FİKRET MEMİŞOĞLU ŞİİRİNDE DUYGU, HEYECAN, AŞK


                FİKRET MEMİŞOĞLU ŞİİRİNDE


DUYGU, HEYECAN, AŞK

 

                      

 

Ünlü Rus yazarı Gogol ’ün “Palto” isimli pek meşhur bir hikâyesi vardır.

 

            Yine bir o kadar ünlü Rus yazarı Dostoyevski’ye veya bazen Turgenyev’e mal edilen yaygın bir söz“Biz hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.”

 

            Sıra Elazığ’a, sıra Harput’a gelende bu sözden mülhem biz de deriz ki; “Biz hepimiz Elazığ’ın 3 Gogol’ünün paltosundan çıktık.Kimdir, derseniz Elazığ’ın bu 3 Gogol’ü; İshak Sunguroğlu, Nurettin Ardıçoğlu ve Fikret Memişoğlu’dur, deriz.

 

            Elazığ’ın geçmişiyle ilgili, Harput’un tarihiyle, edebiyatıyla, müziğiyle, folkloruyla ilgili kim bir araştırma yapacak olsa bu üç Gogol’den birine mutlaka bakmak, başvurmak zorunda kalmayacak mıdır?

 

            Bizim bugünkü konumuz, konuğumuz Fikret Memişoğlu. Bu işte, bu fakire düşen ise “Fikret Memişoğlu Şiirinde Duygu, Heyecan ve Aşk” teması.

 

            Söze kapı aralarken, mevzuu ihata eden o tespit cümlemizi sofraya koyuverelim; “Fikret Memişoğlu, gerçek anlamıyla bir duygu, heyecan ve aşk adamıdır.”

 

            Duygu ve heyecan aşkın içinde zaten vardır. Duygusuz aşk mı olurmuş; heyecansız âşık mı olur?

 

            “Fikret Memişoğlu’nun aşk üzerine kurulu bir hayat felsefesi vardır” desem, bilmem mübalağa mı etmiş olurum? Bunu ben demiyorum, aslında kendileri söylüyor. Doç. Dr. Burhan Gürdoğan’a ithafen yazdığı şiirinde geçen şu mısra-ı bercesteye dikkat buyurun lütfen; “Dünyaya gelişten garaz aşk olmalı Burhan!” 

 

            O, Gürdoğan’a“Dünyaya gelişten garaz aşk olmalı” demek suretiyle dünya felsefesini veciz bir şekilde ifade ededursun; bir de bakalım Hafız Osman Öge merhum ne diyor Memişoğlu için.

 

            Şu birkaç beyit, Osman Öge’nin Fikret Memişoğlu’na yazdığı “Duâ ve Senâ” şiirinde geçer. “Harput Âhengi” eseri için bir şükran duygusu olarak kalemi almıştır o bu mısraları. Benim gibi kalemi kuraklık çekenlerin yüzlerce sayfa kitap yazmasındansa, Osman Öge’nin şu birkaç mısraı evlâ değil midir? Bakın ki hele Fikret Memişoğlu nasıl bir duygu, heyecan ve aşk adamıymış:

 

                        Ezelden aşk u sevdâ nârının büryanıdır Fikret

 

                        Yanık kalbiyle zirâ hüsnü ân hayranıdır Fikret

 

 

 

                        Kılıp şiiriyle irşâd aşk u meşk ilminde uşşâkı

 

                        Güzellik mesti, âşık dostu, canlar cânıdır Fikret

 

 

 

                        Senâdır Hâfız Osman’dan onunçün cân ü dil kavli

 

                        Odur zîrâ son âşık, Harput’un ihvanıdır Fikret

 

 

 

            Söz, Osman Öge’nin Memişoğlu’na ithaf ettiği bu şiirden açılmışken; Fikret Memişoğlu’nun Öge’ye ithaf ettiği “Harput’a Müstezat” başlıklı şiirden de tadımlık birkaç beyit okusak yeridir herhalde:

 

            Bülbüller öter, güller açar, müjde bahara

 

// Vuslat demi yâra

 

            Gel sen de gülüm râyıha sun, mehd ü mezâra

 

// Ruh ol bu diyara

 

 

 

            Bir ince sürâhî gibi, gel, kalbe dökül, dol

 

// Bir özge şarâb ol

 

            Biz mestiz ezelden beri hem çeşm-i humâra

 

// Hem gonca izâra

 

 

 

            Cânân ile candır, yaratan; aşkı, murâdı

 

// Her mevsim-i yâdı

 

            Harput’ta geçen demleri, sor, nakş ü nigâra

 

 // Yak âlemi nâra

 

                                                                      

 

            Bu mısralar aynı zamanda Fikret Memişoğlu’nun dostluk duygusunun da ifadesidir.

 

            Dostluk, vefa isteyen, vefakâr olmayı gerektiren güçlü bir duygudur. Zaten onu bir şiirinde de “Vefakâr arkadaştan kadri üstün var mı dünyada” derken görürüz.

 

            “Yolcu” mahlasıyla yazdığı bir şiirinden aldığımız aşağıdaki dörtlükte ise şairi duygu-aşk sarmalında bir heyecan kasırgasında yakalarız:

 

                        Bir içten gülüşün bin şifa bana

 

                        Bir gizli selâmın yüz şifa cana.

 

                        Gel, gönül köşkünü donattım sana

 

                        Bir gel de dilersen yıkar gidersin.

 

            Hele onun, “Bir Martı Uçtu Gölcük’ten” diye bir şiiri vardır ki duygunun zirvesidir, desek yeridir. İki dörtlükle yetinelim; ilk ve son dörtlükler:

 

                        Engin denizler ufkuna

 

                        Bir martı uçtu Gölcük’ten.

 

                        Tırnakları kına kına

 

                        Bir martı uçtu Gölcük’ten.

 

 

 

                        Martı değil, bir düştü bu

 

                        Belki de bir duyuştu bu.

 

                        Yolcu, garip bir kuştu bu;

 

                        Bir martı uçtu Gölcük’ten.

 

            Az evvel vefa duygusunu söze dâhil ederken; Fikret Memişoğlu’nun vefanın şahikası diyebileceğimiz “Eski Karyolam” başlıklı şiiri düştü içimize. Bizim vaktimiz daraldı; ne olur, açın Yeni Fırat’ın 22. sayısını ve okuyun o şiiri. Üzerinde yatarken mütemadiyen gacır-gucur sesler çıkaran bir eski karyola için hangi vefa duygusuyla nasıl bir şiir yazılırmış, görün.

 

            Fikret Memişoğlu çok yönlü bir aydın insan. Yeri gelende edebiyatçı, araştırmacı yazar, yayıncı, şair; yeri gelende folklorcu, hukukçu; hatta müzisyen.

 

            Bence o, her bir yönüyle ayrı ayrı araştırılıp incelenmeye değer; her bir yönünden ayrı ayrı istifade edilmesi mümkün bir şahsiyet.

 

            Fikret Memişoğlu, bütün bunların yanında yoğun bir duygu ve heyecan adamı; bütün bunların üstünde ve ötesinde aşk-ı hakiki erbâbı.

 

            “Aşk” derken Fikret Memişoğlu’nda aşkın çeşitleri, çeşnileri vardır. Baştan sona şiirlerini tetkik ettiğinizde göreceksiniz, ilâhî aşktan beşerî aşka, platonik aşktan Resulullah aşkına, vatan-millet aşkından Elazığ-Harput aşkına kadar aşk nevileri, gönül meşgalesi vardır Memişoğlu şiirinde.

 

            24. sayı Yeni Fırat’ta bir de tercüme şiiri vardır ki şairimizin, özellikle üzerinde durmaya değer evsaftadır:

 

            Hicrî 551 senesinde Harput’u ziyaret eden Arap şairlerinden seyyah İbn-i Üsame, gördüğü ve görür görmez de gönül koyduğu bir güzelden dolayı “Kara Gözlüler Diyarı” diyerek Harput hakkında uzun bir kaside yazmıştır. Fikret Memişoğlu bu kasidenin eline geçen kısmını manzum olarak Türkçeye tercüme etmiş ve “Harput Ufkunda Karalar” başlığıyla Yeni Fırat’ın mezkûr sayısında neşretmiştir.

 

            Şu beyit, İbn-i Üsame’nin aklını çelen kara gözlü Harput güzeline deyişinden:

 

                        Beyazıyla bezenir gerçi göz ammâ, iç açan

 

                        Kara bir gözbebeğinden sızan aşk işvesidir

 

            Şu beyit ise Memişoğlu’nun, şiirin sonuna eklediği Harput’u tarif ve tasvir eden kendi görüşü:

 

                        Bakmayın, bir kara sevdadır uzaktan Harput

 

                        Fakat ak akça yakından, bir ateş zirvesidir

 

           

 

                                                           ***

 

            Biz, şu kısa zaman diliminde Elazığ’ın üç Gogol’ünden Fikret Memişoğlu’nun paltosunu şöyle bir giyinip çıkardık.

 

Memişoğlu şiirinde tema taramaları ve diğer eserlerinde alan araştırmaları, bize kalırsa akademik seviyede ve oldukça bir titizlikle yapılmaya değerdir.   

 

………………………

 

*Bu yazı, 12 Mayıs 2017 günü, “Fikret Memişoğlu’nun Şiir ve Duygu Dünyası” panelinde yaptığımız konuşma metnidir. RMY     

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Bir Dergiye Siyah Bayrak

12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.