BIRAK YANSIN O ŞEHİR


             Hanımlar iltifata alışkındırlar. Biraz da haklarıdır bu onların. Güzeldirler, zariftirler, narin-nazenindirler. Güzellikten, güzel sözden, güzel şiirden haz duyarlar.
            Bir tecrübem oldu yazı hayatımda:
            Hanım şairlerin kitapları hakkında ne zaman bir yazı kaleme almışsam, -kabalığımdan olmalı- o şairi küstürmüşümdür. Çoğu, selamı-sabahı kesmiş; bir kısmı ise burnunun ucuyla ayda yılda bir merhaba der olmuştur. Ne diyelim, ihsanları var olsun.
            Bütün bu temkinli girizgâh, bugün de bir hanım şairin kitabından bahsedeceğim içindir; Seval Arslan’ın “Suskunluğun” kitabından. Yanlış yazmadım; siz de yanlış okumadınız, “Suskunluğun.”
            Önce Seval Arslan:
            Balıkesir doğumlu. Anadolu Üniversitesi mezunu. Manisa Millî Eğitim Müdürlüğünden emekli; Manisa’da mukim. Arslan, şiir yanında resim de yapıyor, kültür-sanat faaliyetlerine katılıyor. Aynı zamanda yerel gazetelerde yazılar yazmakta.
Seval Arslan’ın şiirini tanıyoruz. Çünkü ilk kitabı Deniz Kokusu (2004)’nu da okumuş ve onun için de bir yazı (Arayışlar Kaçışlar Şairi Seval Arslan/22 Temmuz 2011) kaleme almıştık.
            Arslan’ın bugün size tanıtacağımız ikinci kitabı Suskunluğun (2014), Mühür Kitaplığı yayını olup 95 sayfa, 46 şiir. Kitap dört bölümden oluşuyor; İç İçe, Çığlık, Ebemkuşağı, Hayatın Seyri.
Şair kısmı; -hele de hanımsa- daha duyarlı, ince ruhlu olur. Ülke meselelerine bir sağduyu ile bakar, eğriyi-doğruyu bir cetvelî nazarla ayırt eder.
                        suskunluk çoğaldıkça
                        korkular siniyor gözlere
            Bir uyarmadır bu mısralar insanoğlunu. Hani bir güzel pankart taşırdı gençler bir zamanlar; “Susma, sustukça sıra sana da gelecek!”
            Arslan’ın, kitabına verdiğiSuskunluğun” ismi ve şiirlerine serpiştirdiği bu nevi metaforlar bize bu spot cümle yanında ilimiz şairlerinden Şerif Fatih’in mısralarını hatırlattı;
                        Sabahın orta yerinde bermutat hüzündür
                        Gözkapaklarımı kör bıçakla ayıran suskunluğun
            Seval Arslan henüz genç bir sanatçı. Yaşına göre şiiri iyi bir yerde. Bireyin yanında toplumun, insanlığın meselelerine parmak bastığı oluyor zaman zaman şiirlerinde. Kulak verin şu mısralara;
                        ağlıyor çocuklar
                        çocuklar ölüyor
                        coğrafyalarında
                        …………
                        utanıyorum insanlığımdan
             Tam yeridir, diyerek pankartımızı kaldırıyoruz biz de; “Susma, sustukça sıra senin çocuklarına da gelecek!” Asıl utanması gerekenler utanmayınca, şaire kalıyor iş.
            Arslan,Aşkşiirinin bir yerinde;
                        “belki / ilâhi bir vuslattı aşk”  demiş.
            Aşkın,ilâhi bir vuslat” olmasına diyeceğimiz yok. Ama ille de aşkın sonunda vuslat vardır, olmalıdır dememek kaydıyla. Aşk bir arayıştır çünkü; kişi aradığını bulabilir de bulamaz da. Bu fakir, bu hususta Haşim’den yanadır. Aşkın doğuşu, sevgilinin “hayır” demesiyle başlar, kaçışıyla. Sevgili, “yok” demiyorsa, aşk da “yok” demektir.
            “Magma” şiirinin sonu Seval Arslan’ın;
                        “mış sonrası / çağın gece vardiyası”
            Sizin de hatırınıza düşmüştür Can Yücel’in o Gece Vardiyası şiiri?
            Seval Arslan, Taş Kırığı şiirinin ilk üç bölümünü üç dünya nehrine ayırmış; Fırat, Ganj, Nil. Deniz Kokusu kitabında da bir yerde şairin, Hindu ritüeli doğrultusunda;
                        Ganj’ın sularında ben
                        Günahlarımdan arınırım
dediğini hatırlıyoruz. Bir hatırladığımız da Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat’indeki (bölüm 9) mısralar. Ganj’ın yerini kendi coğrafyasından Dicle almıştır Karakoç’ta.
            “Yıkımlar” şiirinin sonu iyimser bir temennidir Arslan’ın;
                        mutlaka bir gün
                        barış ve mutluluk yeşerecek
                        rengârenk
            Ama bizim sevgili Şükrü Kacar Hocanın şiirine bakılırsa asla gerçekleşmeyecek bir temenni bu. Ne yurtta, ne dünyada! Diyor ki çünkü adı Umut olan şiirinde bir umutsuzlukla Kacar Hoca;
                        Barış dedik
                        Kavgalar kuşattı dört bir yanımızı
            Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nın raporuna göre de Kacar haklı. ABD hariç tutulursa, 2013 yılı dünya toplam askerî harcamalarında 1,8 puanlık bir artış varmış. Şairimizin barış ümidi, ütopya olarak kalmaya mahkûm demektir bu da.
            “Gezi” şiiri Seval Arslan’ın yer yer depreşen militanca/marjınal duygularla yazdığı şiirlerden. Kitaba ad olan kelime de bu şiirde;
                        tek yumruk eller havada
                        çözüldü örgüsü suskunluğun
            Sanat büyüktür; ideolojiye sığmaz. Entelektüel insan ideolojilere hiç sığmaz. “tek yumruk eller havada// inadına karşı durduk/ teröre vurguna yobazlığa talana” dedin miydi şiirini yaraladın demektir. Slogandan şiir olmaz. Yetmişlerin, seksenlerin sokak eylemlerini hatırlattı Arslan’ın bu amigovari söylemleri. Geçelim.
            Şair, 31. sayfada, “halkların kanıdiyor; 44. sayfada isekardeşlik türküleri”nden bahsediyor. Türk solu, “halklar” diye diye, “halklara özgürlük!” diyerek gökleri yumruklaya yumruklaya Türkiye’ye en büyük kötülüğü yaptı. Şayet şimdi millî birlik ve bütünlüğü kastederek “kardeşlik türküleri”nden bahsediyorsa bu bir merhaledir.
            Dün, Yahya Kemal’in, “Dili bir, gönlü bir, imanı bir” diye tarif ve tavsif ettiği bir milleti halklara bölmekte beis görmeyenler; arkasından, yelpazeyi daha da genişleterek otuz altı etnik mozaiğe indirgeyenler…
            Kitabın sonlarına doğru bir şiirdekaknuslar” diyor şair. Ve kaknus için, “efsane bir kuş türü” diyor dipnotunda. Tashih edelim, “kaknuslar” değil, “kaknus”; “kuş türü” değil, “kuş.”
            64. sayfadaki şiirine şu iki mısrayla kapı açar Arslan;
                        nasılsa kucaklayacak
                        bir gün ruhumu ölüm
            Seval Arslan, şiirlerinde ölüm üzerine hayli mısra biriktirmiş biri. Bunlara, şair ölümlerini, çocuk ölümlerini de eklerseniz müstakil bir yazı konusu çıkabilir. Şiirinin birinde, “herkes bilsin ki / ölmez asla ozanlar” diyen Arslan’ı, bir başka şiirinde, “uykusuzluktan / ölüsü bulunur şairin” derken görürsünüz. Sonra da bu mısra, bu mısraın geçtiği şiir, herhalde size de Ahmed Arif’in, “En leylim gecede ölesim tutmuş” dediği şiirini anımsatır.
            Notlarımıza bakınca gördük ki şairin ilk kitabı Deniz Kokusu’nda da ölüm temalı şiirleri (s.21, 22, 24, 43, 44, 58, 67) dikkatimizi çekmiş. Seval Arslan haklıdır; hayatın vazgeçilmezidir çünkü ölüm. Haklıdır; “Çünkü ölüm, / Hayata her an göz kırpmada”dır.
            Yazımızın sonunu, onun ölümden, ölümlerden uzak; ölümsüz bir aşkı hayata hak’keden  “Eski Mektuplar” şiiriyle bağlamak istiyoruz:
                        bırak acılar içinde tutuşsun
                        yüreğim
 
                        bırak yansın o şehir
                        o eski mektuplar
 
                        bırak yağmurlar
                        yıkasın gözlerimi
 
                        bırak sen gelene dek  
                        düşüneyim seni
            Seval Arslan’ın Suskunluğun’dan yarınlara kalacak favori şiirlerinden biri bu bize göre. Kimse gelecekte Arslan’ın, “tek yumruk eller havada” slogan/mısraını anmayacak; lâkin kesinlikle bu şiir hafızalarda yer edecek. Yeni yetme şairler defterlerine kopyeleyecek, öğretmenler öğrencilerine ezberletecek. Aşk/sevgi güldestelerinin vazgeçilmezi olacak bu şiir.
            Böylesine güzel şiirler yazabiliyorsa Seval Arslan; evet, bırakın yansın o şehir/ler. Bırakın yansın öteki şiirler.
             
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.