MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ VE ŞİİRİ


              Çok değil, daha iki gün önceki; 3 Aralık Perşembe günkü yazısına Mehmet Şükrü Baş şöyle bir giriş yapmıştı;

            “Şair ve yazar kardeşim R. Mithat Yılmaz her ne kadar bendenizi şair olarak kabul etmese de ben kendimi şair görürüm. Çünkü ben ağlamasını bilirim.”

            -Ne demektir bu?

            -Şu demektir; şair milleti ağlar, ağlamasını bilir. Necip Fazıl’ın; “Ne olurdu hâlimiz gözyaşı olmasaydı” deyişine bakılırsa, bu, biraz da şairler için gerekli gibi.

            Daha gerilere gidip Muallim Naci’nin kapısını çalacak olursanız, size kapıyı açmadan, içeriden şöyle dediğini işitirsiniz onun; “Bir sahife açsam ağlarsın kitâb-ı sîneden.”

            Mehmet Şükrü Baş’ın kitâb-ı sînesine göz attığınızda ise şu mısraları görürsünüz:

                        Göz alışkın ağlamaya

                        Yürekleri dağlamaya

                        Omzumda bir ton kaya

                        Çekilmiyor, çekilmiyor.

            Bir şikâyet sanmayın bu dediklerini Baş’ın. Şu yazdıklarına kulak verin sadece:

                        İnsan ağlamak ister; doyasıya ağlamak

                        Bir kördüğüm olur boğazında hıçkırık.

            Gazihan mahlasıyla yazan ilimiz şairlerinden Gazi Özcan, bir şiirinde; “Gözyaşımla mektup yazdım yârime.” demişti.

            Şairi kınamak olmaz. Hatırladık ki bizim de bir tarihte, “Ağlamak İstiyorum” diyen bir şiirimiz vardı. Diyorduk ki şiirin başında;

                        Bilemem neden, niçin

                        Ağlamak istiyorum.

                        Derinden, için için

                        Ağlamak istiyorum.

            Ve diyorduk ki biryerlerinde;

                        Bu arzu bende bitmez

                        Git desem, koyup gitmez

                        Teselli kabul etmez

                        Ağlamak istiyorum.

            Mehmet Şükrü Baş, acaba yine o ağlama isteğiyle mi şu mısraları yazdı; ne dersiniz?

                        Kaçıp sığınacak bir yar ararım

                        Bir güler yüz, bir sıcak ocak.

                        Sarılacak bir dost ararım

                        Dizlerinde ağlayacak.

            Ağlamak bir kaçış mıdır, gözyaşı bir sığınma mıdır yoksa?

            Yoksa; Mehmet Şükrü Baş, “Gözyaşlarım” şiirinde neden akşam-sabah ağlamayı talim etsin ki….

                        Damla damla düşersin her akşam yüreğime

                        ………………………….

                        Her sabah günüm sizinle başlar.

            Mehmet Şükrü Baş, emekli adam. “Şairim” de diyor. Ağlamak dersen, onda bir sanat! Şöyle münasip bir yerde bir “Ağlama Okulu” açsa da; acemi şairler, yeni yetme âşıklar, ağzı süt kokan sevdalılar kaydolsa, fena mı olur? Piyasaya çıkmadan, ellerinde bir ağlama diplomaları, bir gözyaşı belgeleri olsa…

            O, ehil bir ağlamacı olmasaydı, şu şiiri yazabilir miydi hiç?

                        Bir garip sevdayı sardım başıma

                        Sazda ağladım, sözde ağladım.

                        Dokunsalar tele, sel olur yaşım

                        Kemanda ağladım, neyde ağladım.

 

                        Bir kara sevdaymış başımda benim

                        Hep ağlamakmış kaderim benim

                        Belki kınadı el-âlem beni

                        Aşikâr ağladım, gizli ağladım.

            Dilimizde, “dokunsalar ağlayacak” diye bir söz vardır. Bir akşam, Şükrü Baş’ın başı hoş değildir; kaleme-kâğıda sarılır hâlini arz eder:

                        Bu akşam hoş değilim, yine bitmişim

                        Volkan olmuş dertli başım, alev alev yanarım

                        Çal dertli sazım, ne çalarsan çal

                        Teline dokunsalar vallahi ağlarım.

            Sözün burasında hatırımıza, Mehmet Şükrü Baş’ın neyzen-bestekâr Doğan Sever’e ithaf ettiği “Son Beste” şiirinde geçen şu mısralar düştü:

                        Süzüldü yanaklardan iki damla yaş

                        Yaş değil sanki iki damlacık kandı.

            Şimdi de sizin hatırınıza, rahmetli Halil Soyuer’in mısralarından bestelenen o güzel şarkı düştü değil mi;

                        Ağladıkça gözlerimden kan gelir yaş yerine

                        Öyle bir derde giriftarım ki hâlim sorma hiç.

            Korkarım, Soyuer’le bizim Baş’ın başını derde salan aynı yosmadır. Baksanıza;

                        “Dönüp de baksaydın elbet görürdün

                        Gözümden akan yaş değil, kandı” diyor Şükrü Baş da bir şiirinde çünkü.

            -Aklıma ne geldi, bilir misiniz?

            -Bu kadar ağlamaktan, bu kadar gözyaşından bahseden Mehmet Şükrü Beyin soyadı “Yaş” olacakmış da nüfus memuru yanlışlıkla “Baş” yazmış, diyorum.

            Mehmet Şükrü Baş, gözyaşı dökmek için bahaneler icat edecek kadar ağlamaya müptela biridir.

            Bir seher vakti, ağlayan bülbülü görür; “Sen benden dertli misin?” der, ağlar.

            Bir gün, Murat Nehri’ni alır karşısına; “Senin benim kadar derdin, gözyaşım kadar suyun var mı?” diye sorup ağlar.

            Bir ikindi, Harput’taki koca çınarın dibine varır; bir efsaneden yola çıkarak iki meçhul sevgili için gözyaşı döker.

            Bir akşam, parktaki bankların üzerinde uyumaya çalışan bir ihtiyarı görür; sarılıp ağlar.

            Bir gece, oturur vasiyetnamesini yazar;

                        “Eğer hakiki dostlarım varsa yeryüzünde

                        Sakın ağlamasınlar ben öldüğümde.” der.

            Ve der ki bir başka şiirinde;

                        “Bazen güldüm yalandan, gene de çok gördüler.”

            Mehmet Şükrü Baş’ın bu mısraı bize, adaşı ve o da bir gözyaşı şairi Mehmet Turan Yarar’ın şu dörtlüğünü hatırlattı haklı olarak.

                        Kaderimdir, bana haksızlık eden haklı çıkar

                        Azıcık mutlu görünsem, feleğin aklı çıkar

                        Kara bahtım tutup ak günleri gönderse bile

                        Her sabahından sınırsız geceler saklı çıkar!..

                                               ***

            Sözün hitamına gelende deriz ki efendim;

            Biz “Gözyaşı Medeniyeti”nin çocuklarıyız. Şair Olcay Yazıcı, “Mirastır gözyaşlarım Âdem ile Havva’dan” demiş bir şiirinde.

            “Benim bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.” buyurmuş Gözyaşı Medeniyetinin yüce peygamberi.

            Ve Necip Fazıl; “Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz…”

            Şu halde Mehmet Şükrü Baş, “Ben şairim; çünkü ağlamasını biliyorum.” demekte yerden-göğe haklıdır.

            Ağlayabilenler anlayacaktır.

            Mehmet Şükrü Baş’ı da, şiirini de.

            ………………………………………….

            *Bu yazı, R. Mithat YILMAZ’ın, 5 Aralık 2009 tarihinde Manas Yayıncılıkta yaptığı konuşma metnidir.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.