KARANLIK ŞEHRİN ’KARANLIK’ ŞAİRLERİ


             3 Temmuz günkü yazımızdan yola çıkarak “Karartılan Şehrin Karanlık Şairleri” demeliydik yazımızın başlığına.
             Merak ettik, gece henüz bitmeden karartılan bu şehrin şairleri “karanlık” üzerine ne yazmış/neler yazmış, diye. Ve gördük ki şair-karanlık ilişkisi şairden şaire farklılık arz ediyor.
             Şu ay, şu günlerde doğumunun 100. yılını idrak etmekte olduğumuz Fikret Memişoğlu’nun –belli ki bir hasret gecesinde kaleme aldığı– “Karanlıkta” başlıklı bir dörtlüğü vardır. Şair, bu dörtlüğün son iki mısraında sevgiliye ne diyor, ondan neler bekliyor bakın;
             Zira ne ışık var, ne de yol gösteren âh
            Gün battı, karanlıktan sen doğuver.
“…ne ışık var, ne de yol gösteren” derken rahmetli, tam da bizim mahallenin şu günlerdeki hâlini ne güzel tasvir edivermiş.
            Süleyman Bektaş’ın, bir şiirinde yaşadığı ve yazdığı tamamen gecede kördöğüşüdür;
                        Karanlıklarla vuruşurum her gece kıyasıya
                        Yalnızlıklara yenik düşer yorgun düşer ellerim
            Bir başka şiirinde ise Bektaş’ı tıpkı Memişoğlu gibi sevgiliye seslenirken buluruz; “Karanlığıma gir hadi beni aydınlat” derken.
            Tamer Kavuran,Mor Gölge” şiirlerinden birinde, bir sırrı sevgili dışında kimsenin bilmemesi telaşındadır;
                        hayır/sormayın
karanlıklardaki kalabalıklar da bilmesin
yalnız o/ve ben bileyim
            Bir şiirinde Şemsettin Ünlü; “balı olmaz karanlıkların” derken; bir başka şiirinde ise onu adeta kişileştirir ve üç-beş kelimeyle kara/kterini çiziverir;
                        korkaktır karanlıklar
                        sinerler karalara
                        kuytulara…
            Günerkan Aydoğmuş, başkaları gibi, karanlıklardayım, gel de / doğ da dünyamı aydınlat, demez de sevgiliye görün ki ne der;
                        Şu sevdan gün be gün derine iner
                        Her uzvum pervane hep sana döner
                        Karanlık gecede elimde fener,
                        Sanma ki bir ışık aramıyorum.
            Çok ararsın sen daha o ışığı Sevgili Aydoğmuş; TEDAŞ onu kapatalı bir hayli zaman oldu. Soyadındaki ay ışığı ile yetinmeye bak.
            “Siyah Güller Sokağışairi Nihat Kaçoğlu, o sevdiğim şiirinin bir yerinde;
                        Şairler ağlarsa gece de ağlar
                        Etrafı hazin bir karanlık bürür
der. Diğer bir şiirinde ise sevgiliden kara/nlık saçlarını ister;
                        şairler en fazla gecede büyür;
                        bana o karanlık saçlarını ver.
            Şair milleti geceyi pek hazzeder ve Nihat Kaçoğlu klasik şiirimizi bilen biridir. Klasik şiirde sevgilinin gerçek adı ne olursu olsun oLeyla”dır; yani gece renkli, geceye mensup; yani karanlık! Zaten türediği kelime “leyl” de “gece” değil miydi?
            Bir de şu vardır klasik şiirde; Kaçoğlu onu da bilir. Sevgilinin saçları –gerçekte ne renk olursa olsun– daima karadır, karınlıktır ve karışıktır. Onun saçları her daim leyl’dir, gecedir, zulûmattır, küfrdür, kâfirdir. Âşık bir kez onun içine düşmüştür ve bir türlü yol bulup çıkamaz. Divan şairi Kâmî, Mecnun’u çöle doğru çeken Leyla’nın saçlarıdır, derken haklıdır;Zülf-i Leylâ’dır çeken Mecnûn’u sahradan yana.”
            Şair-gece-karanlık zinciri, Fadıl Karlıdağ şiirinde de kendini gösterir;
                        Alıp karanlığını gecenin
                        Hüznüne merhem yapar şair
Ahmet Muhip Dıranas, “Ki karanlık ölümdür” demişti. Bizim Mehmet Şükrü Baş’ın dediği de Dıranas’tan farksızdır. Onun şiirinde dekaranlık”, “ölümdür;
            Dünyada her şeyi görüp de pay isteyen gözlerim
            Sana da karanlık çöktü, perden inmek üzere.
Ahmet Demir şiirinde ise karanlık, ölümden öte cehennemdir;
                        Ölüm ölümden farklı her ölümle dirilen
                        Geceden daha kara, kananlığın gölgesi
            “Dağlar Ardışairi A. Tevfik Ozan’daysa “karanlık”, ölümün ve cehennemin dünyadaki mazmunu cezaevidir;
                        Suçu yok Güneş’in, karanlıkların
                        Güneş’i duvarlar burdan kovmuştur!..
            İlhami Bulut, “Sır Sızıntısışiirlerinin birinde, “Karışmasın boyutlar; ortalık çok karanlık” diyedursun, öteden Bedrettin Keleştimur’un sesi duyulur;
                        Dünya dönüyor ama nasıl?
                        Bir yüzü hep karanlıkta…
            Göktürk Mehmet Uytun’u derseniz, geçim sıkıntısından dünyası kararanların şiirini yazmıştır;
                        Yüreklere inmiş geçim savaşı
                        Ufuklar kararmış, kâinat sarhoş
            Şükrü Kacar Hocanın şiiri bir yakınmadır. Art niyetli, kötü fikirli insanlardan yakınır Kacar Hoca; karanlık ruhlu insanlardan. Ne de olsa temelde bir eğitimciliği vardır onun;
                        Kimseler görmesin diye
                        Buz üzerine yazarlar
                        O paslanmış düşüncelerini
                        Aydınlıklardan kaçar
                        Karanlıklara sığınırlar.
            Eyvah, desenize şimdi bizim mahallededir Hocanın tarif ettiği o paslı düşünceli insanlar.
            Hadi Önal, “Dokuz Şehitler” destanını yazarken Halil’in şiirinde gölgeli, ağır bir zaman kesiti çizer. O an anlarsınız hoş olmayan şeyler olacağını;
                        Karanlık
                        Geçmiyor zaman
                        Gölgeler kocaman
                        Gölgeler belirsiz.
            Tarık Özcan, “İkindi Işığı”ndaki şiirlerinin ikisinde “karanlık” ve “nur”; yani “ışık” imgelerini yan yana kullanır. Birinde, “Bir yıldız kayması karanlık ve nur” diyen şair, öteki şiirinde ise yüce peygamberimize hitaben;
                        Karanlık bir nur içindi
                        Sen gelince çöl dirildi
der. Şairin karanlık ve nur’u böylece birlikte kullanması, bizi ister istemez Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ta dillendirdiği “nur u siyah” metaforuna götürdü. Şebüsteri’nin Gülşen-i Râz’ında da geçer; “…. Karanlık, Tanrı zatının nurudur. Âbıhayat, o karanlık içindedir.”
            Kitabın açıklamalar bölümünde iseSiyah renk, sofilere göre kemal mertebesine mahsus bir renktir.”
            “Nur-u siyah mevzuunda sözü uzatarak düzineyle örnek vermemiz mümkün. Konuyu çığırından çıkarmamak için biz yine de karanlığa dönelim ve diyelim ki:
            Madem karanlık, Tanrı zatının nurudur ve kara, kemal mertebesine delalet eden bir renktir; o halde elektrik dağıtım şirketinin bizim mahalleleri erken vakitte karartması da fena bir eylem sayılmaz. Görevliler, sokaklarımızın ışığını erken kapatmak suretiyle bize, nur-u siyahtan; yani Tanrı zatının nurundan müstefid olun, demek istiyorlar.
            Velâkin bizde bunu anlayacak idrak nerede?
            ----------------------------------------
            *Gelecek haftaya yeri gelmişken size “Karanlığa Aforizmalar” şiirimizi sunacağız efendim. Karanlığınız, nur-u siyah olsun, diyerek. RMY

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Bir Dergiye Siyah Bayrak

12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.