ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZİ ANMAK


 ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZİ ANMAK

Lütfi Parlak

Toplum olarak unutmayı seven bir milletiz. Öğretmenler günü münasebetiyle şehit öğretmenlerimizi hem hatırlamak hem ruhlarına bir fatihe okumak istiyorum…

Peygamberimiz bir hadisinde; “Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaat edecektir; Peygamberler, âlimler, şehitler…” İşte anlatmaya çalıştığım öğretmenleri, hem alim olarak değerlendiriyorum hem şehit. İnşallah Allah’ın takdiri de bu yöndedir. Çünkü bizim ne dediğimiz değil, onun ne dediği önemlidir. Bize düşen sadece temenni etmektir.

Terör belasıyla boğuştuğumuz yıllarda çok öğretmen kaybettik. Genç olduklarından onlara alim demek belki zihnimizde soru işareti oluşturabilir. Ama unutmayalım ki ilim şehrinin kapısı Hz. Ali; “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demişti. Onun için “Şehit öğretmenlerimizi” anarken kalbim buruk olsa bile bahtiyarım. Çünkü onların üçü, beşi arkadaşımdı. Diğerleri meslektaşım. Onları anmak, ruhlarına fatiha okumak görevim.

Aslında gülle diken beraberdir. Zalimle mazlum yan yanadır. Vatan haini ile vatanperver, her zaman karşı karşıyadır… Bizlere düşen görev; canını vererek toprağı vatan yapanlarla, cellatlarını birbirinden ayırmaktır. Akıttığı kanlarıyla bayrağı bayrak yapan aziz şehitlerimizle gününü gün edenleri birbirine karıştırmamaktır.

Malum şehit öğretmenler, bizim için öldüler. Çocuklarımız cahil kalmasın diye kendilerini feda ettiler.Karanlıklar aydınlansın, bayrak solmasın diye kurşunlara hedef oldular. Gencecik yaşlarına rağmen dağları aştılar, kış kıyamet demeden en ücra köşedeki köylerimize ulaştılar. Gittikleri yerde ne silahları vardı, ne korumaları. Ne ellerinden tutanları vardı ne kol kanat gerenleri. Ne karşılayanları vardı ne “hoş geldin” diyenleri… Ama bayrak yarışında olduklarından atandıkları köye koştular. Serhat bekçileri gibi bayrağımızı gönderde tuttular. İstiklal Marşımızı oralarda okuttular. Nöbet tutar gibi okullarını beklediler... Beklediler sabaha kadar, beklediler sabahtan akşama kadar, beklediler ta ölünceye kadar.

Arif Nihat Asya’nın; “Şehitler tepesi boş değil/ Toprağını kahramanlar bekliyor.” diye tarif ettiği kişiler bana sorarsanız işte o öğretmenlerdir. Mısrada bahsi geçen toprak da kiminin görev yaptığı, kiminin şehit düştüğü köyüdür. Yani Anadolu’dur.

Katillerin cirit attığı dönemlerde Bitlis’in bir köyünde öğretmen olan Hamza Bilgenin; “Geceler uzun, geceler karanlıktı, /Geceler hain, geceler mayındı” serzenişini hatırlamak gerek. Gerçekten dendiği gibiydi. Öyle bir gece ki şafağı, yıllar sonra atıyordu sanki. Gerçi onlar, dönmeye değil bu uğurda ölmeye gelmişlerdi. Haliyle çoğunun sonu tahmin edildiği gibi oldu. Çünkü yapılanlar, birilerinin hoşuna gitmediği için hainler kuduruyordu.

Ziya Paşayı hatırlamanın tam yeri zannediyorum; “Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar/ Rencide olur dide-i huffaş ziyadan.” Aydınları çekemeyen karanlık insanlar, ışıkta incinen yarasa gözü gibi incindiler. Onun için öğretmenlerin birçoğunu gecenin karanlığında eşiyle, arkadaşıyla evinden alıp götürüldüler. En ağır suçu işlemiş gibi elleri başlarında dağlara, derelere yönlendirildiler. Ve nihayet hizmet ettikleri köyün yanı başında kurşuna dizildiler. Çanakkale’deki, Sakarya’daki Mehmetçik gibi şehit edildiler.

Sanki peygamberimizin: “Benden sonra bir dönem gelecek. Katil niye öldürdüğünü, maktul niye öldürüldüğü bilmeyecek” dediği günleri yaşıyoruz. Millî mefkûreye bağlı olmak, vatanı sevmek, hiçbir dinde suç değilken bunların nezdinde en büyük suç.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Zil Çaldı Çocuklar

31Ağs

Aç Tavuk Misali

25Ağs

Harputlu Zöhre Kız 22

23Ağs

Harputlu Zöhre Kız 21

22Ağs

Harputlu Zöhre Kız 20

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.