Türkiye’nin asıl sorunu danışman ajan ve casuslar


  Türkiye’nin asıl sorunu danışman ajan ve casuslar

Bugün baştaki yöneticilerimize yakıştıramadığımız, Türk milletinin değerleriyle ve ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan yanlış kararların ve kötü icraatların, çoğunlukla yabancı uzman ve danışman ajanlardan kaynaklandığını unutmamak gerekir. Bu durumda diyebiliriz ki, Türkiye’nin gerçek sorunu yönetimler ve iktidarlar değil, yönetimleri ve iktidarları yabancı ajan uzmanlarla ve danışmanlarla kontrol eden ve yönlendiren sistemdir.

Sisteme tüneyen kargaları

kovmadan kargaşalar bitmez 

 

Türk istihbaratının en önemli isimlerinden olan Mahir Kaynak, yıllar önce Türkiye’de bir dönem İçişleri Bakanlığı yapan Hasan Fehmi Güneş’in bu görevden düşürülmesi olayının bir komplo olduğunu ve bunu da ancak CIA veya MOSSAD’ın gerçekleştirmiş olabileceğini söylemiştir.

      Amasya Belediye Başkanı CHP’li Gündüz Türem heyecanla İçişleri bakanını aramış ve şöyle demiştir: “Sayın Bakanım Robert Alexander Peck adında bir Amerikalı dolaşıyor buralarda. Ankara’da ABD Büyükelçiliği’nde 1. katipmiş. İlginç sorular soruyor, Amasya’da Sünnilerle Alevilerin oranı nedir, sağcı mı solcu mu çok, Amasya’daki çatışmalar mezhepsel mi, etnik mi yoksa ideolojik nedenlerden mi kaynaklanıyor? Amerikalı benzer soruları Çorum’da da sormuş, ne yapalım?”

Bakan Amasya Valisi Aydemir Ceylan’ı arayarak durumla ilgilenmesini istedi. Esrarengiz Amerikalı kibar bir biçimde gözaltına alındı ve Orman İdaresi’nin misafirhanesine yerleştirildi. Daha sonra görevden alınan vali başka bir ile atanmadı ve emekli olana kadar 20 yıl merkez valisi olarak bu onurlu tavrı nedeniyle ödüllendirildi!

İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, “bazı şüpheli faaliyetlerini izlettiği” Amerikalıyı sınır dışı etti. Bakana göre R. Alexander Peck bir CIA ajanıydı. Sadece Amasya’da değil Çorum ve Kahramanmaraş gibi hassas bölgelerde de bulunmuş, dolaştığı yerlerde karışıklıklar yaratmıştı.

Bu olaydan sonra Gazeteci Arcayürek’e göre Hasan Fehmi Güneş, CIA’nın hedefi haline gelmişti. Bedel ödenecekti. Tezgah kuruldu, adamlar ayarlandı. Fazla bir zaman geçmeden ülke bir haberle sarsıldı. Bakan bir şarkıcı kadınla basıldı. Gazeteler haberi manşetten veriyor, baskının resimleri sayfalara sığmıyordu. Bakan istifa etmek zorunda bırakıldı, bedel ödendi.

Peck, tek değildi. O dönemde ODTÜ’de Bent adında bir ABD’li öğretim üyesi memurlar arasında anketler düzenliyor, ABD Büyükelçiliği Siyasi İşler görevlisi 2. katip Donald Robert, Siirt ve Mardin bağımsız milletvekilleriyle toplantılar yapıyor, CIA’da çalıştığı kanıtlanan gazeteci Schulzberg’in, doğu ve güneydoğudaki inceleme gezilerinde bölücülük propagandası yaptığı iddiaları Cumhuriyet Senatosu’nda tartışılıyordu. Peck’in katliamdan önce Maraş’a gittiği, sağ partilerin il yöneticileriyle ve bazı iş adamlarıyla görüştüğü biliniyordu. Daha önce Endonezya’da çalışmış büyükelçilik görevlisi Gene Christy’nin de Maraş katliamının planlamasında yer aldığı iddia edilmişti. [1]

Türkiye’deki bütün elçilik görevlileri ve bütün yabancı danışmanlar ve uzmanlar, ülkemizdeki tüm karışıklıklarda, darbe ve isyan hareketlerinde yer almışlardır ve öncülük etmişlerdir. Ne yazık ki yabancıların bu olaylardaki oyunlarını ve rollerini fark edebilen ve tespit edebilen devlet görevlileri çok az olmuştur.

BU ÖRNEK OLAYIN

ANLATTIĞI GERÇEK

ABD Eski Savunma Bakanlarından Wolfowitz’in ve Pentagon'da Irak işgalini körükleyen Özel Planlar Dairesi Başkanı Abram Shulsky’in hocaları olan, Chicago Üniversitesi'nden Yahudi felsefeci Leo (Levi) Strauss'un bir sözü vardır: "Kralın danışmanı kraldan daha önemlidir". [2]

Bu söylemi, “bir ülkede, bir yönetimde başkanın danışmanı başkandan daha önemlidir” diye anlamak gerekir.

Strauss’un bu söylemi ABD sömürgeci stratejilerinde temel kural olmuş ve sömürgeleştirilmesi hedeflenen ülkelerin yönetimlerinde danışmanlık görevlerine Amerikancı insanların getirilmesine önem verilmiştir.

Kısa adı NSA olan ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı’nın eski ajanlarından John Perkins, danışmanların aslında ajan olduğunu [3] söylemiştir.

Nitekim Irak işgalinden önce, Saddam’ın en yakın adamlarının CIA’nin kontrolünde olduğu sonradan meydana çıkmıştır.

 “RAPORLARIN SONUCUNU TÜRKİYE

BAŞBAKANINDAN ÖNCE ABD ALIYOR!”

1960’lı yıllarda yabancı uzmanlar ve danışmanlar Türkiye’de o kadar yoğun ve etkin hale gelmiştir ki, o yıllarda hükümet başkanı olarak görev yapan İsmet İnönü yabancı hakimiyetinden şöyle sızlanmış ve şikayette bulunmuştur:

“Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edece­ğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırla­yacaklar. Yapabilirler mi bunu? Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Bunu başaramazlarsa, işi sürüncemede bıraktırmağa çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum. Sonucu bana gelmeden Washington’un haberi oluyor. Sonucu memu­rumdan önce Sefirden (yabancı Büyükelçiden) öğreniyorum...”  [4]

Acaba bugünde öyle değil midir?

1960’larda İnönü’nün bu kadar şikayet etmesine yol açan yabancı uzman ve danışman etkinliği Türkiye’de yıldan yıla daha çok artmıştır.

Nitekim Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu hatıralarını naklettiği “Türk’ün Ayştaynı” adlı kitapta bir gözlemini şöyle anlatmıştır: “Ecevit Başbakan olmuştu. Milli Eğitim Bakanı da Mus­tafa Üstündağ.(...) odasına git­tim, baktım yanında Amerikalı Howard Reed. Sarmaş dolaş adeta. Bu adam bundan önceki bakanın yanında da vardı…” [5]

Bu Amerikalı danışman yalnız değildir, kurumu dizayn eden başka Amerikalılar da vardır: “Milli Eğitim Bakanlığı’nda bugün çalışmalarını ‘etkin’ bir biçimde sürdüren, (…) ‘Milli Eğitimi Geliştirme’ adlı bir komisyon vardı. 1994 yılında 60 personeli olan bu komis­yonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıydı. Komisyonun ba­şında L. Cook adlı bir Ame­rikalı bulunuyordu. L. Cook’tan ayrı olarak adı Haward Reed, ünvanı “Milli Eğitim Bakanlığı Bağımsız Başdanışmanı” olan, bir başka “etkin” Amerikalı daha vardı.”  [6]

Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde Jay L. Kriegel isimli bir Yahudi’nin Başbakanlık Danışmanı olduğu, Çiller’e ve Dışişleri Bakanlığı’na AB ve ABD konularında danışmanlık yaptığı, ayrıca Kürt raporu hazırladığı biliniyor. [7]

Çiller’in 1994 yılının Kasım ayında yaptığı İsrail gezisinde, Türk kamuoyunda tepkiyle karşılanan, “Arz-ı Mev’ut ülkesine ziyarette bulunan ilk Türkiye Başbakanı olmanın gururunu duyuyorum” dediği konuşmasını bu Yahudi danışmanın, hazırladığı tahmin ediliyor.

SÜREKLİ YABANCILARA BİLGİ VEREN

YABANCI EĞİTİM UZMANLARI

Araştırmacı Yazar Yılmaz Dikbaş’ın araştırmasına göre, “İngilizce adı, ‘The Information Network on Education in Europe’ olan ‘Avrupa Eğitim Bilgi Ağı’ isimli bir birim, Milli Eğitim Bakanlığındaki çalışmaları sürekli Brüksel’e rapor etmektedir. Çünkü tüm çalışmalar Brüksel’de bulunan Avrupa Birimi tarafından koordine edilmektedir.”  [8]

“İlköğretim Hayat Bilgisi, Türkçe, Sosyal Bilgiler, Matematik, Fen ve Teknoloji Eğitimi öğretim programları için Milli Eğitim Bakanlığı kasasından toplam 1.867.803 Avro harcanmıştır. Bu paranın ne kadarının yabancı uzmanlara verilmiş olduğunu soran Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı’ya TBMM’de (…) yaklaşık 1,5 milyon Avro’nun  yabancı uzmanlara ödenmiş olduğunu itiraf etmek zorunda kalan MEB Bakanı Hüseyin Çelik, şu ibret verici ifadeyi kullanmıştır: ‘Söz konusu uzmanlar ve alacakları ücret Avrupa Birliği delegasyonu Türkiye temsilciliği, ya da temsilcilik adına konsorsiyum firma tarafından belirlenmektedir.(…) Bakanlığımızın söz konusu uzmanlara yapılacak ödeme miktarını belirleme konusunda yetkisi bulunmamaktadır.’ Konsorsiyum sözcüğü, ‘şirketler ortaklığı’ demektir. Türk çocuklarına okutulacak kitapların programlarını yapmak üzere büyük çoğunluğunu Avrupalı şirketlerin oluşturduğu bir konsorsiyum, yani bir ‘şirketler ortaklığı’ kuruluyor.(…) Paralar bu şirketler topluluğuna veriliyor.”  [9]

Yine Yılmaz Dikbaş’ın naklettiğine göre, MEB tarafından imzalanan ve kabul edilen Avrupa Birliği Türkiye Temel Eğitimin Desteklenmesi Projesi (TEDP) yönetiminde de 14 yabancı uzman çalışmaktadır.[10]

Türkiye, en azından yukarıda İsmet İnönü’nün sızlandığı ve şikayet ettiği zamandan bu yana, yarım asırdan fazla bir zamandır ajanların ve casusların işgalinde demektir.

Yarım asırdan fazla bir zamandır, yine İsmet İnönü’nün deyişiyle, “Türkiye’de meydana gelen olaylardan ve gelişmelerden, bizim yöneticilerimizden daha önce ABD’nin haberi oluyor”, demektir.

Yön Dergisi’nde, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü tarafından 1963 yılında yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti Teşkilatı Rehberi’nde hangi devlet kurumunda Amerikalı “uzman”ların yuvalandığının listesi ve şeması aktarılmaktadır. [11]

Yabancı uzman ve danışman etkinliği, son yıllarda yasa tasarılarının hazırlanmasında, özellikle stratejik konularda kanunların taslaklarının hazırlanmasında büyük rol oynayacak kadar ileri boyutlara varmıştır. 

TÜRKİYE’DE YASA TASARILARINI

HAZIRLAYAN YABANCI AJANLAR

Yabancıların hazırlamış olduğu yasa tasarılarından bazı örnekler verelim:

·    Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu”, TBMM’de Çokuluslu Şirketlere hizmet veren “Doğrudan Yabancı Sermaye Danışma Servisi” adlı bir yabancı kuruluş tarafından hazırlanmış ve TBMM’de 05.06.2003 tarihinde kabul edilmiştir. [12]

·    Özelleştirme ile ilgili yasaların hazırlanmasında da yabancılar büyük rol oynamıştır. Özellikle Morgan Guaranty’ye bağlı uzmanların büyük etkisi olmuştur.[13] Etibank’ın (dolayısıyla madenlerin), özelleştirilmesi bu uzmanların kılavuzluğunda gerçekleştirilmiştir. 

·    Madenlerle ilgili yasa tasarılarının hazırlanmasında da yine yabancı uzmanlar vardır. Rio Tinto, BHP Billiton Portman Mining, Newmount gibi asalak çokuluslu madencilik şirketleri tarafından hazırlanan ve YASED ile diğer yerli işbirlikçileri tarafından da takip edilen, 3213 sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin kanun tasarısı buna bir örnektir.

·    “Yargı Reformu Strateji Taslağı” da yabancı uzmanların katkısıyla hazırlanmıştır. Adalet Bakanlığı, “yargı reformu”nun hazırlanması için Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliği’ne başvurmasıyla, 2008 yılı başından itibaren yürütülen çalışmalarda bir “uluslararası uzman” başından sonuna kadar görev almıştır. Larry Taman adındaki bu uzman Afganistan, Bosna Hersek gibi ülkelerin “yargı reformları”nı da hazırlamıştır. [14]

YABANCI UZMAN VE DANIŞMANLARIN

NEDEN OLDUĞU KÖTÜ İCRAATLAR

Kısacası bugün baştaki yöneticilerimize yakıştıramadığımız, Türk milletinin değerleriyle ve ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan yanlış kararların ve kötü icraatların, çoğunlukla bu yabancı uzman ve danışman ajanlardan kaynaklandığını unutmamak gerekir.

Bu durumda diyebiliriz ki, Türkiye’nin gerçek sorunu yönetimler ve iktidarlar değil, yönetimleri ve iktidarları yabancı uzman ajanlarla ve danışman casuslarla kontrol eden ve yönlendiren sistemdir.

Yöneticilerimizin, Türk milletinin iradesiyle ve aklıyla hareket etmemeleridir, yabancı akıl hocalarına tabi olmalarıdır.

Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’deki  “Allah, aklını çalıştırmayanları pislik içerisinde bırakır.” [15] ayeti tecelli etmiş ve ülkemiz “pislik” sorunlarla boğuşur hale gelmiştir. 

Atalarımız “Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz” demişlerdir.

Nitekim son Osmanlı döneminde Lübnan’da yoğun karışıklıklar çıkması üzerine, Kececizade Fuat Paşa bölgede fitnenin kılavuzluğunu yapan tüm yabancı misyon şeflerini kovmuş, bunun üzerine olaylar bir anda durmuş ve ortam sükunete kavuşmuştur.

Bugün de aynı basiret ve aynı cesaret gösterilmeden sorunlardan kurtuluş mümkün olamaz.

Memleketimizin en önemli yetkili makamlarına tünemiş olan kargalar kovulmadan, kargaşalara son verilemez!  

Sevgiler saygılar…

herden1950@hotmail.com

 

 



[3] Sabah Gazetesi, 21.12.2009

[4] Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, s: 578

[5] Türk Ayştaynı “Oktay Sinanoğlu Kitabı”, Söyleşi: Emine Çaykara, s: 175

[6] Metin Aydoğan, A.g.e., s: 98,  A.K.: Mustafa Balbay, Cumhuriyet, Haziran 1994,

      Emin Değer, “Düşünce Özgürlüğü Çıkmazı” Tekin Yay. 195.s: 175

[7] Yeni Şafak Gazetesi, 5 Haziran 1997

[8] Yılmaz Dikbaş, Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi, s: 614.

[9] A.g.e., s: 615; A.K.: Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı’nın Danışmanı Ünal Özmen’den elektronik posta iletisi, 19.09.2005

[10] A.g.e., 630-631

[11] Yön Dergisi, “Devlet Teşkilatımızdaki Amerikan Ajanları”, 15 Temmuz 1966, s: 4. 

[12] M. Mustafa Çınkı, Ülkemiz Parsel Parsel Satılıyor Uyanın, Müdafaa-i Hukuk Dergisi,

       6 (68), Nisan 2004, 49-. 51.

[13] Mümtaz Soysal, Bor Pazarından Sürülüş, Hürriyet, 12.01.2001

[14] http://www.turkhukukmerkezi.com/HukukCafe/2009/09/15/

[15] Yunus Suresi, 100

YAZIYI PAYLAŞ!

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.