Gürsel Erol İçin


Genel seçimlerin öncesinde yazıvermiştik Gürsel Erol’u; pozitif tavırlarını, seçmene yaklaşımını ve samimi görüntüsünü değerlendirmiştik. Seçimlerin hemen ardından, CHP’nin Elazığ’da, 41 yıldır yapamadığını yapan vekil, yapmadığını yapan isim olarak bir daha yazmış, övgümüzü sürdürmüştük.
Seçim öncesi, seçim çalışmaları için Elazığ’a adım atar atmaz, daha ilk dakikalarda  tozu dumana katmaya başlamıştı ya, daha seçilmeden, göstermişti ya var olacağını. Adeta ‘ben seçileceğim’ demiş ve ‘seçildikten sonra da farkımı göstereceğim’ diye işaret etmişti, konuşmaları ve yaptıklarıyla, yarınlarını işaret etmişti ya, bizde yazmıştık işte.
Bizde ta o zaman tutmuştuk bu görüntünün esasını. Olur demiştik. Hem vekil olur, hem farklı ve etkili olur sinyalini sizlerle paylaşmıştık.
Görünen köydü, kılavuz istemedi.
Evet hem vekil oldu, hem de farklı, etkili ve samimi bir vekil olduğunu gösterdi Gürsel Erol
Ve devam ediyor, yoluna…
Tozu dumana katmaya devam ediyor. Tozu dumana katma cümlesini yanlış yorumlamayın. Emin olun toz da temiz duman da. Ortalıkta kirliliğe, karışıklığa meydan vermeden sürdürüyor vekilliğini. 
İncitmeden, karalamadan, atıyor adımlarını. 
CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, vaatlerinin arkasında duruyor, Elazığspor’un yanında duruyor, Elazığ’ın yanında olmaya devam ediyor.
Meclis açılınca, hem vekil, hem muhalif vekil olarak farklılığını ortaya koyacak mı?
Bence Gürsel Erol’u, meclis kürsüsünde de; hem Türkiye, hem Elazığ gerçekleri üzerinde hak ararken göreceğiz yine.
Ve yine bir taraftan Elazığ’ın hakkı derken, hakkını savunurken, bir taraftan da, kırmadan, vurmadan, karalamadan aksine kucaklayıcı bir tavırla Elazığ’ın sorunlarına çözüm önerileri getireceğine, bu sorunları iktidar partisi vekilleriyle çözmeye çalıştığına şahit olacağız.
Bence Gürsel Erol;  Diyap Ağa’nın torunu olarak, Atatürk sevgisi ve Cumhuriyet düsturuyla CHP’nin içinde, dallanıp budaklanan milli bir umut olacak…Bu umut Elazığ’dan, Ankara’nın merkezinde bulunan CHP’nin, kararmaya başlayan bir tarafına çakan, çaktıkça aydınlatan ışıklardan biri olacak.
Bu temenni olsun, inandığımız, umut ettiğimiz bir temenni.
Övmedim Gürsel Erol’u, gördüğümü, duyduğumu yazıp paylaştım o kadar. İlla ki eleştiri istiyorsanız, eleştiri kelimesi bile şu an için Erol’a yakışmıyor diye es geçiyorum.
Sitem edelim mi?
E bu da şahsi olur, varsın bize kalsın, bizde kalsın sitemimiz.
Yolu açık olsun, umarım bu güzel görüntüsünü, hem Elazığ için, hem Türkiye Cumhuriyeti siyaseti için devam ettirir. devam ettirir.


ÇAY OCAĞI SOHBETLERİ

Huyumdur, çay ocaklarını gezer ya birebir muhabbete katılır, ya da, yan masada konuşulanlara duymazlıktan gelen tavırla kulak kabartırım.
Gerçi eski çay ocağı muhabbetleri kalmadı ama yine de zaman zaman oluyor işte. İşte onlardan biri.
Olanı paylaşayım. 
Konuşmalar tamamen gerçektir, yer tahmini, isimler haylidir.
Yer: İzzetpaşa Cami civarı çay ocaklarından biri.
Kişiler: Üç emekli amca-dayı-dede…
İsimler: Rıza, Tahsin, Emin 
Başlayalım konuşmaları dinlemeye, belki eksiğim var olabilir yazarken ama fazlam yok biline. 
Hadi buyurun.
Yaşça diğer iki kişiden büyük olduğu belli olan Emin Dede, çayını yudumlarken cümlesini sarf etti:
- Yav ne krizi, duymadız mı Cumhurbaşkanını… Allahına gurban Allahına, kriz mıriz yoh dedi da. Vallaha yedi düvele kafa tuti ha.
Emin Dede bu sözleri konuşurken Rıza Dayı, parmaklarının arasına aldığı sigara kağıdına tütünü koymuş, sarmış, kağıdın ucunu dudaklarıyla ıslatıp, sigarayı iki dudağının arasına yerleştirmişti bile.( bu arada vaka çay ocağının dış cephesinde geçiyor, hemen davranıp sigara içme cezası kesmeye kalkmayın adama) Kırmızı Clipper marka çakmağıyla sigarasını yakıp bir nefes çekti Rıza dayı, Emin Dedeyi dinlerken. 
Emin Dede konuşmaya devam ediyordu bu arada;” Şükretmesini bilmik, çok şükür da. Ne olmuş, ekmeğimiz de var aşımız da, açmı gezik. Hele yollara bah, adamlar köprüler yapi, yollar yapi, uçak yapi, tank yapi…”
Bu sırada Suriyeli bir kadın dilenci elini uzattı Emin dedeye, “Allah razi” dedi. 
Emin Dede, kadının yüzüne bile bakmadan sinirli ifadeyle,” Get anam get, Allah versin” dediği gibi konuşmasına devam etti:
-Ula Yahudilere kafa tuttu, Amerika’ya kafa tuttu, ula dünyaya kafa tutik dünyaya, daha ne istisiz?
Rıza Dayı, bir nefes daha aldı sigarasından, Emin Dede’nin sözünü kesmeden dikkatle dinliyordu.
Araya Tahsin Amca girdi:
-Doğru diyisin dede, kör bahiler bunlar, yoh efendim davar yoh, yoh efendim köylü perişan, yoh efendim esnaf sıhıntılı…E ne olmuş, hani herkesinde durumu eyi işete.Bah Suriyelilere kucah açtıh, deyiler niye? E biz Osmanlıyız, kafaları basmi ha.
“Vay ağzını yiyem senin Tahsin, biz Osmanlıyıh ya ne ya, Suriyeliye de kucah açacayıh, digerine de.Müslümanıh da, ümmet nasıl olur. Ula bunlar heç bişe bilmiler ha” dedi Emin Dede, Tahsin Amcanın bu destek cümlelerinin ardından. 
Sonra göz ucuyla Rıza Dayıya baktı Emin Dede,’Sen niye konişmisin Rıza’ diye ekledi.
Rıza Dayı, yarısına kadar içtiği sigarasını kül tablasına sıkıca bastırdı. Önce Emin Dedenin gözlerinin içine baktı, sonra göz kapaklarını kısıp hafifce başını çevirip Tahsin Amcaya baktı:
-Emin abi, bilirsin seni çok severim. Sevdiğim kadar da tanırım. Tahsin, seni tanımaz ama ben evini de, aileni de, yaşantını da bilirim.
Emin Dede, Rıza Dayının kendisine ne söyleyeceğini hissediyormuş gibi tavırlar takınmaya başladı. Önce başını önüne eğdi, ardından sağ ayağını diz kapağından hareket ettirerek ileri geri sürtmeye başladı.
Rıza Dayı konuşmaya devam etti.
-Sende bizim gibi emeklisin. Bir oğlun bir kızın var Allah uzun ömürler versin. Oğlunu okuttun Amerika’ya gitti, şimdi ABD vatandaşı. Orada yaşıyor. Kızını bir müteahhide verdin, İzmir’de mutlu, mesut hayatını sürdürüyor. Allah mutluluklarını da daim etsin. Bir değil üç evin var, birinde oturuyorsun, ikisi kirada. Bildiğim kadarıyla üç bin civarında emekli maaşın var. Allah bereketli kılsın. Evde bir hanım teyze bir sen yaşıyorsun. Şimdi kalkıp seninle hükümetin yaptığı ve yapmadığı hizmetleri tartışmayacağım. Biliyorsun yıllardır başka partiye oy vermedim. AK Parti’den başka partiye yönelmedim. Ama insaf be Emin Dede…Tahsin söyler veya söylemez, az çok onunda durumu benim gibi ya.
Elini cebine daldırdı Rıza Dayı, cebinden çıkarttığı kağıt paraları gösterip:
-Bak bu paraya…Daha ayın yirmisi ve benim ev için harcayacağım para dün bitti. Gittim Eşref abiden yüz lira borç aldım. Eve, birkaç parça malzeme aldım, yetmiş liram kaldı.Ayın sonunu göremiyorum Emin Dede. Tamam kriz yok ama sorun var ve bu sorunun sorumlusu ben değilim. Allahtan rahmetli babamın desteğiyle emekli ikramiyemi de katıp bir ev almışım, düşünüyorum da bu zamanda birde kira ödeseydim ne yapardım. Sen evlerini kaça kiraya vermiştin Emin Dede? Yok söyleme biliyorum, biri 950, biri 1100 liraydı değil mi? Kriz yok Emin Dede, olsa da sana vurmaz, ama benim gibi on binlere, yel değse etkilenir unutma. Ümmet diyorsun, Suriyelilere kucak açtık diyorsun, biraz önce sana el açıp para isteyen Suriyeliye sen Allah versin dedin. Ama devlet Allah versin demedi, bizden kesti onlara verdi.
Bir an sustu Rıza Dayı, sonra işaret parmağını, Emin Dede ve Tahsin Amca’nın görüş alanına doğru sallayıp:
-Ha bir de şu Osmanlı Osmanlı demekten artık vazgeç be Emin Dede, Osmanlı da bizim Cumhuriyette…Ama bil ki sen, Cumhuriyetle zengin oldun, şimdi Osmanlı diyerek tüketiyorsun varını. Anla artık…
Emin Dede, sol eliyle sağ kulağının memesini kaşıyıp, “Rıza çay içi misin, tezelesin mi?” 


ARAP DÜŞMANLIĞI MI?

Cumhuriyet, Arap düşmanlığını körüklemiş. Öyle diyor, kalın kalın çizerek, söylediklerinin altını, o.
O bu cümleyi çıkarırken ağzından, Arap’a bakıyoruz… Eli Yahudi’nin elinde, gözü Yahudi’nin gönlünde muhteremlerin. Dolar, Riyal, Petrol gırla…
Filistin Filistin diye inlerken sizler-bizler, İsrail’in yaptıklarına karşılık isyan ederken hatta…
Onlar; el altından, etek altından Yahudi’yle dost olmadılar mı? 
ABD ile kankalıklarını ilan etmediler mi?  
Arap’ın Siyonist aşkını Cumhuriyet mi meylettirdi onlara? 
Hadi oradan, kimi kandırıyorsunuz?
Ama bizde kime laf söylüyoruz ki.
Araplar için kem söz söylemek neredeyse günah sayılacak. Yanlış anlamak böyle bir şey, kasten yanlış anlatmakta böyle işte.
Ama unutuyorlar,  Ebu Cehil’de Araptı. Değil mi?


DEVLETİN DİNİ…

"Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor! Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği şey, mutlaka en güzeldir. Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir."(Nisa 58)
Ne güzel bir ayet değil mi?
‘Allah size ne güzel öğütler veriyor’, diyor.
Allah bize ne güzel öğütler veriyor. Evet,  Allah bize en güzel öğütleri kitabından verirken unutmayalım, idrak edelim diye yaşarken, yaşatırken de, öğütlerine devam ediyor. 
‘Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği şey, mutlaka en güzelidir.’ Eyvallah! 
Yüce Yaradan, Semi olan, Basir olan Allah, bize yapmamız için neyi tavsiye ediyor?
‘Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder’ tavsiyesinde bulunuyor. Emrediyor ama idrak noktasında anlayalım diye tavsiye şeklinde sunuyor bu emrini.
Anlıyor muyuz?
Adaletle hüküm varsa anlamışızdır.
Emaneti değil emanetleri, liyakat sahibine ehil olana, işin ehline vermişsek anlamışızdır.
Verdik mi?
Israrla hala ne diyorlar Cumhuriyet düşmanları; Devletin dini olmalı, laiklik dinsizliktir.
Halbuki laiklik,  hak uygulamasıyla, emanetin ehline verilmesidir. Adalettir.
Ya devletin dini?
Hazreti Ali’ye sormuşlar, ‘ Devletin dini olur mu, olmalı mı ?’ 
‘Olmalı’ demiş Ali.
Ama nasıl?
‘Devletin dini adalettir, devletin dini adalet olmalı’ 
Ve eklemiş; ‘dinin devleti de özgürlüktür, özgürlük olmalı’
Kur’an da, 30 ayette ‘adalet’ kelimesi geçiyor. Allah’ın esmalarına bakınız. Allah adildir ve adil olanı sever. Adaleti sever.
Bu öğütte bir emanet. Beyni ehil olanlar anlarda, ya diğerleri?
Derin konu değil mi?
Biz noktayı yine Kur’an’dan koyalım:
"Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiçbir güç yoktur. O hakkıyla işitendir, her şeyi bilendir." (Enam, 6/115)


YAĞMUR DUASI 

Yalandan, iftiradan, şu gıybetten
Vazgeçmedikçe can, yağmaz bu yağmur.
Yağsa da sel olur toprağı alır,
Elinde bir avuç kalmaz bu yağmur.

Riyakâr, hilekâr, kindar oldukça,
Allah ile aldatan dindar oldukça,
Kula hükmedenler, cindar oldukça
Dolar , boşalmaz yağmaz bu yağmur.

Kur’an-ı bilmeden, dini töreden,
Bölüne bölüne yetmiş yöreden,
İlmi inkar edip, cahil küreden,
Çıkmadıkça,  damla, yağmaz bu yağmur.

Boşuna uğraşma, ey hoca-sofu!
Etrafın ya müşrik, ya beyin kofu,
Kurumuş toprağa, versen de torfu 
İmansız duayla yağmaz bu yağmur. 

Gel oku Kur’an-ı, anla imanı,
İlme aç kapını, imla zamanı,
Vazgeçme ha, sarıl, Hakla, gümanı
Yağar da, hamtlara sığmaz bu yağmur. 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Eyl

Gürsel Erol İçin

11Eyl

Fırıncılara Haksızlık Etmeyin

04Eyl

Sıcak Ekonomi 

28Ağs

Atatürk kıssaları ve hisseler

05Tem

Elazığ’a Bakan! 

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.