47 YIL SONRA ÇAKMAKKAYA


                    11 Haziran günü, mevsimin son Manas etkinliği olarak “Manas Şiir Günleri”nin 135.sini Alacakaya ilçemize bağlı Çakmakkaya (nam-ı diğer Dolek) köyünde yaptık.
             Çakmakkaya, yörede İbrahim Ağa diye tanınan eski Vilayet Daimi Encümenlerinden İbrahim Darılmaz’ın köyüdür.
             İbrahim Darılmaz ise, genç yaşında roman denemeleri yapan ve “Ağlatan Kahkaha” isminde bir de basılı eseri bulunan Manas müdavimi Berrin Darılmaz’ın babası.
Aynı zamanda Çakmakkaya, bu satırların yazarının ilk atamasının yapıldığı; bundan 47 sene önce iki yıl öğretmenlik yaptığı köydür. 1968-1969, 1969-1970 öğretim yıllarında Çakmakkaya İlkokulu’nda vazife yapan bu fakir, neredeyse yarım asır aradan sonra Çakmakkaya yollarında silik ayak izlerini, Çakmakkaya okulunda yitik sesini aramaya çıktı.
            Bir minibüs dolusu insan, 11 Haziran sabahı Çakmakkaya yollarındayız. Kimler mi var ekipte? İki kameraman dışında, başta Manas süvarisi M. Şener Bulut olmak üzere M. Naci Onur, M. Şükrü Baş, H. Ergün Yılmaz, Hadi Önal, Z. Abidin Başaran, Doğan Sever, Hüseyin Poyraz, Tuncer Sönmez, Nihat Kaçoğlu, Süreyya Kaya, M. Faik Güngör, Haydar Menteş, R. Mithat Yılmaz.
            Bir Manas geleneğidir; bir yere gidildiğinde o yerin evvela yöneticileri ziyaret edilir. Bu defa da öyle yaptık; köye geçmeden ilçeye uğradık ve Kaymakam Fatih Okumuş’u makamında ziyaret ederek kendilerine bir paket Manas yayını kitap takdim ettik. Ayrıca, başta M. Naci Onur Hoca olmak üzere Mehmet Şükrü Baş, Hüseyin Poyraz, Nihat Kaçoğlu, Ergün Yılmaz, bu genç, sanat dostu; soyadıyla müsemma “okuma düşkünü” kaymakama kitaplarını imzaladılar. Kaymakam Beyin, şairlerin harman olduğu Kahramanmaraşlı olması ziyaretimizin uzamasına, demli çaylar eşliğinde sohbetin de şiir merkezine kaymasına sebep oldu.
            Şimdi Çakmakkaya yolundayız. Bu yol ve bu yolculuk beni 47 yıl öncesine götürüyor. Çakmakkaya’ya ilk gelişim tamamen bir maceradır. O kadar ki seneler sonra bir dershane ile Elazığ Millî Eğitim Müdürlüğü’nün müştereken açacakları “Öğretmenlerarası Hatıra Yazma Yarışması”nda benim bu yolculuk hikâyem ödüle layık görülecektir.
            Alacakaya (Guleman)-Çakmakkaya (Dolek) arasındaki Bahru Çayı’nı gördüğümde gözlerime inanamadım. O yıllarda üzerinde köprüsü bulunmayan bu çayı sanırsınız şimdi yukarılarda devler içmiş. 47 yıl önce Kırkpınar pehlivanları gibi soyunarak güçbelâ geçtiğimiz o Bahru Çayı bugün bakıyorum da sıtmalı, sarsak, salını salını güçlükle akıyor. Bir bahar pazarı Cuma (Hacan) Hocayla, Alacakaya’ya niyetlenip de bu çayın ortasından erkekliğimize şey sürüp geri döndüğümüzü dün gibi hatırlıyorum. Hatta niyetimizi açtığımızda, “Gitmeyin, su sizi götürür” diyerek bize mani olmak isteyen müdürümüz Hüşyar (Aygören) Bey, dönüp geldiğimizde, “Sizi dürbünle takip ediyordum; doğrusunu yaptınız” demek suretiyle bu ricatımızı kutlamıştı.
            Çakmakkaya, Yukarı ve Aşağı Çakmakkaya diye iki köy, tek muhtarlıktır. Darılmazlar, Aşağı Çakmakkaya’nın da altında köyden kopuk bir mezra oluşturmuşlar adeta. İbrahim ve Zülfü kardeşlerin evleri de bahçeleri de yan yana.
            İbrahim Bey, çebiç kestirerek mükellef bir sofra ile ağırladı bizleri. Köyden, hısım-akrabadan da katılanlar vardı soframıza. Başta kardeşi emekli öğretmen Zülfü Bey olmak üzere Feyzullah Bozkurt, Hasan Darılmaz, İbrahim Bozkurt, Furkan Bozkurt, Hüseyin Darılmaz, Fırat Darılmaz.
            Zülfü Beyi görür görmez tanıdım; çok hastalık geçirmiş, bastonla geziyor ama siması hiç değişmemiş. Beni özellikle bitişikteki geniş bahçesine çekti, havuz başında başbaşa bir süre sohbet ettik.
            Feyzullah Bozkurt, öğrencim Tahir’in kardeşiymiş. Sağ olsun, yakın alaka gösterdi; bizlerden hiç ayrılmadı. Tahir, emekliymiş ve Elazığ’da oturuyormuş.
            Hasan Darılmaz’a gelince, o, benim kırk yedi yıl öncesinden öğrencim. İbrahim Darılmaz’ın oğlu ve Berrin Hanımın abisi. Gayet iyi hatırlıyorum Hasan’ın çocukluk yıllarını. O da hiç unutmamış o günleri. Hocam, diyor; siz bu köyden askerliğinizi başlatıp ayrıldığınızda gözden kayboluncaya kadar sizi izledik ve “Öğretmenimiz gitti” diyerek ardınızdan çok ağladık.
            Hasan da genç yaşında büyük sağlık sorunları yaşamış;  nihayet birilerinden kalp nakliyle ancak hayata tutunmuş. Şimdi çok şükür iyi.
            135. Manas Şiir Programı, Çakmakkaya’da İbrahim Darılmaz’ın bahçesindeki havuzun kıyısında başlıyor. Teamül gereği Hadi Önal’ın sunuculuğunda ve yanıbaşında bugüne özel Berrin Darılmaz’ın evsahibeliğinde. 
            Yemek sonrası çay, program sonrası dut ve kiraz. Devamen havuzbaşı sohbetleri. Bu arada Çakmakkaya’yı gezip görmek için seyrüsefer…
            Nasıl oluyorsa, Zeynel Abidin Başaran Beyle ikimiz gruptan kopuyoruz. Bahçe aralarından, patika yollardan derken alt baştan köye duhul eyliyoruz. Köy içinden yürüyüp cami önünden okula giden yola çıkıyoruz. Karşılaştığımız Yavuz Tapan, geri dönüp bir nezaketle okula kadar bize refakat ediyor. Görüyoruz ki cami de okul da yıkılıp yeniden yapılmış. Fakat çok iyi biliyorum ki bu yeni yapılar değil, daima caminin de okulun da hatıramdaki ve hafızamdaki eski halleri yaşamaya devam edecek.
            Kimi eşyayı kaldırabilir, objeyi değiştirebilir, yapıları yıkabilirsiniz. Fakat hatıralardaki, hafızalardaki varlıklarını yok etmeye gücünüz yetmez.
            Köyün alt başından okula varıncaya kadar beni tanıyan, benim tanıdığım birine rastlamadık. “Kırk yedi sene önce mi?!” dedi birisi. Birisi, “1968! Dedeme sormalı…”
            Bir an kendimi Ashab-ı Kehf ‘ten buraya düşmüş gibi hissettim. Köy bakkalının önünden geçseydik, cebimdeki paraların tedavülden kalkıp kalkmadığını sınardım.
            Karşılaştığımız çocukları göstererek Zeynel Abidin Bey, “Bunlar, senin öğrencilerinin torunları olsa gerek Mithat Hocam” diyor. Doğru tahmine ne demeli?
            Okula vardığımızda, öğrenciler çoktan dağılmıştı. Ancak Yukarı Çakmakkayalı genç öğretmen Kenan (Taş) Bey bilgisayarın başında çalışıyordu. Bizlere sıcak çay ikram etti. Köyden, okuldan, meslekten konuştuk. Her şey çok güzeldi; lakin vakit daralıyordu, yolcu yolunda gerekti.
            Kenan ve Yavuz Beyler, bir çocuk çağırarak bizi Darılmazların bahçesine götürmek üzere kılavuz atadılar.
            Darılmazların oymağına vardığımızda herkes bizi bekliyordu. Kalanlarla vedalaştık ve hareket ettik.
            47 sene sonra bir daha buluşması olmayacak bir Çakmakkaya vedasıydı bu.
            O günden bir şiir kaldı geriye; bu şiir kaldı. Konusu veda mı, vuslat mı; siz karar verin. Başlığı şimdilik, “Çakmakkaya”  olsun.
                        ÇAKMAKKAYA
                   -Çakmakkayalı öğrencilerime-
           
            Köyler içinde birdir, şirindir Çakmakkaya
            Başı yüce yayladır, serindir Çakmakkaya
 
            Eteğinden çay akar, göğsü çiçek-çimenlik
            Kokularla karşılar; zerrindir Çakmakkaya
 
            Türkçenin bülbülleri uçuşup sana geldik
            İlhamınla gel bizi sevindir Çakmakkaya
 
            Yazdıklarıyla ismin nam salacak ülkeye
            O hayırlı evladın Berrin’dir Çakmakkaya
 
            Kırk yedi sene geçmiş; nerdeyse yarım asır
            Hatırası içimde derindir Çakmakkaya
 
            Çakmağın çak yak, yıka şu fukara Mithat’ın
            Gönlünü ve ruhunu arındır Çakmakkaya.
                                                                                   11 Haziran 2015

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Bir Dergiye Siyah Bayrak

12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.