PADİŞAH BENİM AMA HOCAM ODUR


 PADİŞAH BENİM AMA HOCAM ODUR

Lütfi Parlak

            Öğretmenlik, önderlik mesleğidir. Hata yapanlar var diye cesaretlerini kırmamak gerekir. Bilgisizlerin, problem çözemeyenlerin ya da problem çözmekten kaçınanların durumunu tabii ki ayırmak lazımdır. Aksi halde sapla samanı birbirine karıştırmış oluruz.

Örnek olması açısından şu hususu hatırlatmakta yarar var. İçtihat konusunda İslam uleması şöyle bir kural geliştirmiştir: Müçtehit görüşünde isabetliyse iki sevap alır, isabetli değilse bir sevap alır. İşte bu anlayış, düşünme kapısını ardına kadar açmıştır. Yanılma endişesiyle bilginlerin yerinde saymasını engellemiştir. Dolayısıyla şüphe var diye o kapıyı, kapatmak, kimsenin hakkı değildir. İstisnaları olsa bile İslam, akıl dinidir. Aklı olmayanın kişinin dini yoktur. Haliyle İslam’ı akıldan ayırmak yanlıştır.

Dünya tarihinde ve kendini bilen milletlerde hocalarla ilgili çok nadide örnekler vardır. Mesela Napolyon, Paris’te dolaşıyormuş. Bir kişinin kendilerine yaklaştığını gören muhafızları, adamın önüne geçip derdest yakalamışlar. Napolyon’u görmek isteğine aldırmadan sıkıştırmışlar. Bir suikastın olabileceğinden endişelenmişler.

Vakayı fark eden Napolyon, bir taraftan muhafızlarını terslemiş. Diğer taraftan yakalanan kişinin derhal yanına getirilmesini istemiş. Olup bitenler tabii ki herkesi şaşkına çevirmiş. Bu arada muhafızlarına yüksek sesle: “Hazır ol, dikkat… Fransa geliyor” deyip maiyetini selama durdurmuş. Kendisi de durmuş. Çünkü gelen kişi, öğretmenidir. 

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u aldığı zaman da benzer bir olay yaşanmıştı. Çiçek vermeye gelen Bizans kızları, Akşemseddin’i Fatih zannederek ellerindeki buketi uzatmışlar. Hoca, göz işaretiyle kendisinin padişah olmadığını ima edip parmağıyla Fatih’i göstermiş.

Duruma şahit olan koca hükümdar:

-“Padişah benim ama hocam odur. Çiçekleri ona verin” demişti. Böylece zaferin çiçeklerini hocasına ikram etmişti. Bir çağın açılıp bir çağın kapandığı zaferin çiçeklerini.  Hz. Peygamberin; “İstanbul mutlaka fethedilecek. Onu fetheden komutan ne iyi komutan, onu fetheden asker ne iyi asker” dediği zaferin çiçeklerini… İşte hocaya ikram edilen çiçek…

Yavuz Sultan Selim’in de hocası için benzer bir iltifatı vardır. 1517’de Mısır seferinden dönerken Şeyhül İslam İbnül Kemal’inatının ayağından kalkan bir çamur parçası, hünkârın kaftanına sıçrar. Hoca mahcup olur. Koskoca bir cihanın padişahı. Kutsal Emanetleri yanında taşıyan, artık halife sayılan bir kişi… Fark eden Yavuz, hocasını üzmemek için;

-Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı üzerime örtün.” diye vasiyette bulunur. Tabii ki vasiyet sonradan yerine getirilir. Peki bu yapılanlar İslam’a uygun mudur? Elbette uygundur ve yerindedir. Peygamberin halifesi olan padişahların İslam ahlakının dışında davranması asla mümkün değildir.

O zaman aklımıza öğretmenin dirisi bu ise, acaba şehidi nasıldır? Suali gelmez mi? Bilhassa köylerde öğretmenlik yapan birçok arkadaşımız, maalesef teröristler tarafından katledildi. İleride meyve vermesi beklenen genç fidanlarımız, sistemli olarak yok edildi. Adına da ideoloji dendi. Nasıl oluyorsa öğretmenin uğruna öldürüldüğü bir ideoloji…

Peki yapılanlar kimin işine yaradı? Katiller ne kazandı?..

Hepimiz biliyoruz ki biz de kaybettik, teröristler de. Sadece düşmanlarımız kazandı. Hem bizi öldürttüler hem ürettikleri malzemeleri satarak zengin oldular

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Ekm

Harputlu Zöhre Kız 24

13Ekm

Şehir Kültürü

04Ekm

İyi Partide Hareketlilik

29Eyl

Harputlu Zöhre Kız 23

22Eyl

Zil Çaldı Çocuklar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.