Haçlı Savaşıyla Ortadoğu’da harekete geçirmek üzere düğmeye basmış bulunuyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de lağvedilip ülkemizin küçük küçük eyaletlere bölünmesi de bu projenin bir parçasıdır.

Türkiye, sonu intihar ve yok oluş olan bu projeye evet diyerek tarihin karanlığına mı gömülecektir, yoksa hayır diyerek var olmağa devam mı edecektir?

Müslüman Türk milletinin milli onuru, haysiyeti, aklı, kimliği, tarihi ve en önemlisi inandığı İslam dini [21] Milli Mücadele’de olduğu gibi,

-Hayır! Hayır! Hayır! Diyor.

Bu durumda Milli Mücadele’de sömürgeciye “hayır!” diyen ruhun ve iradenin yeniden kendini göstermesi gerekmiyor mu?

Yüce Allah, o iradeye ve o ruha yardımcı olsun, güç ve kuvvet versin!

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 



[1] İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yakın Çağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahir Aydın’ın konuyla ilgili yaptığı araştırması hakkında yapılan röportajından, Yeni Çağ Gazetesi, 12.10.2007

[2] Millet Mecmuası 1951

[3] http://banuavar.com.tr/?pg=articles&id=42

[4] George McGhee, ABD-Türkiye-Nato-Ortadoğu, Tercüme: Belkıs Çorakçı, Bilgi Yayınevi, 1992, Ankara.

[5] http://banuavar.com.tr/?pg=articles&id=43

[6] Vatan Gazetesi, 14 Haziran 2010

[7] Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4.Cilt, s: 1917-1918

[8] Arslan Bulut, Yeniçağ Gazetesi, 20.10.2006

[9] Hürriyet Gazetesi, 01.03.2007

[10] Yeniçağ Gazetesi, 10.03.2007.

[11] Mehmet Ali Birand'ın “12 Eylül Saat:04.00 (1984)” adlı kitabından

[12] Mustafa Yıldırın, Sivil Örümcek Ağında, Dönüşüm Yayınları, 2004, İstanbul, s: 76-77

[13] Sabah Gazetesi, 20 Kasım 2002.

[14] Yeniçağ Gazetesi, 04.02.2003

[15] Erol Bilbilik, CFR ‘Dış İlişkiler Konseyi, Umay Yayınları, Nakleden: http://www.mudafaaihukuk.com/104-savas.htm

[16] Aytunç Altındal, Gül ve Haç Kardeşliği, Avrupa Birliği’nin Gizli Masonik Kimliği, s: 137

[17] Noam Chomsky,Yeni Dünya Düzeni,, Ağaç Yayınları, İst. 1995, s: 25-26

[18] 23 Ekim 2014,  http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/turkiye-federal-sistemle-yonetilmeli-h63986.html

[20] http://www.8sutun.com/haber?id=16555

[21] “Tefrikaya düşmeyin, parçalanmayın!” (Al-i İmran Suresi: 103), “Allah’a ve O’nun Resûl’üne itaat edin, anlaşmazlığa düşmeyin, yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi: 46)

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.