Eyvallah


Bu bir veda yazısıdır.
Henüz yazılmamış kelimelere ve söylemediğim sözlere, belki de hiç söylememek üzere noktayı koyuyorum.
Bu bir veda yazısıdır dedim. Vedalar, duygu yüklüdür. Bazen ağlamaklıdır. Soğuktur vedalar, biraz inciticidir, biraz kırgınlık vardır vedaların hissiyatında…
Yok, benim vedam öyle olmayacak.
Öyle olmasını istemiyorum çünkü. Tebessüm ederek ayrılmak istiyorum kelimelerin arasından; dargınlığım, kırgınlığım ve insana dair yorgunluğum olsa bile, ben vedamı “eyvallah” diyerek yapmak istiyorum.
Evet “eyvallah” diyorum, ruhlara rahatlık veren, yüreği serinleten tılsımlı bir sözle veda etmek istiyorum.
Eyvallah!
Yani haktan gelene, hakla gelene eyvallah.
Tasavvuftaki ifadesiyle eyvallah, diyorum. Tassavufi kültüre göre eyvallah;”her tecelli eden, mademki Cenab-ı Hakk’ın takdiri ve muradıyladır, o halde hakla kabul ettik” demektir.
İşte bu haliyle bizim vedamız eyvallah olur elbet.
Neye mi eyvallah?
Günışığı Gazetesine eyvallah!
1997 yılında ilk yayın hayatına giren, başyazar ve Yazı İşleri Müdürü olarak göreve başladığım, bugüne kadar binlerce yazı yazdığım Günışığı Gazetesi’nde ki köşeme, bu gazetedeki yazılarıma ve şu an yürüttüğüm, -nokta dediğim- Genel Yayın Yönetmenliğime eyvallah…
22 yıldır yüzünü karartmadığım, ışığını azaltmadığım, en azından bu minvalde mücadele ettiğim, Günışığı Gazetesine ve gazete ortaklığına veda ediyorum… Eyvallah diyorum, gönül hoşluğuyla… Eyvallah diyorum, sebeplerin sahibi ve sonuçların hakimi olan Allah’ın ismiyle…
Eyvallah diyorum; amirliği beceremediğim için değil, amirlikten ziyade dost, arkadaş, kardeş, ağabey olduğum, çalışma arkadaşlarıma…
Düne bugüne eyvallah!
Eyvallah diyorum; 22 yıldır günışığı köşelerini yalnız bırakmayan kalem erbaplarına; gönül dostu Bedrettin Keleştemur’a, (uzun zamandır yazmasa da) milli kalem Günerkan Aydoğmuş’a… 
Eyvallah diyorum; ilmi kariyerini, bilgisini güzel kelimelerle bize sunan, Prof. Dr. Orhan Kılıç’a…
Yüreği güzel Mithat Yılmaz’a, Hasan Erden’e, Dursun Aksoy’a, Lütfü Parlak’a eyvallah!
Yıllardır birlikte çalıştığım yol arkadaşım, Yücel Çakmak’a, Dursun Aksoy’a, Halit Akgül’e, Çoşkun Kamaç’a, Yusuf Boydak’a eyvallah…
Eyvallah diyorum, bana kitap dünyasının kapısını açan Yediveren Yayınları’nın sorumlusu Bilal Civelek’e…
Gazetenin dışında olup kendisini 22 yıldır, kültür ve sanat gayretleriyle, gazetenin samimi olarak içinde hisseden Şener Bulut’a eyvallah!
Eyvallah bütün yazan kalemlerimize…
Ve size güzel insanlar, bizi okuyanlar, okuyup eleştirenler, sevenler, nefret edenler, kızanlar, darılanlar eyvallah! 
Eyvallah bütün okuyucularıma…
Bu bir veda yazısıdır dedim, veda etmek yerine eyvallah diyelim dedim. Dedim de, şimdi bir dem duralım; nefes alsın eyvallah. Biz devam edelim.
Muhterem okuyucular!
Varsa içinizde kırdığım, gücendirdiğim af edin, hakkınızı helal edin. Bilin ki, bile istiye kırmam kimseyi. 22 yıllık süre içinde, hem haberlerimizde, hem köşemde, kimseyi karalamadım, yaralamadım…
Hele iftira ve gıybete hiç yakın olmadım… Hele fitne ve fesat kelimelerin yanından bile geçmedim… Çünkü ben Mevla’nın şu sözüyle yol aldım yıllarca;
“Kusur bulmak için bаkmа birine, bulmak için bаkаrsаn bulursun. Kusuru örtmeyi marifet edin kendine. İşte o zaman kusursuz olursun.”
Gazetecilik biraz gıybettir, biraz iftira, daha doğrusu öyle yorumlanır.Öyle yorumlayanlar da vardır.Ben bu çizginin dışında kalmaya alıştım yıllarca…
Kur’an ne diyor, Yüce Yaradan Hucurat Suresi 12. ayetinde, ne buyuruyor?
Şöyle demiyor mu?
"Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir."
Zanla yola çıkan yanılır, diyerek kelamımı fitne mürekkebinden uzak tutmaya çalıştım ama
ola ki, bir kelamımdan ötürü kırdığım olmuşsa, inşallah afederler beni, haklarını helal ederler.
Hatasız olur mu insan? Vardır hatam biliyorum Yanlışlarımı biliyorum. Hata kasıtla yapılmaz, kula karşıysa hatalarım bu yüzden helallik istiyorum… Ötesi varsa o Allah’ın işi… Kendimi Allah’a havale ediyorum…
Veda ediyorum, eyvallah ediyorum işte; 22 yıldır bu gazetenin bana öğretileriyle, kazanımlarıyla, eksilttikleriyle, tecrübesiyle veda edip, eyvallah diyorum hem günışığına hem sizlere…
Kelamım ve ben ayrılıyoruz günışığı gazetesinden. Kalemim elimde inşallah, yol bulursam, bandıracak mürekkep bulursam, gönül kapımı aralarsam elbette yazacağım…
Uzaklarda değilim, dost olana…
Uzaklarda değilim samimi olana…
Diyor ya Mevlana; “Dediler ki: Gözden ırаk olаn gönülden de ırаk olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırаk olsа ne olur? “
İnşallah üç beş dostun, üç beş güzel gönlün kapısından içeri girmişimdir. Gözden ırak olsam da gönülden ırak olmam inşallah…
Allah’a emanet olun, hoşça kalın…Eyvallah!


ŞEMS DEDİ 
“Yalnız kalırsan, yalnız olmadığını bil! Dertli isen, dermanın olduğunu bil! Hiçbir şeyin sahibiyim deme, emanetçi olduğunu bil!” dedi Şems-i Tebrizi. Bildim dedim, elbette ki Allah benimle ve şifa onun eliyle… Mali-kül Mülktür Allah, mülkün baki sahibi varken, ne demek sahip olmak; haşa haşa dedim…
“Ey İnsan... Kafdağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma her şeyin bir hesabı var: Üzdüğün kadar üzülürsün.” Dedi Şems…
Ya üzmüşsem dedim, kimden af dileyeceğim. Allah kul hakkıyla gelme dedi bana.Helallik istedim, börtü böcekten, ağaçtan, taştan…dedim üzmedim, üzmedim bilerek, deme böyle, etme şemsin de yandığım…Dedi; “Berrak bir gönülden kirli su akmaz. Güzel bir ruhtan kötü söz çıkmaz. Varsa gönülde güzelliğin, dilinde hoştur, üzülmezsin hoş tut gönlünü”
“Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz! Şu hayatta tek başına inzivada kalarak sadece kendi sesinin yankısını duyarak hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.” dedi Şems-i Tebrizi…
Dedim eyvah! Acaba yargıladıklarım mı oldu? Dedim eyvah! Acaba yaraladıklarım mı oldu? Aynaya bakıyorum… Kendimi görüyorum dedim Şemse kendimi… Dedi, bana bak… bende kendini görmediğin sürece aynada gördüğün sen değilsin… Ve ekledi;” Hayatta her şey olabilirsin; fakat önemli olan hayatın içinde “insan” olabilmektir.”
Ne erkek ne kadın… İnsan olabilmek.
Ne mevki ne makam… İnsan olabilmek.
Dipsiz bir kuyuya düştüm yine, Ya Hu! Çıkart beni buradan… Dedim.
Seslendi Şems, ısıtarak ruhumu;” Bildiklerini unut. Diyor dost. Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et.” dedi…

DAMLA
Yandık, kül olduk sandılar; hâlbuki can olduk
Çünkü can yanar…
Yandık köz olduk canda
Haktan söz olduk kanda.
Hiç güçtür,
Güçü hiç sandılar,
Düştük dipsiz kuyuya
Biz hiç olduk…

SON SÖZ
Elazığ’ın usta kalemlerinden Elazığ Basın ve Medya Cemiyeti Başkanı ve 1N 1K matbaasının sahibi Nafiz Koca, Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Limited Şirketi Sahibi İbrahim Taşel’in ortağı ve Günışığı Gazetesi’nin yeni dönem idarecisi olmuştur.
22 yıldır şerefle hizmet verdiğim ve ortağı olduğum Günışığı Gazetesinde ki hakkımı ve idareyi Sayın Nafiz Koca’ya devretmiş bulunmaktayım.
Kısa süre sonra resmi olarak da gerçekleşecek bu deviri alacak olan,  Nafiz Koca’ya başarılar diliyorum.Günışığı’nın güzellikleriyle gideceği yol açık olur inşallah. 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Kas

Eyvallah

30Ekm

Zamanda Yolculuk

29Eyl

Gürsel Erol İçin

11Eyl

Fırıncılara Haksızlık Etmeyin

04Eyl

Sıcak Ekonomi 

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.