BENİM ADIM BENJAMIN, BEN EŞEĞİM


 BENİM ADIM BENJAMIN, BEN EŞEĞİM

 George Orwell’in Hayvan Çiftliği adlı eserini okuyanlar bilirler. Hikaye, bir çiftlikte yaşayan hayvanların çiftlikteki ağır çalışma koşullarına isyan ederek, çiftliği ele geçirmelerini, kurdukları yeni düzeni ve kurulan bu düzenin nasıl bir hüsranla sona erdiğini anlatır. İlk bakışta sade bir dille yazılmış kısa bir fabl gibi görünse de, hikaye 1917 Bolşevik ihtilalini ve akabinde kurulan komünist rejimi ve büyük hayallerle kurulan rejimin nasıl bir diktatörlüğe dönüştüğünü hicvederek anlatır. Çiftlikteki hayvan karakterler gerçek hayattan bir kişiyi veya zümreyi temsil eder. Kitaptaki en ilginç temsili karakter Benjamin adlı eşektir. Benjamin hikaye boyunca bilgece laflar eder; “eşekler çok uzun yaşarlar, mutlulukların mutsuzluklara döneceğini görecek kadar uzun”. Eleştirmenler, bir sosyalist olan Orwell’in Benjamin karakteriyle kendisini ve olaylara çıkarları için iştirak etmeyen, taraf olmak için bakış açısını değiştirmeyen, güruhun rüzgarına kapılmayan, ileriyi görebilen, aklı başında aydın zümreyi temsil ettiğini belirtmiştir.

Şimdi nereden çıktı bu Benjamin diyorsunuz.  Komünist rejim 90’lı yıllarda çökmesine rağmen, Orwell daha 1945’de kaleme aldığı hikayesinde olayların sonunu öngörebilmiştir. Benjamin olmak geleceği görebilmektir. Benjamin olmak, büyük bir değişim yaşandığında illa bitaraf olmak değildir. Taraf olurken bile aklı başında olmaktır. Benjamin olmak menfaat çerçevesi olmadan olayı değerlendirebilmektir. Benjamin olmak herkes yeni akımın etkisinde zafer sarhoşuyken, acaba bunun sonu nereye gider diye düşünebilmektir.

Son dönemlerde Türkiye’de gerçekleşen olaylar incelendiğinde toplumda Benjaminlerin eksikliği hissedilmektedir. Benjamin gibi dürüst ve çıkarsız aydın, gazeteci, sosyolog, din adamı, hakim, savcı… Benjamin gibi diplomat, devlet adamı, asker, akademisyen… hatta ütopik olmasa Benjamin gibi siyasetçiler ve seçmenlerimiz olsa diyor insan. Ülkemizde değişimler başdöndüren hızda gerçekleşirken, toplumca bu değişimlere kısa sürede ayak uyduruyoruz. Bırakın Benjamin gibi geleceği öngörmeyi, bir gün sonrasını dahi kestiremeden kendimizi o değişimin içerisinde buluyoruz. Sadece Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren gerçekleşen siyasi olaylara bakıldığında bile, bu olaylarla birlikte düşüncelerimizin ve duruşlarımızın nasıl bir hızlı değiştiğini görürüz. Diğer toplumlarda yüz yılda bir gerçekleşen değişim yada dönüşümler Türkiye’de ellişer, yirmişer, hatta onar yılda bir gerçekleşmektedir. Amerika’da bir önceki seçimde cumhuriyetçi olarak bilinen bir eyaletin bir sonrakinde demokratlara oy vermesi nadir gerçekleşecek bir senaryo iken, bizde oldukça sıradan bir olaydır. İhtilal yaparak gelen askerin yaptığı yeni anayasaya raferandumda çoğunlukla evet diyen halk, daha ihtilali gerçekleştiren zat ölmeden, onu cezalandıracak referanduma da evet der. On yıl önce vatan haini ilan ettiğimiz şarkıcıya, on yıl sonra ağıtlar yakarız.  Elli yıl önce idam edilen siyasiye kemikleri çürümeden iade-i itibar verip, dün mürşidin olmak için kapısına dayandığımız zatın bugün inine gireriz.

Bizdeki değişimler bu kadar hızlıyken, özellikle çıkarları doğrultusunda bu hıza ayak uyduranlar, adeta bir dansöz kıvraklığında her yeni fikre ayak uydurmaktadırlar. Düşünsenize, Benjaminlerin yurdu olması gereken üniversitelerde fikri akımlar sürekli zikzak yapıyor. 20 yıl önce üniversiteye öğrenci olarak girdiğimde üniversiteye akademisyen olarak girmek için ocağın referans olmasından bahsedilirdi. Daha on yıl geçmemişti ki, ocak dergisinin yerini malum gazetenin aboneliği, ocak sohbetlerinin yerini cuma sohbetleri, Reis’lerin yerini Abi’ler aldı. Çok değil, bu saflaşmanın üzerinden on yıl bile geçmedi ki o Abiler hızlı bir manevrayla AK’lanıp paklandılar.

Yanlış anlaşılmasın, ben tek fikirde sabit kalmak, yeni düşüncelere kapalı olmak, yada yanlış fikirde ısrar etmek gibi bir düşünceyi savunmuyorum. Ben sadece olayların hızına ayak uydurup taraf değiştirildiğinde o değişikliğin sağladığı menfaate bakıyorum. Menfaat duygusu feraset eksikliğini getiriyor beraberinde. Işık hızıyla yapılan manevralar, geleceği kestirmeden yapıldığından  sonu hüsrana dönüşüyor.  Dahası ve en kötüsü omurgasız kişilikler doğuruyor.

Demem o ki; zemin bu kadar kayganken sık sık saf değiştirmek kazalara sebebiyet verecektir. Haddimi aşarak günümüz olaylarına bakıp bakıp keşke Benjamin olsak diyorum. Benjamin olsak… Eşek olsak… Üç kuruşluk menfaatle elde ettiğimiz mutlulukların bir gün mutsuzluğa dönüşeceğini tahmin edebilen birer eşek olsak.

Haftaya buluşuncaya kadar sevgiyle ve muhabbetle kalın, e mi!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
30Ağs

Okumayı Sevdirmek

02Ağs
30May

Mezuniyetin Ardından

20May

Demedi Demeyin

01May

Ben mi, Biz mi?

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.