Necati Demir Ve Şiiri


                       25 Ocak günü aramızdan biri daha ayrıldı. Fani dünyadan baki âleme intikal etti. Kim miydi bu şair dostumuz? İhtimal ki siz de tanırsınız; Necati Demir.
                       Ve biz MANAS müdavimleri Necati Abiyi sıcağı sıcağına 30 Ocak 2016-Cumartesi günü, Manas’ın metrekare hesabıyla daracık lakin gönülkare hesabıyla dünya kadar salonunda andık. Fatihalarımızla, rahmet dileklerimizle.
                       Necati Abinin basılı bir kitabı yoktu. Elimizde, bir konuşma metni hazırlamamıza kaynaklık edecek kadar şiiri de mevcut değildi. Çünkü Sevgili Necati Abi ani ölümüyle bize sürpriz yapmıştı. Dolayısıyla 30 Ocak günkü anma programında, 14 Mayıs 2011’de yine Manas’ta yaptığımız toplantıdaki konuşma metnini okumak zorunda kaldık. “Necati Demir ve Şiiri” başlıklı o konuşma aşağıdaki gibidir.
                                             ***
            Elazığ şair camiasına aşina olanlar Necati Demir’i tanırlar; şiirini de bilirler. Bilirler ki Necati Demir, şiiri bir sanat olarak algılayıp yazmaktan çok bir hobi olarak benimser ve yaşar. Yine bilirler ki Demir’in ekseri şiirleri manzumeye yakın bir konumdadır. Hatta onun öyle şiirleri vardır ki birer pendname özelliği taşır. Şu üç dörtlük, şairin biraz da mahallî ağızla yazdığı bu evsafta bir şiirinden alınmadır:
                        Sigara içenle olma arkadaş
                        O sana da öğretir yavaş yavaş
                        Yalnız yurdun, vatanın için değil
                        Sağlığın bozan düşmanla da savaş.
 
                        Kirletmeyin havayı rahat gezek
                        İnsana yakışır temizlik, bezek
                        Eğer dumanda keramet olsaydı
                        Vitrine konurdu kömürle tezek.
 
                        Kardaş, akşam erken yat, sabah tez kalk
                        Sigarayı bırak, yaşamaya bak
                        İçmemeye ihlâsla söz verirsen
                        Sana yardımcı olur Cenâb-ı Hak.
            Necati Demir, inançlı bir insandır ve bu inanç akidesini çoğu kere şiirinin illa ki bir yerine koymaya özen gösterir. Mesela, “Sigara” şiirini olduğu gibi “Sevgi” şiirini de şöyle bitirir o;
                        Bir sevgi var canlıda her yaşta
                        Şefkat, merhamet olur mu taşta?
                        Bir kere daha hatırlayalım;
                        Allah sevgisi her zaman başta!
            Çanakkale şehitleri için kaleme aldığı şiirinin son dörtlüğünü ise tıpkı Akif gibi bağlar;
                        Bu savaş yapıldı asrın başında
                        Bülbül ötüyor Mehmed’in mezar taşında
                        Yüce şehit, sana büyük müjdeler olsun;
                        Resulullah kollarını açmış karşında.
            Bir “Cemreler Düştüğünde” şiiri vardır ki Demir, bu şiirinin de sonuna zahidâne öğüdünü koymayı ihmal etmemiştir:
                        Hayat gelir uyuyan tabiata
                        Hem zemine, hem de üstteki kata
                        Bu sistemi yürüten birisi var
                        Bunu böyle bil kardeş, etme hata!
            Necati Demir, şiiri sanat endişesiyle yapanlardan; kılı kırk yararak yazanlardan değildir. Az evvel de dediğimiz gibi o, bir maksada matuf olmak üzere şiir yazar; bu maksadına vasıl olmak için de kendine esneklikler/kolaylıklar tanımakta beis görmez. Bu dediklerimize örnek olsun diye, “Öğretmen ile Öğrencinin Söyleşisi” şiirinden iki kıtayı size okumak istiyoruz:
                        Öğretmenim, canımsın öğretmenim
                        Gözümün, gönlümün nurusun benim.
                        Sana ecdat ezelde söylemişti;
                        Çocuğun eti sana, kemiği benim.
 
                        Öğretmenim, sensin benim onurum
                        Huzurunda tazimle dururum
                        Ecdat buyurmuş; bir harf öğretenin
                        Severek kırk yıl kölesi olurum.
            Demir şiirinde önemli olan, demek istedikleridir; nasıl demesi gerektiği değil. Yani o, bir anlamda şiirinden taviz verir de şiirinin ana fikrinden taviz vermez. Ölçü, vezin, kafiye ve soylu şiirin öteki bütün unvanları, Necati Demir’de maksadın pragmatizmi/didaktizmi karşısında şapka çıkarır. Zaten biz ondan, öyle tasannu döktüren şiirler de beklemiyoruz.
            Necati Demir, halkın içinden, halktan biri; şiiriyle de halk şiir geleneğinde biridir.
            Necati Demir, sağlıkçı, ziraatçı, dernekçi, halk yararına uğraş veren hayır kurumlarıyla teşrik-i mesaisi olan hayırhah bir insandır.
            Necati Demir, kişiliğiyle olduğu kadar şiiriyle de mütevazı bir şahsiyettir. Belki de en çok bu yüzden, Necati Abinin, “bana şair deyin” şeklinde bir beklenti içine girdiğini gören olmamıştır.
            Konuşmamızı, hem Necati Demir’in şiirine son bir örnek olacak; hem de bütün bu dediklerimizi içine alacak, “Önce Vatan” şiirinin son iki dörtlüğü ile noktalayacağız:
                        Vatandaş düşün, kendine gel bir an
                        Neler söylemiş o Resul-u zişân
                        Bir hadistir; böyle bil ve de inan
                        Buyurmuş; “hubbül vatan minel-iman.”
 
                        Sözün özü, alesseyfi vel-kalem
                        Bunu duysun kâinat, cümle âlem.
                        Yurt ve vatan sevgisi imandandır
                        Başka bir diyecek yoktur; vesselam!
                                               ***
            Necati Demir Ağabey, diyeceklerini işte böylesine kestirmeden söyleyip, hayatın hay-huyuna  “vesselam” diyerek çekip gitti. Ona Cenâb-ı Hak’tan gani rahmet dileklerim, sizlere kalbî saygılarımla efendim.  

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.