M. NURİ YARDIM’IN GÜLERYÜZÜ


 M. NURİ YARDIM’IN GÜLERYÜZÜ

 

 

 

R. MİTHAT YILMAZ

 

 

 

            Mehmet Nuri Yardım’ın, “Edebiyatımızın Güleryüzü eserini hayli zaman önce okumuşum. Geçenlerde, adeta, “beni bir daha oku” dercesine gözgöze geldik. Ben de bulunduğu raftan alarak bir haftalığına onu başucumda misafir ettim.

 

            Bu misafir ağırlama esnasında içime doğdu. Acaba bu güzel kitaptan sevgili okuyucularım için de bir demet gülmece devşiremez miyim, diye.

 

            Mehmet Nuri Yardım, 1960-Siirt doğumlu bir gazeteci, yazar, edebiyat araştırmacısı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. Türkiye’nin sayılı birçok gazetesinde muhabir, musahhih, editör, röportaj ve köşe yazarı olarak hizmet verdi. “Mezarı Kayıp Şairler” haberi ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, “Kayıp İstasyon” eseriyle ise Türkiye Yazarlar Birliği’nce ödüle layık görüldü. Basılı eserlerinden bazıları:

 

            Romancılar Konuşuyor (2000)

 

            Türk Şiirinden Portreler (2001)

 

            Edebiyatımızın Güleryüzü (2002)

 

            Kayıp İstasyon (2005)

 

            Dersimiz Edebiyat (2006)

 

            Aşina Çehreler (2007)

 

            Tarihimizin Güleryüzü (2007)

 

            Mizahın İzahı (2012)

 

            Bâbıâli’de Hayat (2014)

 

            Nejat Muallimoğlu, “Politikada Nükte kitabında, Türk siyaset hayatına nüktenin girmediğini belirtir. Fakat biz Mehmet Nuri Yardım’ın Edebiyatımızın Güleryüzü”nü okuduktan sonra huzur-u kalb ile diyebiliriz ki Türk edebiyatında yeterince nükte vardır.

 

            Nükte deyin, espri deyin, anekdot deyin, şaka deyin, latife deyin; hatta mizah deyin… Edebiyatımız bir derya-denizdir. Ancak onları zaman ayırıp, göznuru döküp, emek vererek bir araya getirecek biri gerekti. İnsanı, yeri gelende tebessüm ettiren, güldüren; yeri gelende ise irkiltip düşündüren bu incileri derleyip ipe dizecek biri… Hadi deyiverelim, “Mehmet Nuri Yardım” adında biri!

 

            Mehmet Nuri Yardım’ın, kitabın dibacesine koyduğu “Önsöz”ü de bu konuda gerçek anlamıyla bir saha araştırması, derlitoplu bir “güleryüz portresi”dir. Bu dahi gösteriyor ki Yardım, işini iş olsun diye değil severek, derunî bir zevkle, şevkle yapmış. Aksi takdirde koca bir Türk edebiyatını tarayarak 236 şair ve yazardan 935 nükteyi bulup bir araya getirmek kolay mesele değil.

 

            Bir de şu var:

 

            Mehmet Nuri Yardım’ın işi sanırız burada böylece bitmemiştir. Elimizdeki “Edebiyatımızın Güleryüzü” 2012-Yağmur Yayınları basımı. Bundan sonra yapılacak baskılarda yukarıdaki sayılar takdir edersiniz ki artacaktır. Gerek yeni ele geçecek, gerekse yeni patlayacak nüktelerle güler/yüzümüz zenginleşecektir. Bu da şu demektir; Yardım’ın işi zordur ve bitmiş değildir. Kulağı, gözü daima edebiyat dünyası üzerinde olması iktiza eder. Zor bir işe, çetin bir uğraşa talip olmuş doğrusu.

 

            Sözü uzattık; ama ziyanı yok. Yine de biz size adı geçen kitaptan tadımlık da olsa nükteler sunacağız. Özellikle kısa olanlarını; belki kimilerini biraz da kırpıp kısaltarak.

 

                                                                       ***

 

            *MUSLUKLAR HARİÇ HER YER: Şair Eşref Kırkağaç kaymakamıdır. Kaymakamlık binasının aktığını, tamiri gerektiğini merkeze yazar. Payitahttan, “Nerelerin aktığını tek tek bildiriniz” talimatı gelir. Şair, hâl-i pür-melâli kısaca şöyle özetler:

 

            -Musluklar hariç her yer akıyor!

 

                                                                       ***

 

            *İMKÂNI YOK: Mazhar Osman, bir gün Neyzen Tevfik’i elinde rakı şişesiyle yakalar:

 

            -Nereye gidiyorsun Tevfik?

 

            -Çallı İbrahim’e…

 

            -Elindeki ne?

 

            -Kiloluk rakı.

 

            -Şimdi de kiloyla mı? Utanmıyor musun?

 

            -Hepsi benim değil; yarı parasını Çallı vermişti.

 

            -Dök kendi hisseni öyleyse!..

 

            -İmkânı yok efendim… Çünkü benim payım şişenin alt tarafında.

 

                                                                       ***

 

            *SEN RESİM YAP: Resim de yapan genç bir şair Yahya Kemal’e sorar:

 

            -Üstat, resim mi yapayım, şiir mi yazayım?

 

            Beyatlı hemen cevap verir:

 

            -Resim yap, resim!..

 

            -Fakat siz benim tablolarımı görmediniz ki?..

 

            -Ama şiirlerini gördüm.

 

                                                                       ***

 

            *MİKTARA BAĞLI: Fazıl Ahmet Aykaç’a dostları sorar:

 

            -Üstat, para karşısında insanın kederi mi artar, sevinci mi?

 

            Fazıl Ahmet cevap verir:

 

            -Monşer, o paranın miktarına bağlı.

 

                                                                       ***

 

            *SONRA DİNLERDİK: Necip Fazıl, bir dava dolayısıyla yattığı Malatya’da muhteşem savunmalar yapıyormuş. Aynı davada yargılanan bir başka yazar, şairi kıskandığından olmalı ki şöyle demiş bir gün:

 

            -Bugün mahkemede bir sükût ettim; hâkimler heyeti dondu kaldı.

 

            Bunu Necip Fazıl’a aktarmışlar; “Tüh” demiş, “keşke sükûtunu plağa alsaydı, sonra dinlerdik.”

 

                                                                       ***

 

            *DÖNEKLİK KAPIDA BAŞLIYOR: Şair, yazar, dava ve fikir adamı Osman Yüksel Serdengeçti hasbe’l-kader milletvekili olmuştu. Meclise ilk defa adım atacaktı. Döner kapıdan içeri girmekte zorlanınca çevresindekilere seslendi:

 

            -Bakın bakın, döneklik meclisin daha kapısında başlıyor!

 

                                                                       ***

 

            *ÖLDÜKTEN SONRA: Bazı büyük adamların doğdukları ya da yaşadıkları evlerin kapısına, onlar öldükten sonra birer yazılı levha koyma âdetinden söz ediliyordu.

 

            Florinalı Nâzım, Süleyman Nazif’e, cevabını merak ettiği soruyu sorar:

 

            -Üstat! Ben öldükten sonra kapıma koyacakları levhaya acaba ne yazarlar?

 

            Süleyman Nazif, büyük bir ciddiyetle:

 

            -Kiralık ev!..

 

                                                                       ***

 

            *ŞİİR OKURSAN SOĞUR: Asaf Hâlet Çelebi ile gazeteci Doğan Nadi bir lokantaya gitmişler. Hava soğuk, evvela bir çorba atıştıralım” demişler.

 

            Çorbalar gelmiş; fakat ağza alınacak gibi değil, çok sıcakmış. Biraz beklemelerine rağmen yine soğumayınca Doğan Nadi nihayet dayanamaz ve şairden rica eder;

 

            -Yahu bu çorbalar bir türlü soğumuyor. Şiirlerinden birkaç tane okusana!

 

                                                                       ***

 

            *KEMAL TAHİR’DEN: Şimdi de bir gazeteden kesip kitabın Kemal Tahir sayfasına koyduğum kupürden bir nakil. Belki ileriki baskılarda Sayın Yardım’ın da işine yarar.  

 

            Kemal Tahir, bir gece yarısı eşi Semiha Hanımı dürterek uyandırmış. Eşi, telaş ve korkuyla;

 

            -Ne var, ne oldu Kemal, diye sorunca, Kemal Tahir biraz da hüzünlü;

 

            -Ne olacak bu memleketin hâli Semiha, demiş.

 

Bu kez Semiha Hanım;

 

            -Hay Allah! Bu soru, bu saatte mi sorulur Kemal? Beni şimdi bunun için mi uyandırdın?

 

            Büyük romancının verdiği cevap, gerçek bir entelektüele yakışan bir cevaptır:

 

            -Hanım, demiş, memleketin hâlini düşünmenin günü, saati mi olur?

 

                                                                       ***

 

            Gelecek hafta da Elazığ edebiyatının, edebiyatçılarının güleryüzüne bir göz atalım; ne dersiniz?   

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.