Oktay Akbal’ın Günlüğünden


Geçen haftaki “Oktay Akbal’a Dair” yazımızın sonunda söz vermiştik. Bu hafta sizlere, Akbal’ın “Günlerde” isimli güncesinden seçmeler yapacaktık.
Oktay Akbal (1923-2015)’ın güncesi 1965-1966 yıllarına aittir. 1968-Varlık Yayını, 208 sayfa.  20 Şubat 1965, Cumartesi günü başlamış yazmaya. Girizgâhı şöyle:
 “Günce tutmayı çocukluğumdan beri sevdim. Ortaokul, lise sıralarından beri defterlere yazdım gündelik izlenimlerimi. Onbeş yirmi defter tutar bunlar. 40 yılından 55’e kadar sürekli yazardım her gün. Sonra usandım herhalde. İşte şimdi yeniden başlıyorum….”
Devam ediyor. Biz geçelim.
“23 Şubat 1965 / Bir vapurdayım. Gazetelerde bayat haberler. Hepsi de yeni! Bir gün önceyi getiriyorlar bana. Politikacılar konuşmuş, olaylar olmuş. Ama ben bunları daha önce de duymuştum. Hiçbiri yabancı gelmiyor. On yıl öncesinden mi, yirmi yıl öncesinden mi, çok çok gerilerden. Hep aynı şeyler oluyor. Hep aynı şeyler yazılıyor. Hep aynı şeyleri yazıyoruz en kötüsü! / İnsanlar gazetelerini okuyorlar. Ben gazeteleri buruşturup bir yana koyuyorum. Eski bir defter açıyorum. Yarım kalmış bir öykünün kişileri karşımda. / Flaubert gibi, ‘Şimdi gerçeğe dönelim, Madam Bovary ne olacak?’ gibilerden düşünceler içimde kıpırdıyor. Bir süre sonra şu deniz gibi durgunlaşacak bu düşünce dalgaları. Yatışacak, onları unutup gündelik yaşama dalıp gideceğim yeniden.”
Takdir edersiniz ki her sayfadan alıntı yapamayız. Gâh kısaltarak, gâh atlayarak götüreceğiz işi. On sayfa kadar sonrasındayız şimdi. 1 Nisan 1965:
“‘Geleceğin süresi uzundur’ diyor De Gaulle. Geçmiş, almış başını gitmiş. Şimdiki zaman geçip gitmekte. Ama gelecek; sonsuz bir genişlikte, derinlikte. / Davranışlarımızı düne, bugüne göre değil; yarına, yarınlara göre düzenlemek zorundayız. Yaşadığımız günlerin ardında, yeni başka günler var. Dünün, bugünün değil, yarının insanı olabilmek. ‘Geleceğin süresi uzundur’ sözünden bunu anlıyorum.”
Yine bir özdeyiş ve arkası. Seçim sathımailinde bulunduğumuz şu günlerde pek manidar. “Politikacılara” diye de ithafı var Akbal’ın:
“13 Nisan / Zweig ne demiş; ‘Dürüstlük ile politika çoğu kez yanyana bulunmazlar.’ Çoğu kez yerine, hiçbir kez demeliydi!”
“13 Ağustos / Vigny, Günlük’ünde: ‘Halk, bilgisizliği sever’ demişHalkı bilgisiz bırakmak çabasında olanlar bu sözü seveceklerdir elbet!”
Bana öyle geliyor ki Akbal yine taşı politikacılara atıyor.
 “18 Ağustos / ….Bir masa başında uzun bir ayrılığın acısını çıkarıyoruz. İki şair, bir eleştirmeci dostla. Şairler tartışıyorlar. Anlamsız şiir dünyada modasını geçirmedi diyor biri. Bizde de anlamsız şiir yazılıyor hep. Bunaltıları yansıtan anlamsız şiirler! Nerde kaldı anlamsızlık? Durmaksızın bunaltı yansıtan bir şiirde tek anlamdan başka anlam mı kalır? / ….”
Şimdiki alıntımız, 1965’in 21 Ağustosundan. Yine seçimler ve yine siyasileri taşlama:
“Seçimler. Seçimler. Seçimler. Adaydan geçilmiyor ortalıkta. Altı partinin binlerce milletvekili adayı var. Böylelerini önce bir test sınavından geçirmeli. Zekâlarını, bilgilerini, yurtseverliklerini ölçmeli. Neler duyacağız seçim konuşmalarında? Ne saçmalar! Yüzde yetmişi karanlıklar içinde yaşayan seçmenlerimizin bizlere aydınlık yol çizmelerini umuyoruz. Ne yazmış Michelet, ‘Politikanın birinci bölümü nedir? Eğitim. İkincisi? Eğitim. Üçüncüsü? Gene eğitim.’ Eğitim seferberliğinden geçirilmemiş bir ülkede oy verme özgürlüğü olsa ne çıkar, olmasa ne çıkar? Hitler boşuna dememiş; ‘Yığınların sevgisini kazanmak isterseniz, onlara en budalaca, en basit şeyleri söyleyin yeter.’ Bu söz bizim için söylenmişe benziyor!”
Oktay Akbal’ın 24 Eylül günkü güncesi başkent Ankara’ya reddiye adeta. Az buçuk kısaltarak alıyorum:
“Ankara’da yalnızlık korku veriyor insana. Sokaklar, caddeler kalabalık, ama yalnızlık duygusu büsbütün artıyor bu çeşit kalabalıkta. Başkenti sevemedim gitti. Burada insan tek başına çıldırabilir…/ Yahya Kemal, Ankara’nın nesi güzeldir, sorusuna ‘İstanbul’a gidişi’ diye karşılık vermiş. İyi demiş! On, on beş yıl önceki Ankara da yok şimdi. Milyonluk bir kent, yok kent de olamamış, milyonluk bir kasaba. / Düşünemez insan bu kentte, şiir yazılamaz, sanat yapıtı yaratılamaz. / Yanlış mı? Nerde Ankara’da yaratılan sanat yapıtları? Şiirler, romanlar, öyküler!..”  
 “7 Kasım / ‘İhtiras ayaklara takılan cambaz sırıkları gibidir; insanı yükseltebilir, ama büyütmez.”Fnançis Ambriere   
 “28 Aralık / İki gündür yataktayım. Ateş, ter, başağrısı, öksürük. Kitaplar, dergiler, gazeteler. Radyoda Kıbrıs görüşmeleri. Bir yıldır hastalanmamıştım. En akla gelmez şeyleri hatırlıyorum. En unutulmuş olayları, sözleri. Çok önceleri okuduğum şiirlerin mısraları. Düşler karışık, sıkıntılı. / Doğrulup yazı yazmalı. Düşlerden, sıkıntılardan, yalnızlıktan kurtulmanın tek yolu bu. Yaşama direnci veren tek güç…”
29 Aralık / ‘Varlık Yıllığı’ postadan çıktı. Şiirler. Öyküler. Yazılar. Bildik imzalar. Yılın toplamları… Yıllar geçip gidiyor! İşte 1966. İlk kitabım ‘Önce Ekmekler Bozuldu’ 1946’da çıkmıştı. Yirmi yıl olmuş….”
Devam ediyor ve 1965 günlüğü burada bitiyor yazarın. 1966’nın ilk güncesi 1 Ocak, Cumartesi günü, “Hoş Geldin 1966” diyerek başlıyor.
Bakarsın bir gün de 1966’dan alıntılar yaparız.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Ara
07Ara

SATOĞLU’NUN BEŞİNCİ SEDASI

23Kas

Oktay Akbal’ın Günlüğünden

16Kas

Oktay Akbal’a Dair

09Kas

Şiire Giydirilen Ayakkabı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.