Okumayı Sevdirmek


Geçenlerde bir yakınımdan dinledim. Bir devlet okulunda 9. Sınıf öğrencisine Edebiyat hocası derste okuduğu kitapları sormuş. Tam bir kitap kurdu olan öğrenci severek okuduğu Harry Potter, Açlık Oyunları, Alacakaranlık gibi seri şeklinde basılmış son dönemin ünlü fantastik hikâye kitaplarının adlarını sıralamış. Edebiyat Hocasının tepkisi: “Bu kitapları okursan bir süre sonra Hristiyan olursun, söyle ailene bir daha sana böyle kitaplar almasınlar” şeklinde olmuş. 
Dinlediğim olay beni yıllar öncesine götürdü. Aynı yaşlardayken, Elazığ Anadolu Lisesi 9. Sınıf öğrencisiyken Edebiyat hocamız Dilara Aksakal (selam olsun Hocama), Nobel ödüllü yazarlardan birinin en az bir kitabını okuyup özetlememizi istemişti. Elime bir yerlerden Marcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı ünlü romanı geçmişti. Romanın başından sonuna kadar adları Ursula olan kadınlar erkeklerle birlikte oluyordu ve bu birlikteliklerden doğan kızların da adı Ursula oluyordu ve onlar da başka bir adamla birlikte oluyordu. Üstüne üstlük kitap kadın-erkek ilişkilerini anlatırken fazlasıyla açık seçikti, dolayısıyla ödevde ne yazacağımı bilemediğimden ve başka bir kitap okumaya da vakit bulamadığımdan ödev teslim edememiştim. Dersten önce hocanın yanına gidip durumu anlattığımda Dilara Hoca sormuştu:
 “Hiç mi bir şey kalmadı aklında, en azından birkaç cümle yazsaydın, isimler, mekân, zaman? Küçücük te olsa bir şey anlatsaydın”. 
Ben koca kitaptan anladığım azıcık şeyi anlatmıştım:
“Ursula adında bir kadın vardı bir yerde yaşamaya başladı, sonradan dünyaya gelen herkes Ursula’ydı ve tüm Ursulalar aynı şeyi yaşadılar. Aklımda kalan tek şey bu” 
Bunun üzerine Canım Hocam kocama gülümsemiş ve şöyle demişti;
“İşte, kitabın tam özeti de bu. Kitap yüzyıl boyunca Ursula’nın soyundan gelen kadınların yalnızlık kaderini anlatıyor. Sen kitabı fazlasıyla özetledin, aferin”. 
O gün o ödevden 100 aldım, daha önemlisi o günden sonra bir daha asla bir kitabı anlamadığımı düşünerek yarıda bırakmadım. Ama en çok ne oldu biliyor musunuz? O gün bugündür, Marquez’in kadın-erkek ilişkilerini anlatırken yaptığı kurguyu, kitabın okunmasına engel bir durum olarak görmeyip, tam tersine, kitaptaki o anlatımı yalnızlık kurgusunun güzel bir işlenişi olarak gören Edebiyat Hocamın sayesinde, nereye odaklanmam gerektiğini bilerek okuyorum. 
Verdiğim iki yaşanmış hikâyede iki gerçek öğretmen profili var. Bir yanda kitap okuma alışkanlığının azaldığı hatta neredeyse yok olmaya başladığı dönemlerde haftada iki kitap okuyan bir gence bunları okuma diyen zihniyetteki öğretmenimiz, diğer yanda öğrencisi okumaktan soğumasın diye peşine düşüp onunla ısrarla kitap konuşan Dilara öğretmen. İster istemez insan, eğitimcilerin düşük kitap okuma yüzdelerindeki payları ne kadardır acaba diye düşünüyor. Düşük okuma yüzdesi dedim ya, aslında çok çok düşük neredeyse yerlerde sürünüyor yüzdeler. Bakın, bir yayınevi sahibinin aktardığı bilgiye göre ülkemizde her gün yeni bir kitap yayınlanma oranı batı ülkelerindekine eşitmiş. Ancak, buna rağmen, bir Türk 10 yılda 1 kitap okuyormuş. 10 yılda 1! Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin 2016 yılı verilerine göre Türkiye'de kişi başına 8.4 kitap düşüyormuş. TÜİK verilerine göreyse kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235'inci sıradaymış. Başka bir veriye göre Türkiye’de 1 yılda 6 Türk, 1 kitap okuyormuş. Anlayacağınız yedinci kişi bulunduğunda danaya gireceklermiş (!). 
Sizleri Türkiye’deki kitap okuma istatistikleri ile boğmak istemiyorum. Niyetim bu trajikomik değerlerin sorumlularından biri olan eğitim sistemimizin ve eğitimcilerimizin katkısına vurgu yapmaktır. Kitap okumayı sevdirmek başta ailelere ve eğitimcilere düşüyor. Yukarıda verdiğim istatistiki değerler ve bundan önceki köşe yazımda anlattığım eğitimdeki gerileme durumları cahil, bilinçsiz, kültürsüz, düşünemeyen, sorgulamayan, muhakeme edemeyen, karar veremeyen, verdiği kararı savunamayan, konuşamayan, anlatamayan bir nesille karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor maalesef. Durum böyle iken bir eğitimcinin görevi okumayı seven bir genci yaftalamak, kategorize etmek ve şartlandırmak olmamalıdır. Eğitimciye düşen öğrencinin ufkunu daraltmadan, sadece ve sadece kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktır. Dayatmadan, yönlendirmeden, şevklendirerek, sevdirerek…
Bol kitaplı günler geçirmeniz dileğiyle… Sevgiyle kalınız, e mi!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Kas

Sizin hiç anneniz öldü mü?

30Ağs

Okumayı Sevdirmek

02Ağs
30May

Mezuniyetin Ardından

20May

Demedi Demeyin

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.