ŞİİR ŞİİR RAMAZAN


              Bir Ramazan ayını daha geride bırakmak üzereyiz. İbadet ve taat açısından bu ayın layık-ı veçhile hakkını verdik mi, bilemem. Bilhassa insanî zaviyeden Allah’a ne kadar yakın bir kulluk görevi ifa ettik, onu da bilemem. Bunları ancak biz bize tefekkür ederken nefsimizle yüzleşerek kestirebiliriz. Ve inşallah da bu sorgulama sonucunda A. Camus’nün Düşüş’ündeki hezimeti yaşamayız.
 
            Şair milletine sorarsanız, Bedrettin Keleştimur, “Hoş Geldin Şehr-i Ramazan” başlıklı şiirinin bir yerinde, “Bu ay, kadr u kıymet, hicap ayıdır” diyor. Bunu dedikten sonra da;
 
                        Ramazan, mü’minin kurtuluş ayı!
 
                        Müjde, müjdeler olsun oruçluya
 
demek suretiyle biz Müslümanlara geniş, aydınlık bir kapı aralıyor. Ne mutlu o kapıdan huzur-u kalb ile geçenlere!
 
            Aynı Keleştimur, başka bir şiirinde ise Müslümanı kuru kuruya oruç tutmaktan öte, fakirin-fukaranın ahvalini idrake teşvik eder:
 
                        Bir katık ekmek, bir yudum suda
 
                        Düşünebildin mi fakirin sofrasını?
 
            Ahmet Tevfik Ozan’ın şiiri de bir anlamda okurunu aynı güzergâha çıkarır. İçli, duygulu, derin mısralarla;
 
                        Serilir sofralara parça parça yüreğim
 
                        Bir Ramazan gecesi kenar mahallelerde
 
                        Ve ağlar nice dullar sarsılarak derinden
 
                        Kimbilir nerelerde…
 
            “Tatlı Sert” mahlasıyla yazan Osman Remzi BeyinYeni Fırat (sa.34, s.25) sayfalarında okuduğumuz “Ramazan Hazretlerine” başlıklı mizahî bir şiiri vardır. Siftahında;
 
                        Safa geldin amma küpler tamtakır,
 
                        Hiç böyle kupkuru siyam olur mu?
 
diyen o güzel insan, şiirin meyanında ise eşe-dosta “tatlı-sert” çatmaktan kendini alamaz:
 
                        Şu mübarek günde bize bakan yok.
 
                        Pilav yok, zerde yok, ocak yakan yok.
 
                        Ne çeşit esnesek halden çakan yok
 
                        Böyle kof ahbâb-ı kiram olur mu?
 
            Şeref Tan, 1985 yılı Ramazanını bakın ki hangi hâlet-i ruhiye ile karşılar;
 
                        Müjdelenen gün geldi, şükrolsun yaradana
 
                        Bir kez daha eriştik mübarek Ramazan’a
 
                        Çağın cenderesinde bunalan ruhlarımız
 
                        Bulacak mecraını, boşalacak ummana.
 
            Allah sağlık-selamet versin; Saim Öztürk’ün yazdığı, Şemsettin Taşbilek’in notaya aldığı o şiirin ilk dörtlüğü de Ramazan’a bir hoş-amedden ibarettir:
 
                        On bir ayın sultanısın
 
                        Gariplerin bayramısın
 
                        Mümin kullar hayranısın
 
                        Şehr-i Ramazan merhaba.
 
            Hadi Önal da “Ramazan” şiirinde Öztürk’ten geri kalmaz:
 
                        On bir ayın sultanı
 
                        Yüce Kur’an fermanı
 
                        Kuşatırsın İslam’ı
 
                        La ilahe illallah.
 
 
 
                        Eller kalkar semaya
 
                        Yalvarırlar Hûda’ya
 
                        Binler selam bu aya
 
                        La ilahe illallah.
 
            Bizim dahi “Ramazan” başlıklı bir şiirimiz vardır ve dahi girizgâhı şöyledir:
 
                        İşte geldi, hem gidiyor
 
                        Bak Ramazan, bak Ramazan.
 
                        Anlayana neler diyor
 
                        Hak Ramazan, hak Ramazan.
 
            Bir kıta daha bu fakirden;
 
                        Oruç nefse neler söyler
 
                        Neyle bağlar, nasıl eğler
 
                        Arındırır ruhu, eyler
 
                        Pak Ramazan, pak Ramazan.
 
            Genç yaşta yitirdiğimiz Faruk Nafiz Gürakar, “nerde o eski Ramazanlar” dercesine bir havada yazmış şiirini:
 
                        Ezan sesiyle düşerdik yollara
 
                        Hamd olsun kulluğumuz yok kullara.
 
                        Gül sunan tenekeden davullara
 
                        Ramazan gecelerini ösgedim.
 
            İshak Sunguroğlu, “Harput Yollarında” abide eserinin 4. cildinin ilgili bölümünde Çeribaşı Asım’ın bir beytini kaydeder;
 
                        Lezzet-i savmın zamanı, saatın on biridir,
 
                        Vuslat-i dildâre benzer vakt-i iftar beklemek
 
            Sonraki sayfalarda ise Azerî şair Beyanî’ın bir dörtlüğünü hatırlatır:
 
                        Men âşık ögün eyler
 
                        Zülüflerin dögün eyler
 
                        Yar yara kavuşanda,
 
                        Bayramın o gün eyler.
 
            Çeribaşı Asım’ın ve Beyanî’nin şair muzipliklerine benzer bir söyleyişle yazımızı bitirmek niyetindeyiz. Fikret Memişoğlu’nun “Bayram Şekeri” dörtlüğü ile:
 
                        Ramazan geldi, bir ay nefsile ibrâm edelim
 
                        Sonra bizzat o keremkâra mey ikram edelim
 
                        Bize sunmaz mı şeker handeler iftar üstü
 
                        Mâh-ı Şevvâl’i görüp biz dahi bayram edelim.
 
            Feyizli Ramazanlar, vuslatli Şevvaller efendim.a

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Ekm
05Ekm
28Eyl
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.