MAHİR GÜRBÜZ VE ŞİİRİ


Mahir Gürbüz, aramızda beyefendi kişiliği, nezaketi, zarafeti ile tanınan; arif birinin, daha ilk görüşte, “Bu adam şair” diyebileceği evsafta bir insan. Onun hakkında, “Şiirleri kendisine, kendisi şiirlerine benzeyen biri” de diyebilirsiniz.

Gürbüz, ilimizde şiirleri en çok notaya alınan şairlerimizdendir. Bugüne kadar Mustafa Malay, Nurettin Demirbaş, Doğan Sever, Osman Çolak tarafından toplam 11 şiiri bestelenmiş ve bunlardan Malay’ın bir bestesi TRT repertuarına girmeyi de başarmıştır.

-Bu neden böyledir?

-Çünkü o, halk şiirinin değişik ölçü ve kalıpları içerisinde kafiye ögesini de dikkate alarak yazmaktadır. Onun çoğu şiirlerinde bir Karacaoğlan lirizmini görmek mümkündür;

            Gönül pencereni arala biraz

            Dinmiyor hasretin, görmeye geldim.

            Yüzüme gülümse, nedir bu naz?

            Saçını koklayıp örmeye geldim.

            Bundan on yılı aşkın bir süre önce Gürbüz şiirine dair bir yazı kaleme almış ve başlığını da “Her şiiri bir güfte olan şair: Mahir Gürbüz” koymuştuk.

            O günden bugüne Mahir Gürbüz, biliyoruz ki mısra işçiliğinde daha ileri gitti; ismiyle müsemma, şiirde “mahir” oldu. İşte o maharetle yazdığı şiirinden bir dörtlük. Şair burada, adeta “Gönlüm sana söylüyorum, sevgilim sen anla”dercesine sanat yapmaktadır:

                        Yüz çevirdim yaban ele

                        Gel düşürme dilden dile.

                        Ne mecnun et ne de köle

                        Can evimden vurma gönül.

            Merhum Mehmet Çınarlı’nın “gülüm” redifli çok güzel bir şiiri vardır. Çınarlı, o şiirini Hazar Şiir Akşamları’nın birinde Elazığ’da da okumuştu.

            Mahir Gürbüz’ün de aynen “gülüm” redifli, bir o kadar güzel bir şiiri vardır. Gürbüz, yanılmıyorsak bu şiirini, Mehmet Çınarlı’nın da misafirimiz bulunduğu 1995 yılı III. Hazar Şiir Akşamı’nda ona ithaf ederek okumuştu. Şu iki dörtlük, bahsi geçen şiirden alınmadır:

                        Ömrümüz tükenip esmeden yeller

                        Hasrete düşürüp yakmadan çöller

                        Sır değil sevdamız duysa da eller

                        Düşelim dillere, söz olsun gülüm.

 

                        Bağla kaderimi zülfün teline

                        Razıyım gelecek bütün zulüme

                        İsterse götürsün beni ölüme

                        Dökülsün yapraklar, güz olsun gülüm.

            Görüldüğü gibi şair, sevgili ile beraber olduktan sonra zulüme de ölüme de razıdır. “Sevmek” dediğin de böyle olmalı değil midir?

            Başka bir şiirinde de onu, sevgili uğrunda ömrünü vermeye gönüllüyken görürüz. Tıpkı o yaygın aforizmadaki gibi; hani diyor ya; “pazara kadar değil, mezara kadar.” Mahir Gürbüz’ün meramı da bundan farksızdır;

                        Haykırsam uzaksın, duyulmaz sesim

                        Solsa da şen yüzüm, sensin hevesim

                        İsterse tükensin en son nefesim

                        Bir ömür nedir ki vermeye geldim.

            Aşk vermektir, aşk teslimiyettir, aşk fedakârlıktır, vefadarlıktır. Aşk sadakattir. Ama aşk, asla bir alışveriş değildir. Aşk, “seversen beni, severim seni” demek katiyyen değildir! Şiirinden anladığımız kadarıyla rahatlıkla diyebiliriz; Mahir Gürbüz, aşkın felsefesini bilen, aşka vukûfiyeti olan biridir.  

            Şairimiz, bir şiirinde sevgiliye, “(senin) Olmadığın âlemde bilmem nasıl yaşanır?” diyor. Diğer bir şiirinde ise şöyle:

                        Ecelim ol istersen belki anlarsın bir gün

                        Sensiz bana yaşamak ha ölümdür, ha sürgün.

            Gürbüz şiirinde, beşerî aşkın çeşitli evrelerini, hallerini bir bir görmek mümkündür. Sevgi, ayrılık, dargınlık, özlem, sitem, naz, niyaz, ızdırap… En çok da belki bu; ızdırap! Zaten aşkın kendisi ateşten bir azap, baştan sona bir ızdırap değil midir?

            Şayet siz, zamane aşklarını demek istiyorsanız, onlara “aşk” diyen kim? Var mı günümüzde aşk?

            Mahir Gürbüz’ün mahallî ağızla yazmış olduğu ve değerli neyzen/bestekâr Doğan Sever tarafından hüseyni makamında bestelenmiş olan bir şiiri vardır ki okuyanlar ve dinleyenler nezdinde hayli sükse yapmıştır. Bu şiiri belki siz de okumuş veya dinlemiş olabilirsiniz:

                        Yeter çektim, ben istemim bele naz

                         Söledi bekleme, gelmim ben bu yaz

                        Dedim ki “göynümü oyala biraz”

                        “Baba çıha, seni sevmim” demez mi!

 

                        Gelenden geçenden onu soridim

                        Rüyama girsedi hayra yoridim

                        Dedim ki güzele, “seni aridim”

                        “Baba çıha, seni sevmim” demez mi!

 

                        Hasreti sır gibi galbimde gizlim

                        Yuhum gelmi gakko, hep onu özlim

                        Dedim ki dilbere, “yolunu gözlim”

                        “Baba çıha, seni sevmim” demez mi!

            Sözümüzü, yine Doğan Sever’in nihavend makamı/semai usulü bestelemiş olduğu Gürbüz’ün o fantezi şiirinden bir kuple ile bitirelim:

                        Gökyüzünde küme küme yıldızlar

                        Yeryüzünde esmer, sarışın kızlar

                        Şafak söktü dökülüyor yıldızlar

                        Ayağıma yıldız battı ay kızlar…

             Mahir Gürbüz’ün, en azından ortalıkta kaybolmaması için şiirlerini bir an önce kitaplaştırması beklentimizi ifade ederek konuşmamızı sonlandırıyoruz.

            Ömrünüz şiirsiz, gönlünüz sevgisiz, gününüz sevinçsiz geçmesin, diyerek.

            -------------------------------------------------

            *Bu yazı, 21 Kasım 2009 tarihinde Manas Yayıncılık salonunda yaptığımız konuşma metnidir. RMY  

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Bir Dergiye Siyah Bayrak

12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.