BAYIR-BUCAK TÜRKMENLERİ VE SON GELİŞMELER


 BAYIR-BUCAK TÜRKMENLERİ VE SON GELİŞMELER

Son günlerde kritik gelişmeler yaşıyoruz. Öyle ki 64. hükümetin kurulması, hükümet programı ve yeni bakanlar kurulu bile bu hengâmede tabiri caiz ise kaynayıp gitti. Suriye’de, Esed güçleri ile Rusya’nın havadan ve karadan Bayır-Bucak Türkmenlerini ateş altına almaları ve Türk hava sahasını ihlal eden bir Rus savaş uçağının düşürülmesi, ilişkileri iyice gerdi. Bu konuyu irdelemeden önce Suriye’de Türk varlığının oluşması ve bu bağlamda adı MİT tırları ile adı gündeme gelen Bayır ve Bucak Türkmenleri hakkında kısaca bilgi vermenin meselenin anlaşılmasına fayda sağlayacağı düşüncesindeyim.

Türkler veya Türkmenlerin Kuzey Suriye havalisine ilk gelişleri Selçuklular zamanında olmuştur. Suriye'ye ilk olarak 1070-1071 yıllarında  “Nâvekiyye Türkmenleri”nin geldikleri görülür. Daha sonraki yıllarda Selçuklu hükümdârı Melikşah’ın, kardeşi Tutuş’a 1077 yılında Suriye melikliğini vermesi ile birlikte Tutuş ve maiyetindeki beylere bağlı olarak bir kısım Türkmen toplulukları da Kuzey Suriye’ye gelmişlerdir.

12.  yüzyılda İmadeddin Zengi’nin Halep Emîri olmasından sonra Irak tarafındaki Şehrizol-Erbil yöresindeki Yıvalar'ın büyük bir kısmını Halep bölgesine getirttiği ve onlara Haçlı ucunda dirlik (toprak) verdiği bilinmektedir. Yıvalar, başları Yaruk’a nisbetle “Yarukiyye” ve “Yaruklu” olarak da adlandırılmışlardır. Ancak Suriye’ye esas büyük Türkmen göçü Moğolların Anadolu'yu istilası sırasında olmuş ve Anadolu'dan Suriye'ye kalabalık bir Türkmen göçü yaşanmıştır. Hatta Osmanlı Devleti’ni kuracak “Kayılar” da bir müddet Halep ve çevresinde bulunmuşlardır.

Muhtelif zamanlarda Halep bölgesine gelen konar-göçer aşiretlerden müteşekkil bu Türkmen toplulukları, Osmanlı döneminde “Halep Türkmenleri” olarak anılmıştır.

Halep Türkmenleri kış aylarında adını aldıkları vilayetin sınırları içinde yani Halep vilayetinde kışlıyorlardı. Aşiret ve cemaatlerin konar-göçer hayatın bir gereği olarak devamlı surette yaylak ve kışlakları arasında hareket eden topluluklar olması sebebiyle, bulundukları bölgelerin kesin bir sınırını çizmek mümkün değildir.  Ancak bu Türkmen toplulukların Halep vilayetinin muhtelif yerlerinde bulundukları ve yaz aylarında Sivas taraflarına kadar uzanan bir bölgede yaylağa çıkarak buralardaki Dulkadirli teşekkülleri ile “Yeni İl”i teşkil ettikleri de bilinmektedir.

1597 tarihli bir yörük defterine göre Halep Türkmenleri; Beğdili, Bayad, Beğliklü, Harbendelü, İnallu, Gündüzlü Avşarı, Köpeklü Avşar, Peçenek ve Şah Meleklü taifeleri ile Oyratlu-Osmanlu- Kösecelü Cemaatleri ve herhangi bir taifeye bağlı olmayan fakat Halep Türkmenleri içinde zikredilen müstakil cemaatlerden müteşekkildir. Bu taifelere bağlı toplam aşiret-cemaat sayısı 243’dü.

Halep Türkmenleri teşekkülü içindeki cemaatlerin bir kısmının Halep vilayetinin doğu taraflarına, bir kısmının ise Şam, Ayıntab (Antep), Birecik, Hama, Suruc, Ravendan, Münbiç, Rum Kal‘a, Gündüzlü, Cebel-i Semân, Bakras ve Malatya’ya kadar yayıldıkları anlaşılmaktadır.

O zamanki nüfusları 60 bin civarında olup, sayıları yaklaşık iki milyona ulaşan büyük koyun sürüleri ile önemli bir iktisadi gücü de oluşturuyorlardı. Bu sayıya iskân edilmiş olanlar ve Suriye’nin diğer bölgelerindeki Türkmen nüfusu dahil değildir. Suriye’de Halep ve çevresinin dışında Şam, Rakka, Hama-Humus ve daha birçok bölgede Türk nüfus bulunmuştur.

Bugün Suriye’nin tamamında “Türk” olduğunun bilincinde olan 3,5 milyondan fazla nüfus vardır. Bunların 1,5 milyonu dillerini unutmamış ve hâlâ Türkçe konuşmaktadırlar.

Bayır ve Bucak Türkmenleri de Osmanlı döneminde Halep Türkmenlerinin bünyesindeydi. Ancak diğerlerinden farklı olarak, Osmanlı döneminde Anadolu’dan bu bölgeye iskân edildiği ileri sürülmektedir. Osmanlıların Suriye coğrafyasındaki Urban eşkıyasının etkisini kırmak ve özellikle de Hac yolu güzergâhının güvenliğini sağlamak maksadıyla, bu bölgelere gönüllü veya zorunlu olarak Türkmenleri yerleştirdiği bilinmektedir.

17. yüzyıldan sonra aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmeleri politikası çerçevesinde bir kısım aşiretler yerleşik hayata geçmiş hatta bazıları Anadolu’da iskân edilmişlerdi. Bayır ve Bucak Türkmenleri Suriye’de kalmış ve bu zamana kadar varlıklarını bu coğrafyada devam ettirmişlerdir. Lozan Antlaşması sonrasında Suriye tarafında kalan bu Türkmen teşekkülleri, önceleri İskenderun’a bağlı birer nahiye iken Lozan sürecinden sonra Arapların yoğun olduğu Lazkiye’ye bağlanınca 1937-1939 yıllarında yaşanan Hatay’ın anavatana bağlanması sırasında İskenderun’a bağlı olmadığı için Suriye tarafında kalmış, böylelikle bu bölge Türkiye’ye katılamamıştı.

Bayır ve Bucak Türkmenleri, Türk gelenek ve göreneklerin kaybetmemişler ve dillerini korumuşlardır. Bunun içindir ki Suriye ve Fransa’nın baskısını yoğun olarak hissetmişler ve 1938 yılındaki karışıklık ortamında bir kısmı Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Bugün “Lazkiye Türkmenleri” de denilen ve Türkmendağı çevresinde yaşayan yaklaşık 145 köyde 385.000 civarında Türk nüfusunun olduğu bilinmektedir.

Türkler bu coğrafyada neredeyse bin yıldır yaşamalarına rağmen, Suriye yönetimi yakın zamana kadar bu varlığı ve Suriye’deki Türk hâkimiyeti dönemini neredeyse yok saymıştır. Osmanlı hâkimiyeti dönemi ise adeta karanlıktır. Suriye’deki haritaların birçoğunda Hatay ısrarla Suriye sınırları içerisinde gösterilmiştir. İç karışıklığın başlamasından itibaren özellikle Kuzey Suriye’de etnik, dini ve mezhebi temelli birtakım yeni yapılanmalar konuşulurken, ne gariptir ki en az konuşulan ve bir rol biçilmeyen grup Türkler olmuştur.

Bugüne ve son gelişmelere gelince....

Bayır ve Bucak Türkmenleri Hatay’a bağlı Yayladağı’nın hemen güneyindeki Türkmendağı’nda ve çevresinde yaşamaktadırlar. Buradaki Türk nüfus muhalif güçler tarafında kabul edilmektedir. Bir başka ifade ile Esed rejiminin baskısına, IŞİD’in vahşetine ve PYD’nin muhtemel işgaline karşı direnmektedirler de denilebilir. Baskıdan uzak ve milli benliklerini koruyabilecekleri bir idare altında yaşamayı arzu etmektedirler.

Hâlihazırda Esed yönetiminin Türkiye ile neredeyse sınırı kalmamıştır. Sadece Lazkiye bölgesinde Bayır ve Bucak Türkmenlerinin yaşadığı bölgenin batısında küçük bir alan rejim güçlerinin elindedir ve Türkiye ile sınırdır. Bayır ve Bucak Türkmenlerinin yaşadığı bölgede IŞİD ve muhalif güçler olmadığına göre, Rusya ve rejim güçlerinin bölgeye ilgisi Türkiye ile olan sınırlarını genişletme arzusundan kaynaklanmaktadır. Bölgedeki Türkmen nüfusun bir şekilde o bölgeden kaldırılması, buranın Esed yanlısı güçlerce iskân edilmesi anlamına gelmektedir. Onun içindir ki, Şii Lübnanlı Hizbullah milisler ve Marksist-Leninist militanlar, Türkiye’den de giden eski tüfek Marksist-Leninistler’in yönlendirmesi ile boyunlarında Hizbullah atkıları ile Türk bayraklarını “ayakları altına alarak” pozlar vermektedirler. Bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile sorunu olan unsurlar kendilerince bu karışıklıktan istifade ederek adeta geçmişin rövanşını alma hesabını yapmaktadırlar. Esad ve Rusya’nın Türkmenlere zarar vermediği, sadece El Nusra ve El Kaide militanlarını avladığı görüşlerinin sağlam bir dayanağı da yoktur. Bu konuda eğer yaşanan bir bilgi kirliliği varsa taraflarca bunun açık ve net bir şekilde ifade edilmesi lazımdır. Türkmenlerin ateş altında olmadıkları ve kendilerine dokunulmadığı konusunda ikna edici beyanları yoktur. Bayır-Bucak Türkmenleri zulüm görsünler veya görmesinler, Türkiye için stratejik öneme haizdirler ve asla dikkatten uzak tutulmamalıdırlar.

Kuzey Suriye’de bir oldubitti ile fiili olarak kurulan PYD kantonu ve IŞİD’in kontrolü altındaki bölgelerin, Akdeniz’e açılması için rejim güçleri ile aralarındaki tek güç Bayır-Bucak Türkmenleridir. Bu alan muhalif güçlerin dışında PYD veya IŞİD’in kontrolüne girerse, rejim güçleri bahse konu unsurlarla karşı karşıya gelecektir. Bu sebeple rejim güçleri kadar muhalif güçler tarafından da bölge stratejik öneme haiz bir hale gelmektedir.

Aslında Suriye’de bugün neredeyse “at izi it izine karışmıştır”. Rejim güçleri de, muhalifler de, bu karışıklık ortamından özerk ve sonrasında etnik ve mezhebi temelli devletler kurmaya çalışanlar da kırk yamalı bohça gibidirler. Bölgede fiili olarak bulunan Rusya’nın dışında ABD, Fransa, İngiltere, İran, Türkiye ve hatta bugünlerde Rusya’ya destek olacağını açıklayan Çin de menfaatleri ve güvenlikleri açısından meselenin içindedirler. Bunların yanında; PYD, IŞİD, El Nusra, El Kaide, Hizbullah, DHKP-C, Marksist-Leninist örgütler, değişik ülkelerden gelen küçük çaplı milis güçler bulunmaktadır. Bu karışık ortamdan 2016 yılında başlayacak ateşkes süreci sonunda toprak bütünlüğünü muhafaza etmiş bir Suriye’nin çıkması mümkün gözükmemektedir. Bu sebeple taraf devletler ve güçler kendi menfaatleri ve güvenlikleri için en kârlı sonucu almanın mücadelesini yapmaktadırlar.

Türkmendağı ve çevresinin Esed güçleri tarafından kontrol altına alınması, masaya otururken Esed’in elini güçlendirecek ve mevcut durum üzerinden görüşmelere başlanacağı için bu durum Türkmenler ve dolayısıyla Türkiye’nin aleyhine olacaktır.

Bayır-Bucak Türkmenlerinin Hatay’ın güneyindeki varlıkları, 1921 Ankara Anlaşması ile aslında bir anlamda Türkiye’nin garantörlüğüne bağlanmıştır. Bu anlaşmalar çerçevesinde Türkmenlerin kendi kültürlerini yaşamaları ve dillerini kullanmaları, Türkiye’nin güvenliği ve uluslararası itibarı bakımından da büyük önem arz etmektedir. Bunun ötesinde devletlerarası münasebetlerde hamaset ve duygusallığa yer olmamasına rağmen, Türk kamuoyunun Türkmenlere karşı sempatisi ve onların meselesine duyduğu hassasiyeti de elbette dikkate alınmalı ve olumlu karşılanmalıdır. Türkiye, güney sınırlarımızda oluşan Kürt kantonuna engel olamamıştır. 21. yüzyıl dünyasında sınırların ve yeni idari yapılanmaların etnik, dini ve mezhebi temelli olarak yapılandırılması teorik olarak doğru değildir. Doğru olan, demokrasinin tam olarak uygulandığı ve insanların iradeleri ile ortaya çıkan yönetimler ve buna bağlı sınırlar çizmek olmalıdır. Bu mümkün değil ise o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti de kendi menfaatleri doğrultusunda haklı olarak masaya Türkmen kartını koymalıdır.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken tam da Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, “sınırlarımızı ihlal eden kim olursa olsun vurulacaktır” beyanının bir gün sonrasında, defalarca uyarılmasına rağmen, bir Rus savaş uçağı Türk hava sahasını hem de Bayır-Bucak Türkmenlerinin yaşadığı Türkmendağı bölgesinde ihlal etmişse, o uçağın düşürülmesinden başka yapılacak bir iş yoktu ve gereği yapılmıştır.

Eğer bir ihlal olmuşsa, bu ihlalin mesafesi ve süresi Suriye’nin bugünkü siyasi konjonktürü gereği dikkate alınamaz. Bu konuda gösterilecek en küçük bir tolerans daha büyük olumsuz sonuçlar doğurabilecek ihlalleri arkasından getirebilirdi. Nitekim yapılan açıklamalar gösteriyor ki, daha önceden de birbiri ardınca birçok ihlal yapılmış, bu ihlaller cevapsız kalınca arkası kesilmemiş ve bu noktaya gelinmiştir. Angajman kuralları gereği sınırdan 5 mil uzakta vurma hakkı olmasına rağmen, Rus uçağı Türk hava sahası içinde vuruldu ise bundan sonrası Rusya’nın sorunudur.

Bugüne kadar yapılan yorum ve değerlendirmelerde de maalesef bir birliktelik yoktur. Elbette ki bu konunun kamuoyuna yansımayan ve yansıması da beklenmeyen devlet sırrı sayılabilecek görünmeyen bir yüzü vardır. Soru işaretleri çoktur. Ancak ne olursa olsun ortaya çıkan bu fiili durum karşısında verilen karar isabetlidir diye değerlendiriyorum. Kamuoyu, basın, siyasi partiler, hükümet ve genelkurmay bu konuda farklı bir ses çıkarmamalı millî bir duruş sergilemelidir. Bu durum daha sonra yaşanacaklarla ilgili bir olumsuzluk olarak değil, aksine güçlü bir dayanak noktası olarak da kullanılabilir.

Rusya kendi menfaati için Suriye’de bulunmayı nasıl ki kendince haklı görüyorsa, Türkiye de kendi güvenliği ve millî menfaati için Bayır-Bucak Türkmenlerine en azından insani yardım yapmada ve sınırlarını bir santimetre kare bile ihlal eden her unsuru bertaraf etmede o kadar haklıdır. Büyük ülkeler ülkelerini sınırlarının ötesinde koruyacak savunma hatları oluşturarak bertaraf ederler. Bu sebeple Türkiye’nin bu fiili durum karşısındaki icraati; güçlü, kararlı, ilkeli, gücüne güvenen, ne yaptığını bilen ve sorumluluk sahibi büyük bir devlet tavrı olarak değerlendirilmeli ve bu tavır hafifletilmeden devam ettirilmelidir.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.