ELAZIĞ’IN GÜLERYÜZÜ


            Geçen haftaki köşemizde, Mehmet Nuri Yardım’ın “Edebiyatımızın Güleryüzü” kitabından nükteler, espriler, şakalar sunmuştuk. Bugün de size, Elazığ edebiyat, kültür âleminden derlediğimiz o tür örnekleri arz etmeye çalışacağız. Önce eskilerden:

 

            *ÇO VE ÇO: Harputlu Raşit Hoca, aynı zamanda iyi bir şairdir. Fikret Memişoğlu, onun hakkında; “Raşit Hoca, Harput’un Nasrettin Hocasıdır” der. “Sayısız fıkrası anlatılır. Ömrünce gülmüş ve güldürmüştür….. Şairin muzipliği küçük yaştan; okul sıralarından başlamıştır” diye de ilave eder. Biz, Memişoğlu’ndan naklen birini anlatalım:

 

            Bir gün Harput yokuşundan çıkarken, “ço! ço!” diyerek merkebini süren köylüye Raşit Hoca seslenir:

 

            -Ağa, ağa! Sarfın* yanlış!

 

            Köylü hayretle sorar:

 

            -Ne kusur işledik Hoca Efendi?

 

            Raşit Hoca:

 

            -Vav-ı âtıfayı unutma; “ço ve ço!”, “ço ve ço!” diyeceksin, diyerek yoluna devam eder.

           (*sarf: dilbilgisi, gramer)

 

                                                                       ***

 

            *DALDİNGİR: Çemişgezekli büyük hiciv ustası Nüzhet Dede, İlingir Nahiye Müdürlüğü yaptığı sırada Vali Sabit Bey tarafından makama çağrılır. Bu çağrıyı zamansız bulmuş olmalı ki Dede, huzura vardığında şairlik yeteneğini kullanarak kendini şöyle tanıtır:

 

            “Ben, Müdür-i nahiye-i İlingir

 

            Geldim huzura daldingir*.”

            (*daldingir: böylece, eli boş)

                                                                       ***

*DÜŞÜP KALKMAYAN BİR ALLAH: 1925 Şeyh Sait ayaklanmasını müteakip şair Ziya Çarsancaklı’nın ailesi bir sebeple sürgüne gönderilir.

            Ziya Beyin babası Bedri Çarsancaklı iyi bir şairdir ve Ziya Çarsancaklı’ya şairlik biraz da babasından miras kalmıştır, denebilir.

            Bedri Çarsancaklı’nın sürgün yıllarına ait hatıraları arasında biri vardır ki ilginçtir:

            -İlk sürgün yerimiz olan Konya’da Nazir isminde bir hizmetkârımız vardı. Kısa boylu, iri kafalı biriydi. Nazir, günde birkaç kere; “Kör olası dünya; Konya’da kim bilir ki Nazir kimdir?” diye iç geçirip duruyordu. Bir gün sordum:

            -Peki, Nazir, bari söyle de bileyim; sen kimsin?

            -Biliyor musun beğim, ben 300 haneli köyün sığırtmacının oğluyum. Koca üç yüz hanelik!

            Teselli etmekten başka diyecek söz bulamaz Bedri Çarsancaklı;

            -Üzülme Nazir; düşüp kalkmayan bir Allah. Ne yapalım artık, çekeceğiz…

                                                                       ***

*İLHAMİ DEĞİL İLHAM: Bir gece vakti yatağında Berika Küçük Hanımın aklına şiir düşer. Ve o da, “Sabaha kadar uçup gitmesin, yazık olur” diyerek usulca kalkıp bir kâğıda not etmek ister.

            O demeye kalmaz, eşi Kâinat Bey sese uyanır ve “Ne var, ne oluyor?” diye sorar.

            Berika Hanım, sükûnetle; “Bir şey yok, sen uyu; ilham geldi de…” der.

            Uyku mahmurluğu ile ilham’ı, İlhami anlayan Kâinat Bey bu defa hışımla;

            -Ne? İlhami de kim? Hem de bu gece vakti! diyerek doğrulup kalkmak ister.

 

            Ona meseleyi bir güzelce anlatıp yatıştırmak ve yeniden yatağa koymak ise Berika Ablaya düşer. E tabi, ortalığı karıştıran ilham-i’den geriye ne kaldığı; daha doğrusu, yazacak bir şey kalıp kalmadığı ise meçhul…

                                                                       ***

            *BAKACAKSAN VERMEM: Ağınlı öğretmen Abdullah Lütfi’nin hayatını “Tahtasız Hoca” adıyla romanlaştıran Feridettin Atatuğ anlattı:

            Ankara’dan otobüsle Elazığ’a gelirken yanımda oturan delikanlı, elimdeki gazeteyi göstererek;

            -Amca Bey, gazetenize bakabilir miyim, dedi. Ben de ona;

            -Okumak için istiyorsan vereyim. Yok, eğer bakmak içinse, kusura bakma, veremem,dedim.

            Bu cevabım üzerine, delikanlı, ellerini başının arkasında kavuşturup, bacaklarını da uzatarak;

            -Uykum var; zaten uyuyacaktım, dedi ve pozisyonunu sağlamlaştırarak uyumaya koyuldu.

                                                                       ***

            *TAZİYENİN BÖYLESİ: Bahaeddin Karakoç, Elazığ’da şair Dr. Ali Öztürk’ün vefatını öğrenince Kahramanmaraş’tan Öztürk’ün ailesine ulaşmaya çalışır. Fakat bir türlü ulaşamaz. Sonra Bizim Külliye dergisi Genel Yayın Yönetmeni Nazım Payam’ı arar;

            -Nazım, Ali Beyin vefatını öğrendim. Başınız sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Ailesine telefonla ulaşamadım; sen bir zahmet arayıp taziyelerimi bildir, der.

            Payam da derhal telefona sarılır ve arar. Meğer Ali Öztürk’ün evindeki telefon telesekreterlidir ve telefondaki ses de Ali Öztürk’e aittir. Nazım Payam, elçilik görevini şöylece yerine getirir:

            -Ali Ağabey, Bahaeddin Abi Maraş’tan aradı. Vefatını duymuş; ailene taziyelerini bildirmemi söyledi.

                                                                       ***

            *TANIDIĞIM SAATÇI:Bir yaz-ikindi sonu Elazığ Öğretmenevinin bahçesinden çıkmış Gazi Caddesinde yürüyoruz. O sıra şair öğretmen arkadaşımız Faik Güngör, elinde salladığı bozuk saatini göstererek soruyor;

            -Tanıdığınız bir saatçi var mı?

Romancı arkadaşımız Lütfi Parlak, cevabını önceden hazırlamışçasına; 

-Var, Nuri Saatçı!

Bu yerinde, hazır cevaba hepimiz gülüyoruz.

(Nuri Saatçı, o yıllarda Elazığ’da çalışan, Nurhak gazetesinde yazılar yazan bir öğretmendi. Emekli olunca İstanbul’a yerleşti; şimdi İzci Haber’de yazıyor.)

                                                                       ***

            *BİR DE AYAĞINA GÖREBizim Külliye dergisinin 36. sayısında, Şinasi Gülaçtı müstearıyla yazan Mahmut Bahar’ın yazısında geçer:

            Şair Ömer Kazazoğlu; dergimizin Harputlusu. Kafasının içi daima birşeyler doludur.

            Bir gün Sakarya Üniversitesinde görevli öğretim elemanı İlhan Uçar Bey ile karşılaşır.

Kazazoğlu her zamanki gibi dalgındır.

            -Hayrola Ömer, bu ne hâl, diye sorar Uçar.

            -Ne olsun, saatlerdir dolaşıyorum; kafama göre bir ayakkabı bulamadım.

            Arkadaşının önerisi yerindedir:

            -Ömer, bir de ayağına göre deneseydin!..

            (Bu anekdotun farklı versiyonlarını da bir başka gün anlatırız.)

                                                                       ***

            *YALAN YERE YEMİN: Bedrettin Keleştimur, yeni yazdığı şiirini birileriyle paylaşmak; hatta biraz da onaylatmak ister. O sıra Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan “Hadi Harput’a Gidek” şairi Şeref Tan’ı arar ve telefonda şiirini okur. Sonra da aralarında şu muhavere geçer:

            -Nasıl olmuş Şeref Abi?

            -Güzel olmuş, güzel.

            -Vallah mı?

            -E yani, yalan yere de yemin olmaz ki Bedrettin. Güzel dedik ya!

                                                                       ***

*DUA MESELESİ: Nevzat Ülger’in daha çok ekonomi üzerine kitapları var. Lütfi Parlak’ınsa birçok basılı romanı mevcut.

            Nevzat Bey umreye gidecek. Lütfi Beyle bana veda ediyor. Sonra da dönüp;

            -Bana dua edin, diyor. Biz de;

            -Asıl senin bize dua etmen gerekmez mi, diyoruz.

            -Tamam, tamam; ben de size ederim.

            Beş altı gün sonra Lütfi Beyle beraber olduğumuz bir sırada Nevzat Beyi arıyorum;

            -Kâbe’nin karşısında tam da size dua ediyordum, diyor.

            -Allah razı olsun.

            -Ama siz de bana dua edecektiniz?

            -Ediyoruz, ediyoruz; biz de sana dua ediyoruz, diyorum.

            Merakla soruyor Nevzat Bey;

            -Yani ne diyorsunuz?

            -Allah’ım, Nevzat Beyin duasını kabul et, diyoruz.

                                                                       ***

            (Elazığ’ın güleryüzü bitmedi. Kalanını da başka zaman güleriz.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.