Oku… İdrak et…


Oku dedi Yaradan…
Kur’an-ı Kerimin ilk emri buydu ,yaradanın ilk emri bu: “OKU”… Önce Kur’an-ı oku… Sonra alemi oku ve alemleri yaradanı oku…
“İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.”diyor Allah, yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1)
Okudun mu?
Okuduk mu?
Arapça okuduk… Manasını bilmedik… Daha doğrusu bir kısmımız Arapça okudu…Okudu ama anlamadı.Bir kısmımız Arapça bilmediği için Türkçe okuyalım dedi de,olmaz denildi,
-manası kaçar, anlamazsınız-denildi. Korkutuldu… Ürküttüler… Güleştirdiler.
Baktılar olmadı, kim ki hafız, kim ki hacı-hoca,şeyh-şıh, kim ki sofi; onlar okudu,biz dinledik…
Onlar anlattı biz dinledik… İnandık.
Okutuldu, okundu Kur’an… Ölmek üzere olanın başında, ölmüş olanın ardında okundu.
Yasin okundu ölülerin ardı sıra…
Yasin…
Yaradan dememiş miydi; biz Kur’an-ı diriler için gönderdik, diye… Hemde hangi ayetinde söyledi biliyor musunuz?
Ölülerin ardından okumayı gelenek ettiğimiz Yasin Suresinde:
“Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir)” (36/Yasin70)
İşte aslında okumadığımızın, okuduğumuzu anlamadığımızın, birilerinin okuması anlatmasıyla idraksiz tavırlar içerisinde olduğumuzun ispatı bu davranış bozukluğumuz değil mi?
Biz okusaydık.
Türkçe okusaydık.
Mealini okusaydık.
Ve anlasaydık.
Diri olanları uyarmak için indirilen Kura’n-ı, ölülerin ardından okur muyduk?
Okumadık…
Kuran-ı okumadık.
Okusak bile Türkçe okumadık diye anlamadık… Mealini okumadık diye anlamadık.
Anlamadığımız için anlatanlara, anlatılanlara inandık, iman ettik… Bu yüzden Kur’an İslam’ını yaşayamadık.
Yaradan kitabında,  birçok ayetinde paylaşmaktan bahsetti, biz namaz daha önemli dedik, görmek istemedik paylaşmayı, daha çok kazanmak için helali harama kattık; sonra vakit kaçırmadan kıldık namazımızı. Halbuki namaz kişiyi, paylaşmak sosyal bir vaka adına toplumu ilgilendiriyordu.
Paylaşmak, yaratana sadakatti.
Allah(c.c) sadaka dedi… Sadaka veriniz dedi. Biz oruç tuttuk, doyasıya… Midemize oruç tutturduk, cebimize oruç tutturduk. Gösterişli iftar yemekleri verdik de, sadaka veremedik. Sadaka mı? Biz cebimizdeki bozuk paraları dilenciye vermeyi sadaka olarak anladık. Oruç bireyi ilgilendiriyordu, sadaka toplumu… Anlamadık.
Sadaka sadakatti Allah’a… Biz okumadık ya, okuduğumuzu anlamadık ya… Anlatılan şekliyle yaşadık… Bu hoşumuza gitti herhalde, bozuk paraya çevirdik sadakayı ve sadakati…
Haşa demeyin… Aynen öyle.
Allah(c.c) zekat dedi…Biz hacca gittik,bir defa yetmedi üç defa,beş defa…Parası daha çok olanlar daha çok gitti hacca.
Beş yıldızlı otellerin koca pencerelerinden Kabe’yi seyrettiler defalarca…En pahalı hurmaları bismillah diyerek,göz yaşları içinde yerken,yıl içerisinde bir de umre yapmayı kendilerine uygun gördüler.
Zekat mı? 
“Malın fazlasından, gelir giderden kalan ne olursa o kadarın kırkta birinden versek yeter” demişler ya… Okusan anlayacaksın, ne dedi Kur’an ve ne demek istiyor. Ne anlattı ve ne anlatmak istiyor.
Hac, sana bir görev ki fazlası helal mi haram mı, o bile tartışılırken sen hac yaparsın da zekat denilince kırkta bir yeter dersen, vay haline…
Yok canım, daha neler.
Oku, bak…
Oku idrak et görürsün… Hac mı önemli zekat mı, sadaka mı… Rabbine sadakat mi… 
Allah (c.c) Kur’an-ı Kerimde gıybetten men ediyor. Sen görevin olan namazı gururlana gururlana kılmadan önce gıybet kapısını aralıyorsun… Namaz  bittiği gibi o kapıdan girip iftira yolunda ilerliyorsun. Birde çekinmeden diyorsun ki, canım olanı söyledim…Olanı söylemek gıybet ya bilmiyor musun?
Bir de olmayanı söyledin. İftiraya bulandın, ona ne diyorsun.
Zan içindesin.
''Ey inananlar zandan kaçının zira zannın çoğu haramdır. Bir kimsenin ayıp ve kusurunu araştırmayınız.”(huccurat-12)
Emretmiş Allah(c.c)… Sen ne yaptın?
Namazdasın ama okumadın Kur’an-ı veya anlamadın… Namazda okuduğun ayetler ne diyor sana, anlasan, idrak etsen, işte o zaman huşu içinde kılarsın namazını ve hakikatten Yüce Yaratanın huzuruna çıkmanın zevkini yaşar, işte o zaman şeytanın vesveselerinden uzaklaşırsın ey Müslüman!
Anlamadığın için zanla, gıybetle, iftirayla, hesapla, makamla ve mevkiyle uğraşıyorsun namazda bile…
Ne dedi Yaradan?
 “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.” Nur (24/15)
Evet okumadık Kur’an-ı okumadık ve anlamadık…
Bir sarıklı çıktı, kızlarınızı okutmayın dedi… Biz, Kur’an-ı okumamış,anlamamıştık diye okutmadık kızlarımızı…
Bir hoca-sofu-şıh çıktı dedi, ‘Kadınlarınızı dövebilirsiniz…’ Biz seve seve dövdük.Çünkü okuyup anlamadığımız Kur’an-ı işimize gelince anlatıldığı gibi yaşamaktan hoşlanıyorduk.
İlimden, bilimden ve sosyal hayattan uzaklaştırılıyorduk Kur-an’dan uzaklaştıkça… Göğün ve yerin yedi katmanından dem vuran, insanlığın sosyal hayatını düzenleyen, hukuk ve adalet üzerine işaretler veren Kur’an okunmuyor, okutulmuyor, anlatılmıyor ve ne yazık ki idrak ettirilmiyor.
Ne yapılıyor?
Kadınların örtünmesi, namaz, oruç ve hac diyerek bireysel görevler öne çıkarılıp,hakikat ikinci plana atılıyor.
İşte bu yüzden Ortadoğu kan gölüne dönmedi mi?
Bu yüzden Müslümanlar aç ölmüyor mu?
Bu yüzden Müslüman Müslümanı katletmiyor mu?
Ne zaman okudu, ne zaman idrak ettiği Kur’an-ı ve kitapları, İslam coğrafyası o zaman asrı saadeti yaşadı… İlmen büyüdü, sanat ve edebiyatta ilerledi…
Ne zaman uzaklaştı okumaktan, anlamaktan işte o zaman işin içine zan ve şeytan girdi. Tıpkı yıllar yıllar öncesi gibi.
Osmanlı dönemine gidelim mi?
Gidelim.
Takiyüddin Efendi Bir Osmanlı kadısı. İlim okuyan, fen bilimlerini okuyan ve Kur’an-ı okuyan bir kadı. Ayrıca Müneccimbaşı…
Gökyüzüne sevdalı.
1574 yılında Galata kulesinde Gökyüzü gözlemlerine başlıyor.
Gökbilimci, fen bilimci bir kadı… Buluşlar içerisinde…  Sinus, kosinus, tanjant ve kotanjantın tanımlarını yapıyor, yetmiyor ispatlarını sergiliyor. Cetvellerini hazırlıyor.
Ekliptik ile ekvator arasındaki 23° 27' lik açıyı, 1 dakika 40 saniye farkla 23° 28' 40" şeklinde bularak o tarihte ilk kez gerçeğe en yakın ve doğru dereceyi hesaplıyor.
Ve 3.Murat fermanıyla ilk rasathaneyi, İstanbul Tophane sırtlarında 1577 yılında Takiüddin Rasathanesini kuruyor.
Yani İstanbulun ilk Gözlem evini kurmuş oluyor.
O sıralarda Galile ne yapıyor bilmem ama o dönemin şartlarında yıldızları tek tek isimlendiriyor, adeta gökyüzü haritası çıkarıyor Kadı Takiüddin.
Her ne kadar bazı sofular, dinciler,dinden ceplenenler bu işten rahatsız olsalar da,fazla bir şey söyleyemiyorlar, bir süre herşey yolunda gidiyor.Sonra…
Sonra, İstanbul’da önce bir deprem oluyor… Evler yıkılıyor, insanlar ölüyor. Ardından veba salgını ortaya çıkıyor.
Durur mu zan… Durur mu fitne? Fesat durur mu? Fırsat bu fırsat…
Durmaz.
Durmuyor.
Deniliyor ki:
Bu deyyus rasathaneden göklere bakıyorken, meleklerin bacaklarını görüyor. Ayıptır, günahtır. Bu yüzden Allah İstanbul’u ve Osmanlı ahalisini cezalandırdı Allah.
Vurun Takiüddin’i…
Yıkın gözlem evini…
Oh be meydan yine sarıklı, cübbeli şeytanlara kaldı ya…
Kur’an-ı okuduğunu sandığımız her kimse, emreyleyince; okumayan-okuyamayan veya okuduğunu anlamayanlar eyvallah ediyor bu tür fetvalara…
Doğru ya… Ne işimiz var gökyüzüyle.
Kim demişti “İstikbal göklerdedir”
Atatürk…
E o yüzden bu kimliği belirsiz, dinciler düşman ya Atatürk’e…Ne demek istikbal göklerdedir.Göklerde meleklerin orasına burasına mı bakalım yani…
Haşa!
Okumuyoruz.
Birisi ne diyor?
“Çıplak olarak banyo yapmayın”
Niye?
Melekler utanıyor.
Kimse diyemiyor ki be hey hoca, “sen melekleri ne sanırsın, onlar seni elbiseli mi görüyor,zannedersin”
Ki bu türemiş bir hadistir, bunun çok gerçekçi bir açıklaması vardır ve bu açıklama hiç de melekleri ilgilendirmez ya…
Neyse…
Okumadığımızın işaretleri bunlar.
Ne Kur’an-ı,ne kainatı, ne de başka bir kitabı… Okuyup anlamadığımızın işaretidir bunlar.
Cübbeli lakaplı hocayı bilirsiniz. Kolay kolay gündemden düşmeyen bu hoca, bugünlerde uzun zaman önce yazıp piyasaya çıkarttığı, yüksek fiyata çokça sattığı bir kitabı dillerde…” Şifa Ayetleri” isimli bu kitapta, erkeklerin cinsel organına okuyacakları ayetler bile şifa ayeti olarak yazılmış.
Fazla kelam etmeyeceğim bu konuda…
Zanna kaçıp ziyan etmeyelim şu ana kadar söylediklerimizi. Varın isterseniz o kitabı da alıp okuyun. Siz yorumlayın. Ama mutlaka Kur’an-ı da ayet ayet tekrar tekrar manasıyla okumayı; cübbeli ve benzerlerinin ifadelerini, anlattıklarını yorumlayarak ne halde olduğumuza bir bakın…
Dua, Kur’an da sürekli ifade edilir.
Dua için ne cübbeli gibilerin terkibine, ne herhangi bir şeyhin,sarıklının aracılığına ihtiyaç yoktur.
Aracısız, aralıksız direk dua ediniz…
Bakınız Allah Kur’an-ı Kerimde ne diyor:
“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar” (Bakara Suresi, 186)
“De ki: -Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz."(En'am Suresi, 63)
“Oradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne Yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Yunus Suresi, 10)
“Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir” (Yusuf Suresi, 34)
“Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme” (Kehf Suresi, 28)
“Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir” (Nur Suresi, 41)
Dahası var da biz şu ayetle noktayı koyalım:
“De ki: -Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum."(Cin Suresi, 20)
 
BİR DAMLA
Hissettiğin kadar yakınsın Allah’a
Bil ki o görendir, duyandır, bilendir…
Verme aracılığı
Ne cüppeli, ne sarıklıya
Nefesin kadar  bağlısın, Hakka-Huya-Haya…
 

   

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Tem

Elazığ’a Bakan! 

27Haz

41 yıl sonra Gürsel Erol

18Haz
06Haz

Gönüllerin Vekili Olmak

22May

Reis bilmezse ‘varis’ bilir

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.