ŞİİRİYLE ZİYA ÇARSANCAKLI


              Doğru, şairler ölmez, şiirleriyle yaşar. Her ne kadar o, bir yazısında;
              Şiirde iddialı değilim
              Şairin oğluyum
              Hevesliyim, seviyorum
              Beceremiyorum
              diyorsa da biz o kanaatteyiz ki yakın zamanda ebedî âleme kanat açan Ziya Çarsancaklı Ağabey (3 Nisan 1926 - 9 Aralık 2015), beyefendiliğiyle, centilmenliğiyle, tevazuu ile olduğu kadar, sözü-sohbeti ve –evet, pek güçlü olmasa dahi– şiiriyle de yaşayacaktır.
            Şiir, edebiyatın bir şubesidir. “Dert Yumağı” dediği Hatıralardan Bir Demet” kitabının ilk cümlesi zikre şayandır; “Edebiyatı selamlıkta babamdan öğrendim” diyor Ziya Abi.
            Edebsiz edebiyatçıları taşladığı bir diğer şiirinde ise “Gör, edebiyatı muğlâk, edebi seyyar bıraktık” dedikten sonra, asıl ağır taşını sonra fırlatıyor o edepsizlere; “Edepsiz edebiyat da babasız velet gibidir” diyor.
            Ve diyor ki Dert Yumağı’nın yine ilk sayfasında; “Bu kitapta (saf köylü ifadesi dışında) edebiyat ve sanat arayanlar hiç okumasınlar.”
            Aslında Çarsancaklı’nın Türkçesi sarih ve fasih bir Türkçedir. O kimi zaman tamlamalı-terkipli bir Osmanlıca ile şiir yazdığı gibi, sırf bir çeşni olsun diye mahallî Harput şivesiyle yazdığı da olmuştur. “Viran Harput” başlıklı şiiri bir yanıyla merhum Şeref Tan’ı hatırlatırken, birçok yanıyla da hemşehrimiz Mehmet Ergönül’ün “Harput’a Hasret” şiirini hatırlatmaktadır. Zaten Ergönül’ün bahsi geçen şiirinin iki dörtlüğünde Ziya Abinin ismi de geçmektedir. Mesela şu son dörtlükte;
                        Nice yılları tükettin
                        Gençliği, umudu n’ettin?
                        Ziya, Mehmet ve Nurettin
                        Yüce dağlar aşa geli.
            Burdaki Ziya, Ziya Çarsancaklı’dır. Mehmet, şairin kendisidir. Nurettin ise bir başka hemşehrimiz şair Nurettin Uytun’dur. Merhum Göktürk Mehmet Uytun’un ağabeyi.
            Gelelim Ziya Abinin mahallî şiveyle yazdığı şiirinden tadımlık alıntımıza. İki beyit yeter sanırız:
                        Bağlar hoban, gazel dökmüş; şu Buzluğun gıkkıligi
                        Nisan demi, gülân demi, her saatı gışa geli
 
                        Bızağılar, şüşekler hep hayâlet timsali cılız
                        Hıra galmış şu gıdikler, gındırlani tuşa geli
            Harput ağzıyla yazan bir şairin hiç Harput için şiiri olmaz mı? Bize kalırsa, iki dörtlükten oluşan şu Harput şiiri, Ziya Çarsancaklı’nın irtifaı Harput kadar yüksek şiirlerinden biridir. Kulak verin;
                        Sinemde bülbüller gülün hâr eder
                        Şakıdıkça viran âh-ü zâr eder
                        Yoldadır ahfadın bir gün şâd eder
                        Ağlayım ben, yeter sen gül Harput’um.
 
                        Geçti hasretinle ömr-ü şebâbım
                        Gurbet ellerinde bîkes serâbım
                        Dün gibi bugün de mest-ü harâbım
                        Ağlayım ben, yeter sen gül Harput’um.
            Ziya Çarsancaklı’nın Gülşen-i Şuara kitabında Harput için bir başka şiiri daha vardır ki ondan da iki dörtlük okumadan geçmek kadirbilmezlik olacaktır, diyoruz:
                        Nuş-i şarabım sensin
                        Dil-i harâbım sensin
                        Rûz u şeb her anımda
                        Derd ü melâlım sensin.
 
                        Harput’un Süt Kale’si
                        Üstünde nur hâlesi
                        Koynunda tarih yatar
                        Göksünde kitâbesi.
            Onun, İstanbul’a taşındıktan sonra Harput için kaleme aldığı 34 kıtadan oluşan bir şiiri daha vardır. Ziya Abi bu şiirinde Harput’un bütün özelliklerini, güzelliklerini bir bir sayıp döker. Öyle anlaşılır ki Harput’u çok özlemiştir. Hatta o kadar ki delilerini bile… Dinleyin ki ne der o şiirin bir yerinde;
                        Rahmetle analım delileri de
                        Kadın Deli Rahe, Kezo, Reşide
Fehmi Baba, Alo, Hasene’yi de
Meczuplar acırdı bizlere gakkoş.
            Çarsancaklı’nın Harput’un delilerini cem ettiği bir başka şiiri de vardır ki vaktinizi işgal etmek istemeyiz.
                                                           ***
            Ziya Çarsancaklı, şiirlerinde “Fakirî” mahlasını kullanan bir şairdir. Hayata, hatıralara ve ölüme dair birçok şiir yazmıştır Fakirî. Bundan neredeyse 70 sene önce kaleme aldığı bir şiirinde, bunların her üçünü bir arada görmek mümkündür. Beş beyitlik şiirin başlığı “Hatıralar Yatağı”dır. Biz dördünü okuyalım:
                        Umutsuz bir rüyanın sihriyle ağlar gönül
                        Eyyam-ı ömrünü bir hayâle bağlar gönül
 
                        Heyhatla nedamettir bu yolun çıkmaz sonu
                        Teselli edecek tek arkadaş yoktur onu
 
                        Ne kadar çarparsan çarp, elde kalan gene bir
                        Battı gün, bitti hayâl; dön kendi kabına gir
 
                        İşte gör, döndü kışa ömrünün bahar çağı
                        Yorgansız uyku evi, hatıralar yatağı
            Ne dersiniz; şairin, “yorgansız uyku evi” dediği, “mezar” olmasın?..
            Ziya Çarsancaklı, manevî cephesi çok güçlü bir Müslüman’dı. Onu tanıyanlar, onunla konuşanlar; onun yazdıklarını okuyanlar bunu yakinen müşahede etmişlerdir.
            Nakşibendî tarikatına bağlıydı Ziya Abi. Yazdıklarından anlıyoruz ki evvela Adıyaman şeyhine bağlı olan şair, İstanbul’a taşındıktan sonra Çamlıca’daki Yahya Pakiş Hazretlerini mürşid edinmiştir. Birçok şiirinde seydasını zikreden Çarsancaklı, bir şiirinde de hacda bulunan mürşidi Yahya el-Abbasi’yi rüyasında gördüğünü beyan eder:
                        Yahya el Abbasi hacda
                        Hüccacın içinde başta
                        Ol mübarek kara taşta
                        Sultanım Seydamı gördüm.
            Nakşî tarikatına bağlı ilimiz şairlerinden biri daha vardır. 21 Mart 2010 tarihinde aramızdan ayrılan; üstelik “Nakşî” mahlasıyla şiirler yazan Hüsamettin Septioğlu’dur (1939-2010) o şairimiz.
            Bilir misiniz; aynı tarîkin yolcusu olan bu iki şairin muhabbeti çok derindir ve birbirlerine şiirlerle iltifatta bulundukları da vakidir. Bu şiirleşmenin örneğini, Fakirî’nin Nakşî’ye yazdığı ve “Sn. Hüsamettin Septioğlu Hazretlerine” diyerek ithaf ettiği bir şiirden alalım:
                        Dert yolcu, biz hancı; açık kapımız
                        Yumağı çözmeye gel yavaş yavaş.
                        Viraneye döndü gerçi yapımız
                        Esti yel, götürdü sel yavaş yavaş.
 
                        Dört mevsim devreyler, nizamı bu ya
                        Felek’le dost olmuş sanmıştı güya
                        Tüllenmiş mağripte kalır mı Ziya
                        Nakşî’ya! Pervan ol, Huu yavaş yavaş.
            Dâr-ı Ukbâ’da buluştuklarına inandığımız bu iki dost şairin, “olaydı” redifli gazel tarzında yazdıkları ikişer şiiri vardır. Pek saygılı bir lisanla biribirlerine armağan ettikleri bu şiirleri okumak isteyenler, merhum Septioğlu’nun (2) numaralı Gönül Bağı kitabının baş kısımlarına bakmalıdırlar.
            Çarsancaklı Ağabey, şu dar dünyanın gönlü geniş “fakiri” idi. Onun bu geniş ruh âlemini, kendi söyledikleriyle perçinleyelim gelin;
                        Hem Sünnî, hem Alevî, Bektaşî-meşrebim ben
                        Tarik-i Nakşibendî, râh-ı Kadirî’yim ben.
                        Dört kitabı Hak bilip, bende-i Kur’an olan
                        Âl-i Âbâ’ya köle, Resûl’e ümmetim ben.
            Sözü fazla uzatmanın anlamı yok. Onun, münacat stilinde yazdığı şiirlerinin birinden mısralarla ayrılalım huzurdan:
                        Çok eyledim nefse zulüm
                        Naçar ve nadim bir kulum
                        Şer’i Muhammed’dir yolum
                        Eşfa-ı uzmâsın ya Rabb.
 
                        Ziya kulun el açıpdur
                        İblis şerrinden kaçıpdur
                        İmdat feryadın saçıpdur
                        Ya Şafi; hem medet ya Rabb.
            Ziya Abiye rahmet, sizlere saadet dileklerimizle efendim.
            ---------------------------------------
            *Bu yazı, 12 Aralık 2015’te MANAS’ta yaptığımız konuşma metnidir. RMY
           
                          

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir Şüşnaz Akşamına Dair

14Eyl

Nejat Yılmaz ve Şiiri

07Eyl

Ahmet Tevfik Ozan ve Şiiri

31Ağs
17Ağs

Şiirli Bayramlar

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.