DERGİLERDEN ’ALKIŞ’


                    Posta kutuma yıllardır düzenli bir şekilde gelen dergilerden biridir “Alkış.”
 
            Alkış dergisini Kahramanmaraş’ta Dr. Oğuz Paköz çıkarır. Mart-2002’de yayına giren Alkış, ilk beş sayı aylık olarak çıksa da 6. sayısıyla iki ayda bir çıkmaya başlar. Tammuz-Ağustos 2016’da 88. sayısı okurlarıyla buluşan Alkış, aynı zamanda Kahramanmaraş Kültür Sanat Evi yayın organıdır.
 
            Derginin sahibi Oğuz Paköz, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Nihat Yücel, yayına hazırlayanları ise Serdar Yakar ve N. Ece Paköz’dür. Oldu-olacak iletişim adresini de verelim: Alkış Dergisi, PK: 75 Kahramanmaraş. Ancak Kahramanmaraş’a yolu düşüp de Dr. Oğuz Paköz’le rû-be rû görüşmek isteyenlerin Özel Hayat Hastanesi’ne uğramalarını salık veririz.
 
            Paköz’ün basılı eserleri: Var Varanın Sür Sürenin, İlk Çıngı İlk Çılgınlık Maraş Destanı, Türkülerle Giden İlbey, Kılgı, Bombalar Öldürmez Sevgiyi, Ahırdağı Destanı.
 
            Bu kadar girizgâhtan sonra tekrar Alkış dergisine dönelim.
 
            Son gelen sayıdaki Alkış’ı Neden Önemsiyorum başlıklı yazısında İbrahim Gökburun ne diyor bakın;
 
            “(Alkış’ın) her sayısında Maraş’ın kent kimliğine, türkülerine, masallarına, hikâyelerine, sözlü kültürüne, Maraş’ta iz bırakmış değerli isimlere dair farklı, ilginç ve önemli bilgilere ve ayrıntılara yer verildiğini gördüm.”
 
            Gökburun haklı. Gerçekten Alkış dergisi, Kahramanmaraş için yerel manada gelecek nesillere bulunmaz bir kaynak hazırlıyor. Fakat bana kalırsa, o,yerel çerçevede olduğu kadar ulusal düzeyde de layık-ı veçhile bir kültür-sanat dergisidir. Mesela şu son sayının başında yer alan Rasim Deniz’in, “Âşık Ömer’in Anadolu’ya Geliş Destanı ile Dadaloğlu’nun Kayseri’ye Geliş Destanı” yazısı kayda değer bir araştırmadır. Keza Deniz’in bir önceki sayıda okuduğumuz “Pervâne-Sıdkî” araştırması da zikre şayandır.
 
            Veya mesela Oğuz Paköz’ün “Kermese Tepki” yazısı, fikrî, edebî bir denemedir. Kermes’in, kilise ayini” veya “kilisede ayinden sonra hayır için yapılan satış” anlamına geldiğini Paköz’ün bu yazısından öğrendik.
 
            Nuh Çolak’ın, “Demirci Fakı ile Ağ Elif’in Hikâyesi” kendini zevkle okutuyor. Yeter ki bir kez başlayasınız.
 
            Başlayınca bitirmeden edemeyeceğiniz yazılardan biri de yine Oğuz Paköz’ün 13 sayıdır süren seyahat yazıları. Son iki sayıda Adıyaman ve Osmaniye’yi anlatmış Paköz. Adıyaman’ı anlatırken de Menzil’e, -inancındaki samimiyetinden olsa gerek- övgüler dolu epeyce yer vermiş. Sayın Paköz’ün bu satırlarını okurken -ne yalan söyleyelim- içimizden, “İnşallah bunlar da bir gün F. Gülen grubu gibi ihtilal patlatmazlar” diye geçirdik.
 
            Cemil Meriç, dergiler için, “hür tefekkürün kalesi” der. Kahramanmaraş’ın hür tefekkür kalesi Alkış’ın son iki sayısında okuma ve kitap üzerine yazılar dikkat çekiyor.
 
            87. sayıda, Serdar Yakar, “Kütüphaneler ve Kitap” üzerine yazmış.
 
            Aynı sayıda Ercan Kozanoğlu’nun Okuma” başlıklı hikâyesi.
 
            Şaban Sözbilici iki sayıdır (sa. 87-88) Kahramanmaraşlı yazar, yayıncı, kütüphane müdürü Serdar Yakar’ın biyografisini sunuyor okurlara. Yukarıda sözünü etmiştik; Yakar, Alkış’ın mutfağında onu yayına hazırlayanlardan biri olduğu gibi sürekli yazarlarındandır da. 88. sayıda yer alan “Üç Yeni Kitap” tanıtım yazısı Serdar Yakar’a aittir. 87. sayı Alkış’ta Yakar’a ait yazının konusu ve başlığı da yine bu vadidedir; “Kütüphaneler ve Kitap”.
 
            Alkış’ın 88. sayısındaki Cemal Nar’ın Kitap Kardeşliği”, Elif Betül Karaciğer’in “Kütüphaneci Olmak” yazılarını da bu meyanda zikretmeden geçmeyelim.
 
            Şunlar da hoşuma giden iki inceleme/araştırma yazısıdır. İlki, 87. Alkış’ta Ramazan Avcı’nın Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı’nda Folklorik Ögeler.” Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı, 4 Kasım 2015’te kaybettiğimiz Gülten Akın’ın eseri. Şu mısralar o destanın sonundan:
 
                        Maraş ilk destandır Kurtuluş Savaşı’nda
 
                        İlk gazidir
 
                        Onunçün bizim ilk yazdığımız destan
 
                        Maraş’ın ve Ökkeş’in destanıdır.
 
            Hoşuma gitti, dediğim ikinci yazı, 88. sayıda Hacı Ali Özturan’ın rubâî şiir türü üzerine yazısı. Bu yazının sonunda Özturan’ın örnek olsun diye derginin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Nihat Yücel’den aldığı üç rubâî var ki birini özellikle sizlere sunmak isteriz. Daha önceki Alkışların birinde de yayınlanmış olan bu şiir, Elâzığ’la özdeşleşmiş “Çaydaçıra” oyunu üzerinedir ve başlığı da “Çaydıçıra”dır:
 
                        Erkek ile kız yanyana ellerde çıra
 
                        Mumlarla yanar şu gönlümüz sanki çıra
 
                        Kurban olayım ‘nanay’ diyen dillerine
 
                        Mumlar yanıyor oynanıyor çaydaçıra
 
            Söz, şiire; bir yanıyla da müziğe dayanmışken, Alkış’ın her sayısında birbirinden güzel şiirlerin de yayınlandığını ifade etmeliyiz. Ayrıca, derginin arka kapağı içinde her sayı notalarıyla bir şiirin, bir türkünün yayınlandığını da.
 
            87-88. sayı Alkışların arka kapağında çıkan Mehmet Gözükara’nın bestelenmiş Elazığ/Harput üzere şiirlerini bir başka yazımızda sözkonusu edip sizlere sunacağız. Ama bugünkü yazımızı da yine bir şiirden tadımlık mısralarla sonlandırmak istiyoruz; Mehmet Sertpolat’ın “Bir Şair Ölünce”(Alkış, sa.88, s.14)şiirinden:
 
                        Bir şair ölünce
 
                        Bir güneş tutulması başlar gözlerde
 
                        Kanı donar zemheride bulutların
 
                        Yaz ortasında kırağı düşer şiire
 
 
 
                        Bir şair ölünce
 
                        Kurur şiiri emziren damar
 
                        Yazıyı bir alınyazısı bölünce
 
                        Bir kuş gibi öksüz kalan şiir ölür
 
            Hâmiş:
 
            Şairler, âşıklar, ozanlar ölmez, diyenler çıkmıştır. Bunun yanında şair ölümleri üzerine Sertpolat gibi şiir yazanlar da.
 
            Biz, bu konuda ileride müstakil bir yazı taahhüdümüzü arzettikten sonra; hiç değilse şimdilik bir örnek olsun diye Nafiz Nayır’ın tıpkı Mehmet Sertpolat gibi “Bir Şair Ölünce” başlığıyla kaleme aldığı şiirinden bir dörtlükle söze temmet çekelim:
 
                        Bir şâir ölünce… Ölünce mi âh!
 
                        Kaç yürek duracak kim bilir yarın?
 
                        Bir şâir ölünce her gün, her sabah
 
                        Kim kuracak kalbini çocukların?
 
            Hâşiye:Alkış, alkışlama eylemi olduğu gibi aynı zamanda kargış/bedduanın zıddıdır ve “dua” demektir. Alkış dergisini çıkaranlara da, ebedî âleme kanat çırpan şairlere de alkışlarımızla efendim…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.