GELDİ SEÇİM


            İşte geldi seçim.
Bir toplumun, yöneticilerini kendi hür iradesiyle seçmesi güzel bir şey. Bunu böyle bilip böyle söylerken, bizdeki seçimlerin de bu anlama geldiğini ifade etmek istemiyoruz. Bizim seçimlerimiz, birilerinin, daha çok da parti başkanlarının irade buyurduklarını onaylamak. Yakamızı bir türlü vesayetten kurtaramıyoruz.
İki yılda üç seçim… Hiç hoş değil. Ne kadar seçim, o kadar toplumu germek, ayrıştırmak, politize etmek. Ne kadar seçim, o kadar haddini aşan saldırılar, sataşmalar; havanda su dövmeler. Yarın mecliste yapılacak ağır kavgaların bugün meydanlarda, ekranlarda hafifsıklet provası.
            Hadis-i şeriftir; “Neye layıksanız öyle yönetilirsiniz.”
 Ve meşhur vakadır:
Hz. Ebuzer, komşusunun karnı açken bir Müslümanın, evinde tok karınla uyuyamayacağını iddia eder. Onun bu iddiasında ne kadar samimi olduğunu denemek isteyen birisi bir akşam vaktinde Ebuzer’e bir kese altın gönderir. Ebuzer Gıffari, keseyi alır almaz sakağa çıkar ve içindekilerin tamamını mahallenin yoksullarına dağıttıktan sonra gelip evinde rahatça uyur. Sabah, kapısı çalar; gelen, akşam keseyi kendisine getiren adamdır. “Ya Ebuzer, ben akşam bir yanlışlık yapmışım. O altınları başkasına götürecekken sana getirmişim. Şimdi o keseyi ver de asıl yerine teslim edeyim.”
            Ebuzer; “Onları dün akşam tamamen fukaraya dağıttım. Bana mühlet tanıyın, gezip dolaşayım; şayet harcamamışlarsa alıp size vereyim.”
            Ebuzer’in böylece sözünün eri bir Müslüman olduğu sınanmıştır.
            Gelelim ikinci bir hikâyeye:
            Zulmüyle meşhur Haccac-ı Zalim gün-be gün zulmünü artırmaktadır. Her şeyi göze alan birisi bir gün Haccac’a içindekileri döker:
            -Sen Hz. Ömer’in, halkına gösterdiği merhameti, şefkati bilen birisin. Neden sen de bize onun gibi adaletli ve merhametli davranmıyorsun, der.
            Haccac’ın cevabı enteresandır:
            -Ömer’in zamanında Ebuzer Gıffari gibi bir halk vardı. Siz onun gibi birbirini düşünen, sevip kayıran bir halk olun, ben de Ömer gibi bir yönetici olayım. Siz Ebuzer gibi olmuyorsunuz, ama benden Ömer gibi olmamı istiyorsunuz. Bu mümkün değil. Sizin gibi halka benim gibi yönetici!
            Ülfetimden olsa gerek; şiire benzetirim ben demokrasiyi. Şiirde oturmuş bir kuraldır; “kim”in, “ne” yazdığı değil, “nasıl” yazdığı mühimdir. Demokrasilerin esprisi de bizi, kimin yöneteceği meselesi değildir. Felsefeci Karl Popper beni haklı çıkarır; demokrasi, bizi kim yönetecek sorusuna cevap arayan bir rejim değildir, der; nasıl yönetileceğiz sorusunu önemser.
            Haccac-ı Zalim’in niyetini anlıyoruz; yaptığı-yapacağı zulümlere gerekçeler arayışında. Karl Popper’in tarif ettiği demokrasiyi ise anlamamız mümkün değil. Çünkü bizim filimize; affedersiniz, profan demokrasimize hiç benzemiyor.
            Biz, işi gücü bırakmış, aylardır, bizi kim yöneteceğin peşine düşmüşüz. Güçlüyü seçelim de o bizi nasıl yöneteceğini bilir. Keyfi nasıl isterse öyle yönetsin.
            Güç, keyfiliğe dönüşünce bakın ki bu keyfilik de halka nasıl yansıyor; kitleler nasıl robotlaşıyor ve kendisini yönetenlere kaba güç/kara güç oluşturuyor.
Şimdiki kıssamız da yine İslam tarihinden:
            Bir Arap, devesiyle Hz. Ali taraftarlarının çoğunlukta olduğu Küfe şehrinden kalkıp Şam’a gitmiş. Sokakta ilerlerken adamın biri ona yaklaşarak;
            -Ver şu dişi devemi, demiş ve deveyi Küfelinin elinden çekip almış.
Küfeli;
            -O deve benimdir; üstelik dişi değil erkektir, demişse de dinletememiş. Mesele Muaviye’ye intikal etmiş.
            Halk, Şam meydanında toplanmış. Muaviye, Küfeli yolcu ile Şamlı gaspçıyı dinledikten sonra kararını açıklamış:
            -Bu dişi deve Şamlınındır!
            Sonra da meydanı hıncahınç dolduran ahaliye dönerek sormuş;
            -Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?
            -Şamlınındır!
            Küfeli, şaşkın ve mahzun devesinin arkasından bakarken, Muaviye onu yanına çağırarak;
            -Ey Küfeli, dinle, demiş. Sen de ben de biliyoruz ki bu deve senindir ve dişi değil erkektir. Ama sen Küfe’ye dönünce gördüklerini Ali’ye anlat ve de ki; “Ey Ali, Muaviye’nin, dişi deveyi erkeğinden ayırt edemeyen ve o ne derse, evet diyen on bin adamı var. Ayağını denk al!”
            Bu kısa kıssalardan sonra bir diyeceğiniz varsa, iki gün sonraki sandık başına saklayın.
            Hayırlı seçimler.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.