MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ’IN ’AZAP YOLU’


           -Basılı kaç eserin var, sorusuna o hep şöyle cevap verirdi:
           -Ben kitapsızım.
            Şükürler olsun ki Mehmet Şükrü Baş’ın da artık bir kitabı var. Yanlış anlaşılmasın; onun için semadan yeni bir kitap nazil olmadı; Mehmet Şükrü Baş, bugüne kadar yazdığı şiirlerini kitaplaştırdı.
            Baş’ın, “Azap Yolu” adını kâfi görmeyip “Gözü Yaşlı Şiirler” alt ibaresiyle de güçlendirerek isimlendirdiği bu kitabı Elazığ’da Çağ Ofset Tesislerinde basılmış olup 113 sayfadan ibarettir.
            Biraz gerilere gidecek olursak, Mehmet Şükrü Baş’ın 3 Aralık 2009 tarihli gazete yazısına, “Şair ve yazar kardeşim R. Mithat Yılmaz her ne kadar bendenizi şair olarak kabul etmese de ben kendimi şair görürüm. Çünkü ben ağlamasını bilirim.” cümleleriyle başladığını görürüz.
            Baş’ın bu ifadesinden yola çıkarak biz de 5 Aralık 2009 tarihinde Manas çatısı altında onun şiiri hakkında yaptığımız konuşmamızın omurgasını Şükrü Baş’ın şiirinde tespit ettiğimiz “gözyaşı ve ağlama” teması üzerine kurmuşuz. Kendisi için “gözyaşı şairi”; şiirleri için “acılı şiirler” demişiz.
            Sözü geçen yazısının bir yerinde de şairimizi, “R. Mithat Yılmaz, şiirlerimi eleştirse de ben onları çok severim.” derken görürüz. Haklıdır; çünkü “Her şiirim, yaşadığım bir hatıram; şiirlerim bir nevi hatıra defterimdir. / Bir ömrün anatomisi.” diyen de kendileridir. 
            Onun, “Tiyatro” başlıklı şiirinde; “Bu hayat bir tiyatro / Hepimiz birer aktörüz.” deyişine bakılırsa, bu hayat tiyatrosunda Şükrü Baş’a düşen rol, ne yazık ki bir trajedidir. Şiirleri ise sahnede sarf edeceği dramatik replikler. Bir dörtlüğünde;
                        Ben ki her dertten aldım
                        Hisse-i nasibimi.
                        Her acıya her zaman
Bir han yaptım kalbimi.
diyen şair, bir başka dörtlüğündeyse;
                        Neşeden, zevkten
                        Ben anlayamam.
                        Ben derde alıştım
                        Onsuz yapamam, der.
            Ve onun bu mısraları bize, musikimizde “Harput Divanı” olarak okunan Rasih’in şu beytini hatırlatır;
                        Dilde gam var şimdilik lütfeyle gelme ey sürûr
                        Olamaz bir hanede mihman mihman üstüne.
            Azap Yolu şiirlerini okurken insanın hafızası ister istemez Azerbaycan’ın güçlü sesi Nebi Hezri’ye gidiyor. Bir yerde, “Derd ancak öldürmür / Derd ucaldır da” diyen Hezri, bir diğer yerde de yine o denli icazlı mısralar döktürmüştü hani:
                        “Derdliler dünyada/Yarım peygamber
                        Derdsizler dünyada/Yarım insandır.”
            Mehmet Şükrü Baş, gün görmüş, insan sarrafı, mütevazı bir şahsiyettir. Onun için, “Hayat okulundan diploma almıştır” diyebilirsiniz. Fakat onun hakkında kimse, “Şükrü Baş, büyük şairlik iddiasında” diyemez. Kendisi kadar mütevazı bir şiirdir Baş’ın şiiri. Kitabın girizgâhında beyan ettikleri üzere bu şiirler, hayat macerasının ve hayat felsefesinin derin izlerini ve izleğini yansıtır. “Bir ömrün anatomisini…” yani.
            Sözün bu bağlamında rahatlıkla diyebiliriz:
            Mehmet Şükrü Baş, şiirine kıyasla günlük gazete yazılarında çok daha güçlüdür. Bu noktada bir şey daha söyleyelim; Şükrü Baş’ın şiiri, o atılgan, vurucu, ateşîn nesrinin yanında iç-sorunlu, hüzün ve acı yüklü bir arayış şiiridir.
            Arayış şiiridir; çünkü tarzını bulmuşsa da Baş şiiri henüz tekniğini bulmuş değildir. Baş’ın şiirinde imge, mecaz, mazmun, hece, ölçü, kalıp, kafiye gibi şiirin teknik evsafı bir önem ifade etmez. Baş şiirinde önemli olan “nasıl söylendiği” değil, “ne söylendiği”dir. Tasannu değil duygu ve mana!
            Mesela, onun hayat felsefesini, 55. sayfada yer alan “Yunus Gibi” şiirindeki şu tek mısrada okuyabilirsiniz; “İnsanlar insana insanca baksın.” 83. sayfadaki, “İnsanı insan gibi sever isen merhaba” diyen dizeyi de biz aynı perspektiften değerlendirdik. İsterseniz bu şiirin son kıtasını birlikte okuyalım:
                        “İnsan doğmakta değil, olmakta hüner;
                        İnsan gibi insan isen merhaba.
                        Şekilde değil, özünde hüner;
                        Kâmil-i irfan isen merhaba.”
            Mehmet Şükrü Baş şiirinin izleğine bir göz atarak sözü toparlayalım:
            Baş şiirinin izleğinde baş sırayı “ölüm” teması almaktadır. İnançlı bir insan olan şairimizin “Azap Yolu”, bir beyitlik ölüm hazırlığıyla başlar ve 113. sayfada yine ölüm metaforlarıyla biter. Baş şiirinde, aile fertlerine şiirler, ağlamak-gözyaşı şiirleri, beşerî aşk, yol, dua, kaderden şekva, kar-kış, gece, karanlık gibi temalar birbirini takip eder.
            Mehmet Şükrü Baş, “Azap Yolu” kitabındaki şiirlerini bölümlere ayırmaya gerek görmemiş; onları karışık düzende okuruna sunmayı yeğlemiştir. Ruh dünyası karışık bir şairin, şiir kitabının da karışık olmasında bir beis yoktur herhalde.
            Baş’ın şiirlerinin kimileri, başta ilimizden Doğan Sever olmak üzere birçokbestekâr tarafından notaya alınmıştır. Bunlar içerisinde en önemlisi ve Türkiye çapında ses getireni ise İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. BurhanTarlabaşı tarafından bestelenen; ilimizin gelini Şebnem Kısaparmak tarafından seslendirilen ve Prof. Dr. Birgür Sönmez tarafından klibi çekilerek albümleştirilen “Sarıkamış’ta O Gece” başlıklı şiirdir.
            Millî Eğitim Bakanlığı’ndan Millî Savunma Bakanlığı’na; belediye başkanlıklarından Genel Kurmay Başkanlığı’na bütün Türkiye’nin malı olan bu şiirden bölümler sunarak sözümüzü nihayete erdirmek istiyoruz:
                        Dedem anlatıyordu… Ak saçlı Gazi Dedem
                        Sarıkamış’ta gazi, Rusya’da esir dedem…
 
                        Derdi: -Oğul, Sarıkamış neresidir, bilir misin?
                        Ölüm-kalım savaşı, nicedir, bilir misin?
 
                        Yıl, bin dokuz yüz on dört; yirmi iki Aralık
                        Sırtımızda bir yazlık, ayağımızda çarık.
                        …………………………….
                        Sabah ezanı… O gün bir Harputlu okudu
                        Tabiat ilmik ilmik kardan kefen dokudu.
 
                        Kalanlar hep bir ağızdan getirdiler tekbir…
                        Kar altında kaldı doksan bin kimsesiz kabir…
            Neticeten; Mehmet Şükrü Baş, bundan böyle, “-Kaç kitabın var?” suali karşısında, “-Kitapsızım” tevriyeli esprisini yapamayacaktır.
            Ne var ki, bu kez de dostlarının ona, “-Nesir yazılarını ne zaman kitaplaştıracaksın?” sorusu ile yeni bir baskı süreci başlatacağını da bilmesini isteriz.
            Saygılarımla.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.