Nejat Yılmaz ve Şiiri


Edebiyat dünyasına az-çok aşina olanlar bilir ki şairlerle doktorlar arasında daima bir yakınlık, bir ünsiyet olagelmiştir.
Şairler içinden mi çok doktor çıkmıştır; yoksa doktorlar içinden mi çok şair; orası, ayırt edilmesi müşkül bir meseledir. Velâkin eskilerin; “Tıbbiyeden arada bir doktor da çıkar” rivayetine itibar edilirse, doktorlar arasından daha çok şair çıktığı hükmü kuvvet kazanacaktır.
İsmini gizleme gereği duymuş doktor şairlerden birisi, bakın ki ne demiş. Bir yakınma havasında hem de;
İhtiyârımla aceb ben hiç olur muydum tabib
Ger bileydim âlemin bunca devâsız derdini
Nesre çevirecek olursak, diyor ki şair:
“Eğer ben âlemin bunca devasız derdi olduğunu bilseydim, hiç isteyerek gider de doktor olur muydum?”
İlimizin yaşayan şairleri arasında biz üç doktor tespit ettik; Ahmet Tevfik Ozan, S. Erhan Deveci, Nejat Yılmaz.
Ozan ve Deveci’yi ileriki programlarımızda misafir edeceğiz. Bugünkü Manas misafirimiz, Beyin Cerrahı Nejat Yılmaz.
Buracıkta, parantez açarak şunu ekleyelim fakat. Bir amcanın, şair yeğeniyle iftihar etmesine şayet cevaz varsa; biz, yine de “övünmek gibi olmasın” diyerek söyleyelim; Nejat Yılmaz, bu fakirin yeğenidir, efendim.
Gelelim sadede.
İnsanın karşısındaki şair, bir beyin doktoru olunca, ister istemez ona soracağı sualler de “şiir-beyin” ilişkisi üzerine yoğunlaşıyor. Mesela diyesi geliyor ki insanın; “şiir, beynin hangi lob’u ile yazılır?” Veya, ne de olsa şair milletinin mizacı uçarı, aklı uçuk olması hasebiyle, “bir şairin beyni, şair olmayanlarınkinden kaç gram noksandır?”
Büyük hiciv üstadı Neyzen Tevfik’in, “Bulamaz derdime çare babam olsa Lokman” dediğine bakarsanız, bu soruların cevapları hiç de o kadar iç açıcı almayacaktır.
Tam da meselenin burasında, divan şairi Bahayî’nin adeta Dr. Nejat Yılmaz’a tevcih olunmuş bir suali vardır. Der ki Bahayî;
Edersin gerçi her derde tabibim bir devâ amma
Cünun-ı ehl-i aşk olunca mâder-zâd neylersin?
Demek istiyor ki Bahayî:
“Ey Sevgili Doktorcuğum; gerçi sen,  her derde bir ilaç verirsin amma, anadan doğma deli bir âşık/şair için yapacağın nedir?”
O şair, bu doktordan derdine ilaç soradursun; bakınız ki bu doktor da “Yüce Dağlar”dan medet ummaktadır:
Başın serin, gönlün derin
Derdimin ilacı sende.
Ulaşılmaz gibi durur
Ferhad’ın amacı sende
Şiir, biraz da hikmet demektir. Yılmaz’ın şu mısralarındaki hikmetli söyleyişe kulak veriniz:
Ferhat gibi dağ aşam
Mecnun gibi dolaşam
Her yürekte bir yaşam
Bul deyince bulamaz.
 
Nerde sevgi, kaldı mı?
Yunus’tan ders aldı mı?
Gönül bir boşaldı mı;
Dol deyince dolamaz.
 
Renk renk açar kâinat
Her renk, ilâhî sanat.
Sevdaya düştü Nejat
Gül deyince gülemez.
Görüldüğü üzere Doktor Yılmaz, burada, Yaratıcı’nın kitabı mesabesindeki kâinata, hayret ve ibret nazarıyla bakıyor ve bize gördüklerini ifadeye çalışıyor. Hatırlayınız; bir diğer hekim şairimiz Ahmet Tevfik Ozan, şiirine olduğu gibi kitabına da “Kâinat Şiiristan” deme gereği duymuştu. Şehrimiz şiirinin medar-ı iftiharı Şair Hayri de bir gazelinde kâinata Yılmaz’ın ve Ozan’ın baktığı nazarla bakmış olmalı ki daha net ve sarih bir ifadeyle, “Hayrî, cihana ibret ile bakmadır hüner” demiş.
Söz, Şair Hayri’den açılmışken, Nejat Yılmaz’ın, onun meşhur “olaydı redifli gazeline yazdığı nazireden de birkaç beyit okumadan geçmeyelim, deriz. Naci Onur Hoca, bir tarihte “olaydı” redifli şiirler üzerine yaptığı çalışmasına hatırlıyoruz ki yeğenimizin bu şiirini de dâhil etmişti:
Seni görmeyenlerin hepsi pişman olaydı
Bir tek dostum sen olsan, âlem düşman olaydı.
Elim kolum bağlansın zülfünün her teliyle
Viran olan şu gönlüm, hepten viran olaydı.
Harput’un dağlarına ne sevdalar gömüldü
Gömülmez senin sevdan, âleme şan olaydı.
Yılmaz’ın şiirini tanzir ettiği bir diğer Harputlu şair de Kanbalakzade Hazmî’dir. Hazmî’nin “gideriz” redifli gazeline şairimizin aruzla değil de 7+7 hece vezniyle yazdığı nazireden birkaç beyit:
Koşar-adım gerçeğe yalan olur gideriz
Ot biter üstümüzde talan olur gideriz.
Gelince nurlu çağrı, artık vakit tamamdır
Bu âlemden ebed’e ferman olur gideriz.
Nejat Yılmaz’ın şimdi size müstakil bir beytini okuyacağım. “Hesap Günü” başlıklı bu beytin göreceksiniz ki hacminden çok geniş bir çağrışım alanı vardır;
Bu fani âlemden ötekine varınca
Yakana yapışacak her ezdiğin karınca
Bu ikilinin bize neyi çağrıştırdığına gelince:
Kanunî Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki meyve ağaçlarını karıncaların istila etmesi üzerine meseleyi Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’ye bir beyitle sorar;
            Ağaçları sarsa eğer karınca
Zarar var mı, karıncayı kırınca?
Zembilli de cevabını şiirle verir padişaha:
Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.
Görüyorsunuz işte, padişahından şeyhülislamına, şeyhülislamından doktoruna kadar şair bir milletiz. Ve siz bilir misiniz ki 36 padişahımızdan 27’si şiirle iştigal etmiş; banların dahi 10’dan ziyadesinin mürettep divanı bulunmaktadır.
Sohbetin nihayetinde biz de söze Nejat Yılmaz’ın şiir ve musiki yükünü tutmuş bir dörtlüğü ile temmet çekelim, deriz. İşte size bestesi kendinden bir güfte:
Alev sarmış sinemi, közde yanar yüreğim
Köz de neymiş, bir ela gözde yanar yüreğim
Okyanuslar söndürmez tutuşan efganımı
Giderken söylediğin sözde yanar yüreğim.
Elbet, tüm şair milletine söylediğimizi Nejat Yılmaz’a da söyleyeceğiz. Yüksek irtifalı bir şiir için daha çok işçilik ve daha ziyade bir sabır.
Sözün başında, şairlerle doktorlar arasında bir yakınlık vardır, demiştik. Bu tespiti, farklı bir açıdan yoruma tâbi tutacak olursak; evet, şiir hekimliğe benzer; hata kabul etmez. Hekimin hatası hastayı, şairin hatası şiiri öldürür çünkü.
……………………
*Bu yazı, 19 Şubat 2011 tarihinde Manas Yayıncılık’ta yaptığımız konuşma metnidir. RMY

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

10Ağs

Seçmece Mısralar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.