OĞUZKAĞAN’IN KIZILELMASI


 OĞUZKAĞAN’IN KIZILELMASI

Millet, muhayyel bir kavram gibi görünse de insan gibi canlıdır. Aralarında tarih, din, dil, gönül… birliği bulunan fertlerin oluşturduğu mutlak bir uzviyete sahiptir: Kültürleri vardır, gelenekleri vardır, mefkûreleri vardır… Dolayısıyla milletler; maddî ve manevî değerleriyle doğarlar, büyürler, gene o değerlerle birlikte tarihten silinir giderler.

Devletlerin dağılması, ülkelerin yıkılması mukadderdir. Ancak alınacak tedbirlerle yıkımı geciktirmek, ortaya konan ideallerle kuruyan kökten yeni filizler çıkarmak elbette mümkündür. Onun için aydınların; mazilerinde oluşan kıymet değerlerini bireylerine aktarması, bireyden aldığı tepkileri ülkülerine yansıtması gerekir. Aksi halde doğacak uyuşmazlığa muzır ideolojilerin etkisi de eklenince iç kargaşa, kaçınılmaz olur.

Bu durum, her millette aynıdır. Farklılık, sadece yaşayışta ve önlemdedir. Son yüzyılda bizim de Ortadoğu’nun da en büyük sıkıntısı, Rusların sıcak denizlere inme arzusu, Kıbrıs’ı kana bulayan Yunanlıların Megola’sı, bölgeyi cehenneme çeviren İsrail’in Arz-ı Mevut’u… tarih boyunca oluşturulmuş ideallerdir.  İşte Türk Milletinin Oğuz Kağanla başlayıp günümüze kadar geliştirdiği kendisine mahsus mefkûrenin adı da Kızılelma’dır.

Ömer Seyfettin bir hikâyesinde: Günlerden bir gün Kanuni Sultan Süleyman, sefer-i hümayun var diyerek meydana sancağı diktirmiş. Hedefini gizli tutmasına rağmen toplanan asker; “Kızılelma’ya” diye bağırmaya başlayınca padişah şaşırmış. Çocukluğundan beri duyduğu Kızılelma neresi? diye kendi kendine sormuş. Cevap bulamayınca:

-Muhafızlar, şu bağıran çeriyi tez getirin demiş.

Savaş eri, derdest huzura çıkarılmış. Sultan Süleyman:

-Asker! Kızılelma neresi?

-Ben bilmem, hünkârım bilir.

Başka birini getirmişler. O da benzer şeyler söylemiş. Üçüncüsü:

-Padişahın atının ayağının bastığı her yer, diye cevap vermiş.

Anlatılanlar, hikâye gibi görünse de gerçeğin ta kendisidir. Bilinmeyen sadece şudur: Hangi padişahın atının ayağının değdiği yer Kızılelma’dır?

Tarihi tetkik edenler bilir ki Türklerin atası Oğuz, otağının kapısına hâkimiyetin sembolü saydığı bir altıntop asarmış. Güneş vurunca kızıl renk alan altıntopa, elma şeklinden dolayı Kızılelma denirmiş. Dolayısıyla hikâyedeki padişah, Kanuni gibi görünse de Oğuz Kağanındır. Atının ayağının değdiği yer de onun ülkesidir. O zaman Kızıl Elma; Mançurya’dan Mısır’a, Hindistan’dan Akdeniz’e, Anadolu’dan Çin’e kadar uzanan bir ülke…

Türklerle birlikte yaşayan bu ideal, zaman içinde ad değiştirse bile muhteva aynen muhafaza edilmiştir. Osmanlı padişahlarına; Sultan-ül Bahreyn, Hakan-ül Berreyn denmesi; Yavuz’un; “Bu dünya iki padişaha az, bir padişaha çok” iddiası… boşuna değildir. Çünkü bu düşünceyi Oğuz: “Gün tuğ olsun, gök kurukan (Gök çadırımız, güneş bayrağımız olsun) ” diyerek nesline miras bırakmıştır. Timurlar, Atillalar… onun için yerinde durmamıştır. 

Türkler İslamiyet’e geçtikten sonra bu idealin yerini “i’lay-ı kelimetullah” almasına karşılık değişen bir şey olmamıştır. Sokullu Mehmet Paşanın 16.YY. Don-Volga’yı birleştirip donanma-yı hümayunu Hazar Denizine geçirmeye çalışması başka nasıl izah edilebilir?

Zamanla imparatorluk zayıflamış Kızılelma yerine ülkeyi kurtarma çabaları ön plana çıkmıştır. Aydınlar, yeni fikirler oluşturarak dağılmayı önlemeye çalışmıştır.

Bunların en önemlisi Turancılıktır. Tarihte İranlıların Saka hükümdarı Tur-Han’dan dolayı Türk yurduna Turan dedikleri malumdur. Ancak bu gün kast edilen Turancılık çok farklı, Kızılelma’nın isim değiştirmiş halidir. Bahsi geçen düşünce 1905 yılında Azeri ve Tatar aydınlarıtarafından oluşturuldu. Her ne kadar Batılılar, bu cereyana Pantürkizm veya Panislamizm dese de doğru değildir. Panslavizm’e alternatif de değildir... Çünkü Rusya’da çoğunluk Türk olsa bile idealin temeli, din esasına dayandırılmıştır. 

Turan’ın amacı; Rusya’daki Müslümanları ortak bir kültür ve siyasî bir hareketin içinde birleştirmekti.  Bu yüzden Gaspıralı İsmail, ortak dil (Türkiye Türkçesi) ve ortak yazı oluşturmak için var gücüyle çalışmış, 1905’te Rusya Müslümanları kongresini toplamıştır. Ne yazık ki 1906’daki devrimle bu hareket akamete uğramış, öncüleri Osmanlı Ülkesine sığınmıştır. Dolayısıyla aynı düşünce, Osmanlı ülkesine de taşınmış ve orada olgunlaştırılmıştır. Ziya Gökalp, bu mefkûrenin coğrafyasını şu mısralarla ortaya koymuştu:

Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir Tutan

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız Kızıl Elma, daha sonraki adıyla Turan; fikir olarak zihinlerdeki yerini korurken Oğuz’a yol gösteren Bozkurt’ta hareketin bayrağı olmuştu.

Orta Asya’dan kaçan; Gaspralı İsmail, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Sadri Maksudi Aral, Zeki Velidi Togan… gibi aydınlar, gelir gelmez İttihat ve Terakki Cemiyetine katıldılar. Böylece Turancılık; 1908’de Osmanlı coğrafyasına, ardından devlet yönetimine girmiş oldu. Atatürk, paralara ve pullara bozkurt remini koyarken üniversite gençlik teşkilatı olan MTTB de 1916’dan 1975’e kadar flamasında aynı amblemi kullanmaya devam etti.

Maalesef Bozkurt işaretini zaman zaman problem etmişiz kendimize. Oğuz Kağana yol gösterdiğine inanılan efsanevî kurdun sembol olmasını kabullenememişiz. İngilizlerin aslanı, Rusların ayıyı, Selçukluların kartalı, Çinlilerin Ejderhayı… bayrak yaptıklarını unutmuşuz. Halbuki zaruret olmadan hiçbir ideal uykusundan uyanmaz. Onun için milli mefkûremizi iyi okumak lazım. Öz benliğimizi iyi bilmek lazım. Tarihe iyi bakmak lazım …

1912 de Türk Ocağının kurulmasıyla Turan ideali yeniden şahlandı, Kızılelma yeniden ülkü oldu. Ancak çok sürmedi. Enver Paşa’nın 1914’te giriştiği Sarıkamış Harekâtı, maalesef hüsranla bitti. Kardeşi Nuri Paşanın 1918’de Azerbaycan’ı ve Dağıstan’ı Bolşeviklerden kurtarması da işe yaramadı Dolayısıyla Osmanlı orduları, bütün cephelerde yenilince Kafkasya üzerinden Orta Asya’ya açılma düşüncemiz filen bitti. Enver Paşanın, ülkeyi terk ederken yaveri Cemal Paşaya; “Turan olacaktık viran olduk” itirafı, bu bitişin son kanıtı oldu.

Şu halde tarihin çeşitli dönemlerinde inişler, çıkışlar gösteren Kızıl Elma ülküsü, Türk’ün zihninde yaşamayı başarmıştır. Her şahlanışta yeniden hayat bulmuştur. Onun için Afrin operasyonuna katılan askerlere: “Nereye gidiyorsunuz” dendiğinde kimisi, düğüne; kimisi, Kızıl Elmaya dedi. Şu halde “Kızıl Elma” Fütuhat aşkımızın hem ilk hem son adıdır.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Zil Çaldı Çocuklar

31Ağs

Aç Tavuk Misali

25Ağs

Harputlu Zöhre Kız 22

23Ağs

Harputlu Zöhre Kız 21

22Ağs

Harputlu Zöhre Kız 20

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.