Harputlu Zöhre Kız 20


AMCA EZAN OKUMAYA MI GİDİYORSUN

Bilal, durgun havada yorgun argın dolaşırken kuşların yükselen nağmeleri, ona varlığını unutturuyordu. Belli etmese bile vicdanını sızlatan gizli heyecanı, bağlılığı da ayrılığı da birlikte yaşatıyor, genç kızın kalbindeki hazineyi çalmakta sabırsızlanıyordu. Kır çiçeğini andıran Zöhre’nin yüzü, bazen ruhunda doğuveren derin arzuları kışkırtıyor;  bazen alaylı bakışlarıyla farklılığını kabul ettirmek için bin bir hilesini gözlerinin önüne seriyordu. Şahsını, akla gelmedik fedakârlıklara zorlayıp sevmenin, yerine göre cürüm olduğunu hatırlatıyordu. Bilal, utancını gizlemek için sahte gülüşlerle yüzünü şenlendirmeye çalışırken acı düşüncelerin hücumuna uğruyor, kafasındaki hayali sevgiliyi, gerçeğinden ayıramıyordu. Sonunda susuyor, aşk melikesinin yanından geçerken eridiğini fark edip kendinden geçiyordu. Zira yolunun üstündeki güzel ve sevimli kız, mutluluk meleğinden başkası değildi.  
Bilal ile her karşılaştıklarında: 
-Amca ezan okumaya mı gidiyorsun?
-Evet hanım kız! Ezan okumaya gidiyorum, diye cevap veriyordu. 
“Amca, hanım kız” ifadeleri aslında göstermelikti, sahte ve iğretiydi. Ancak bu ayaküstü diyalog, bahar güneşinden daha okşayıcı, yağmurdan sonraki tazelikten daha ferahlatıcıydı. Toprağa nefes aldıran, içindeki tohumu canlandıran bir özelliğe sahipti. Neticede hızlı çarpan iki kalbin sevinmesine yetip artıyordu. Ancak bir mesele vardı: Kendini hayran bırakan güzellik karşısında ağzı açık kalan Hafız Bilal, camda vızıldayan sinek sabırsızlığıyla kendini kaybedip önündeki engelleri unutuyor; o büyülü bakışların yaydığı sıcak ilgi karşısında bütün varlığının, mum gibi eridiğini hissediyordu. Kızın tebessümüne bakılırsa ıstırap çekmesini bilmiyor ama çektirmesini iyi biliyordu. Her kaş çatışı, zulmü ifade etmese bile Bilal’e yapılan en ağır işkenceydi. Toprağın fışkıran keskin kokusu, Zöhre’de gizlenen cazibe ile birleşip müezzinin içine oturuyordu. “Çiçekler sevgi ile bakan gözlere karşı açılır” sözü, “aşk muhabbetle sevmektir” vecizesi aklına geldikçe şaşırıp kalıyordu.
Kafasından geçenler safça görünse bile geleneklere aykırıydı. Zira “davul, dengi dengine çalmalıydı.” Halbuki ortada ne bir denklik, ne bir esneklik vardı. Ama günde iki,  üç defa “amca, ezan okumaya mı gidiyorsun” sorusunun boşuna olmadığı da açıktı. Bu durumda müezzin ne yapabilirdi? Sonra askerliği yaklaşmıştı, gideceği gün, sabah akşam açıklanacaktı. Kaldı ki boyu posu yerinde görünen Zöhre, henüz küçüktü. Babası verecek miydi? Verse bile askerden dönebilecek miydi?.. Sorular sorulara karışırken, zihnini kemiren düşünceler, endişelerle boğuşurken ne yapacağını şaşırmıştı. Şaşırmıştı ama kalp sızısı, giderek artıyordu. 
Zöhre’si, dokuz yaşına girmesine rağmen dik durup seçilmeyi, arkadaşları arasından sıyrılıp çıkmayı başarıyordu. Kılığıyla kıyafetiyle sokaktan geçenlerin gözünü doldurup yüzündeki çocuksu ifadelere rağmen görenlerin, bilhassa müezzinin aklını başından almaya yetiyordu. Hele akranlarıyla evcilik oynaması… Büyükleri andırıyordu. Her birinin bağı, bahçesi, evi barkı hatta bazılarının hayali kocası, çocukları bile vardı. Duyunca yüzüne gülücükler konduran hafız, tebessüm ediyordu: “ Her canlı, yüce yaratıcının ruhuna gizlediği iksirin etkisine göre davranıyor” diyordu. Çünkü erkeler çelik çomak oynayıp sallama atarken kızlar ev kuruyordu. Demek bahar gelince çiçekler boşuna açmıyor, leylekler boşuna gelmiyor, kuşlar boşuna yuva yapmıyordu. Demek “aşkta, sevdada kıyas aramak yanlıştı” 
Hayaller içinde kıvranan hafızın iki sevgilisi vardı: Birincisi gönlünü heyecanlandıran, kalp atışlarını hızlandıran Zöhre’siydi. İkincisi, Kuşçu Salih Amcanın verdiği bülbülleriydi. Eve gidince onlarla konuşuyor, onlarla dertleşiyor, onlarla yarışıyordu. Onlarla şakıyor, onlarla hisleniyor, onlarla susuyordu... Namuslu tüccar gibi iflastan ödü kopsa bile kıymet değerlerine saygısızlık etmemek için şahsını eleştirip duruyordu. Uyurken kalbini bekleyen sevgilisinden vaz geçmek istemediği gibi mukavemetin doğurduğu hayranlığı giderek artıyordu. Artıyordu ama gözün kamaşmasıyla güneşin kusurlu sayılmayacağını da biliyordu.  
Müezzine göre sevmek doğuştan getirilen bir kabiliyetti. İşlemek gerekti. Fakat muhatabı için henüz çok erkendi. Kızın dudakları arasına sıkışan gülümsemeleri, canını yakıp ruhunu tanımadığı diyarlara götürse bile kafası karışıktı. Birileri görmesin, ayıplamasın diye korkudan ufaldıkça ufalıyordu. Saadet beklerken azapla karşılaşması, yalvaran nazarlarıyla göklere bakıp meleklerin yardımını istemesi, iniltili seslerle dua etmesi boşuna değildi.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Ekm

Uçtu Uçtu Papaz Uçtu

17Ekm

Harputlu Zöhre Kız 24

13Ekm

Şehir Kültürü

04Ekm

İyi Partide Hareketlilik

29Eyl

Harputlu Zöhre Kız 23

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.