Fareler, İnsanlar ve Labirentler…


Çok yüksek bir tepeden bir kenti izlediniz mi hiç? O kentin yapılarına, insanların kent içerisinde nasıl dolaştıklarına, ulaşımın akışına tanık oldunuz mu?
Ben tanık oldum. Göz alabildiğince yüksek yapılar ve bu yapıların arasına adete sıkışmış tıpkı bir fare gibi labirentlerinde dolaşan insanlar. Ne kadar korkunç değil mi?
Fare kelimesi size biraz sıkıcı gibi gelebilir ama bu bir benzetme sadece. 
Bir düşünelim lütfen. Sahiden bizler, insanoğlu yaşamlarımız kaç metrekare ile sınırlı. Kendi yaşadığımız evi, işyerini, dolaştığımız, geçtiğimiz sokak aralarını sayarsak bir günlük yaşantımızın dar alanını hesaplarsak ne çıkar ortaya bir düşünün.
Ellerimizde son model iletişim araçlarıyla dünyanın istediğimiz yeriyle ne bağlantılar kurarsak kuralım, dünyanın her yerinden ne haberler ne canlı görüntüler alırsak alalım maalesef hepimiz kendi labirentlerimize sıkışmış durumdayız.
Her gün kat edilen aynı yol, aynı sokaklar ve aynı mekanlar…
Tüm bunları düşündükçe aklınıza doğal yaşamdan ne kadar kopuk olduğumuzu anladınız sanırım.
Şöyle bir düşünüyorum da, önceden doğayla ne kadar iç içeydik. Her gün üzerinde geçtiğimiz onca tepeler, soğuk suyundan içtiğimiz onca çeşmeler, meyvelerini topladığımız ve dokunduğumuz onca ağaçlar, sevdiğimiz onca hayvan yok artık.
Tüm bunları bir tarafa bırakırsak, o rengarenk yeşilini, o bembeyaz karını görebileceğimiz bir dağı görmekten bile mahrumuz.
O kadar ki sıkışmışız labirentlerimize.
Bugün insanlığın, huzursuzluğu, mutsuzluğu işte bu nedenledir.
Bize yaşam veren, umut veren, mutluluk veren doğadan uzaklaştık. Dünyamızı çok dar ve kapalı bir alan hapsettik.
Ne yediğimiz güzel yemekler, ne de içerisinde yaşadığımız lüks hayat bizi mutlu etmiyor.
Çünkü bir kuşun sesinden, bir kuzunun melemesinden, ve bir ırmağın akışından , bir çiçeğin rengarenk açışından mahrumuz.
Ünlü yazar Victor Hugo: iyilik ruh yüceliğinde, doğru bilimde ve güzel de her zaman doğadadır demiştir.
Bizler olumsuz ruh hallerimizden çıkmak, mutlu olmak ve huzur bulmak için doğayla birleşmek zorundayız. 
Yaşamımızı kısa bir süreliğine de olsa bir ağaca dokunmak, bir hayvanı sevmek  ve bir kuşun cıvıltısını dinlemek üzere harcamalıyız.
İnanın o zaman göreceğiz ki, yaşam çok daha anlamlı ve mutlu bir hale geliyor. 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
30Ekm
24Eyl

Martı Jonathan Lıvıngston

22Tem

Çok Sonrasını Düşünmek

25Haz

Nemrut’un Oduncuları

18Haz

Köklerimiz ve Ahlat Ağacı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.