İÇİNDEN GELDİĞİ GİBİ ÖLDÜ ŞAİR


              2014’ün 5 Aralık günü bir şair öldü; Talât Sait Halman. Onun her ne kadar yazarlığı, çevirmenliği hatta bürokratlığı var idiyse de benim nazarımda o bunların hepsinden önce bir şairdi. Dolayısıyla, ülkemizden bir şairin eksilmesi; Talât Sait Halman gibi ağırlıklı bir şairin ölümü beni üzdü.

            Bu fakirin, onun hakkında, her şeyden evvel o bir şairdi, demesi sırf bir yakıştırma değildir. Vefatından sonra konuşan kızı Defne Halman’ın, babasıyla ilgili şu ifadesi bizi haklı çıkaracak kadar kayda değerdir; “(Babam) Hep şair olarak anılmak isterdi.”

            Ahmet Otman’ın Salihli’de çıkardığı Bizim Ece dergisini bilirsiniz. O dergi hakkında bu köşede birçok yazı kaleme almışımdır. İşte sevgili Otman’ın Bizim Ece’sinin kıdemli-kronik yazarlarından biriydi Talât Sait Halman. Şu anda elimin altındaki Ecelerin tamanında Halman’ın yazısı var. Ve ben bu yazıların hepsini, altını çize çize, kendimce işaretler koya koya bir bir okumuşum.

            Halman’ın vefatı haberini televizyondan işitir işitmez, açıp Ahmet Otman’a taziye vermek geçti gönlümden. Öyle de yaptım.

            Gerilerden alarak devam edecek olursak, hatırıma ne geldi bakın. 1999 basımlı Kuş Defteri kitabımdaki şiirlerimden birine, Halman’ın bir mısraını epigraf yapmışım; “Baba demek, ölüm demektir.”

            Talât Sait Halman’ın Uzak Ağıt  (1991) kitabında, “Baba, Ölüm” başlıklı uzunca bir şiiri vardır. Bu şiiri o, 1948’de ölen babası Amiral Sait Halman ve 1983’te ölen oğlu Sait Halman için yazmış. Uzun, ağır, acılı bir şiir… Sonunu şöyle getirmiş;

                        Ben ömürboyu

                           Babamın babası

                              Oğlumun oğlu

                                   Olsam diye çırpındım.

            Şiirime epigraf aldığım mısra, bu şiirin sonlarına doğru bir yerden. Babasının ölümü sonrası, annesini konuşturuyor şair;

                        “Garip ağıtların ve tesellilerin kadınıydı Annem:

                        ‘Her gün ölmekten yoruldu da.. ondan öldü.’

                        Demişti

                           ve eklemişti:

                              ‘Baba demek, ölüm demektir.’”

            Ben, tam da bu mısraların bulunduğu sayfanın bir yerlerine kurşun kalemimle Erdem Bayazıt’ın bir mısraını derkenar etmişim; “Babalar ölümü dengede tutar.”

            Babalı-ölümlü bu iki mısrayı, birbirleriyle örtüşür görmüşüm ki…

            Talât Sait Halman’ın, bahsini ettiğim bu “Uzak Ağıt” kitabını bir kez daha okuma fırsatı buldum bu ara. Gördüm ki ölümden bahseden ne çok şiiri varmış onun. Babasının ardından kızının okuduğu “Belki Ölüm” şiiri de bu kitapta. Ve şu mısralar o şiirde;

                        Tırpanla değil,

                        Azıcık sevgi uman bir öksüz gibi

                        Ürkek gelecek

                        Belki ölüm.

 

                        Belki ölüm

                        Bir aşk fısıltısı gibi

                        Gelecek usulcacık

                        Tozpembe.

            “Ölüm Yılım” diye bir şiiri var şairin. “O yılı seçmiştim ölüm yılım olsun diye.” diyor daha başında. Siz, “Hangi yılı?” diyerek bir tecessüsle okurken, şair, şu mısralarla çıkıyor karşınıza;

                        Ama bilmem neden

                        ……………….

                        Birden değiştirdim ölüm yılımı.

            İki bin bilmem kaçken, 2014 yapmış olmalı son bir kararla.

            Bir şiirinde;

                        “Ölmeyi unutmuş bir kadın

                        Sessiz ağlıyor güvercinlere yem verirken” diyen Halman, belli ki ölümü de ölmeyi de asla unutmayan biri. Ölümü hep anarak yaşadı ve sonunda da -83 yaşındayken- ölümü yaşamına dâhil etti. Diyor ki o; “’Ecelden saklananlar erken ölür’ diyordu Annem.”

            Bir başka şair; Cemal Süreya ise, “Her ölüm erken ölümdür.” demişti hani.

            Düşündüm ve dedim ki ben de, Talât Sait Halman gibiler için 83 yaş çok erken ölümdür. Hele de 160 yaşında ölen Bitlisli Zaro Ağa’nın torununun yaktığı ağıda bakılırsa; “Babey babey, dünyasına doyamadan gitti.”

            Halman’ın;

                        “Ölümü seçeceğim günlerden bir gün

                        Tanrı, hiçliğine çağırmadan beni…”

demesi daha dün gibi. Ömer Hayyam’ın sesi yüzyıllar öncesinden geliyor oysa; “Yokluk, bu hayatın sonu; bin yıl yaşasan da.”

            Ahmet Muhip Dıranas, adeta bir tevekkülle ne kadar sakin söylemiş;

                        “Zaman kesin; bağışlamaz

                        Bulur beni; ben ölürüm.”

            Meşhurdur hani; “Kişi ölüme yalnız gider.” Talât Sait Halman, bunu çokça işlemiş şiirinde;

                        “İnsan,” diye düşündü, “çıplak doğduğu gibi,

                             ölmeli yapayalnız.

                        Serapların en görkemlisidir ölüm;

                             Paylaşılmaz.”

            Şu mısralar da aynı şiirden;

                        “Cümbür cemaat ölmek

                             Balıklara kuşlara böceklere vergidir.

                        Onurlu hayvanlar, sürü içinde bile

                             Göz yumarlar yapayalnız.

İnsan yalnız ölmeli.”

            Diğer bir şiirinde okuduğumuz şu mısra da sanırız aynı damardan beslenmiş; “Öleceğim başıma buyruk.” Hatırımıza gelmişken kaydedelimAlman yazar Hans Fallada’ın bir romanı Türkçeye çevrildi geçenlerde; adı, “Herkes Tek Başına Ölür.”

            Hilmi Yavuz, “Talât Halman’la son yemek” yiyişlerini anlatmış. Demiş ki bir yerinde yazısının; “Talât Sait Halman, son derece nazik ve gerçek anlamda bir beyefendiydi. Sınırsız hoşgörüsü, yüce gönüllü merhameti, entelektüel donanımı!”

            Sınırsız hoşgörüsünü o, ölüme karşı dahi gösteren yüce gönüllü bir entelektüeldi. Onun donanımını, yazdıklarından, yapıtlarından kolaylıkla çıkarmak mümkün.

            Talât Sait Halman, inanıyoruz ki içinden geldiği gibi bir hayat yaşadı, içinden geldiği gibi şiirler yazdı ve günü gelende içinden geldiği gibi bir ölümle öldü. Tıpkı, şiirine taşıdığı Seneka’nın özdeyişinde olduğu gibi;

                        “İçimizden,” demişti bilge Seneka   

                        “Hangi ölüm gelirse onu ölelim.”

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.