EĞİN DEDİKLERİ


 EĞİN DEDİKLERİ

Geçen Ramazan Bayramı’nı ailem ve sevgili dostum Murat Kuşçubaşı’nın ailesiyle birlikte Kemaliye’de geçirdik. Kemaliye Meslek Yüksekokulu Fırat Üniversitesi’ne bağlı olduğu zamanlarda mezuniyet veya açılış törenlerine katılmak için buraya bazı kısa süreli ziyaretlerim olmuştu. Bu sefer Kemaliye’yi tanımak, anlamak ve bir anlamda yaşamak gayesiyle daha farklı bir seyahat planladık.

Malumunuz Kemaliye’nin eski ismi “Eğin”dir. Bu isim 22 Ekim 1922 tarihinde Mustafa Kemal’in adına izafeten “Kemaliye” olarak değişmiş. Elazığ’a 143 kilometre uzaklıkta olup yaklaşık 2,5-3 saatlik bir yolculuk sonrasında rahat sayılabilecek bir ulaşım sağlayabiliyorsunuz.

Yol güzergâhı tarihi ve doğal güzellikleri görmeniz için birçok imkân sunuyor. Keban Barajı ile karşılaştıktan sonra yolculuğunuz bir anda çok keyif alacağınız bir kültür gezisine bürünüyor. Arapkir’den sonra Dutluca Nahiyesi sınırlarında yoldan üç kilometre içeride dik bir yamaçta bulunan Hıdır Abdal Sultan türbesinin bulunduğu “Ocak” köyüne mutlaka uğramalısınız. 700 sene önce Seyyid Hıdır Abdal Zaviyesi’nin etrafında kurulan bu Alevi-Türkmen köyünde, insan-ı Kâmil olmayı her şeyin üstüne koyan aydın yüzlü insanlar tarafından son derece misafirperver ve candan karşılanıyorsunuz. Köyde bir müze, konukevi, cem evi ve cami bulunuyor. Buraları rahatlıkla gezebilir, size refakat eden birisinden detaylı bilgiler alabilirsiniz. Türbenin bulunduğu alandaki asırlık ağaçlar köye ayrı bir hava katıyor. Ocak köyü burada kelimelerle anlatamayacağım bir sevgi, hoşgörü ve kardeşlik iklimine ev sahipliği yapıyor. Yolu düşenlerin mutlaka uğramasını özellikle tavsiye ediyorum.

Ocak köyünden sonra yol tam bir doğal güzellik ve renk cümbüşüne dönüşüyor. Baraj gölü ve bir müddet sonra Karasu’yu takip ediyorsunuz. Virajlı ama tablo gibi nefis manzaralı bir yoldan Kemaliye’ye ulaşıyorsunuz. Konaklama için üç otelin yanısıra bazı özel konukevleri bulunuyor. Biz iki aile bu konukevlerinden birinde kaldık. Osman Bey ve eşi Hatice hanımın işlettiği konukevi ağaçlıklar içerisinde doğayı hissedebileceğiniz, bahçesinde çardağı ve çeşmesi olan şirin bir yerdi. Kemaliye’ye girerken solda ağaçlıklar içerisinde küçük bir derenin aktığı “Çerez Büfe”de yemek yiyebilir, odun ateşindeki semaverde demlenmiş çayınızı serin bir ortamda keyifle içebilirsiniz. Kemaliye’ye uğrayanların burada mutlaka birkaç saat geçirmeleri ruhen ve bedenen dinlenmelerini sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Kemaliye merkezde dolaşıp her evin kapısında farklı bir tarzda ve nakışta yapılmış el yapımı kapı tokmaklarını inceleyebilirsiniz. Hatta bu işi rakipsiz olarak yapan Demircioğlu Geleneksel Kapı Tokmakları İmalathanesi’nden yüksek fiyatını umursamazsanız satın alabilir, ahşap bir tabla üzerine monte edilen bu tokmakları evinizin bir köşesine asabilirsiniz. Evler dokuyu bozmayacak şekilde genellikle dış cepheleri ahşap olarak yapılmış. En önemlisi tabelaların neredeyse tamamı ahşaptan ve ilçenin dokusuna son derece uygun bir tarzda tasarlanmış. Birçok yerde gördüğümüz ve meşrubat firmalarının logosunun bulunduğu ciddi bir görüntü kirliliği yaratan tabelalar burada neredeyse yok gibiydi.

Kemaliye merkezi tam bir kültür, tarih ve doğa temaşası yaşatıyor insana. Sokaklarında gezerken uğradığınız herhangi bir esnaf bıkmadan size istediğiniz her türlü bilgiyi fasih bir Türkçeyle dakikalarca anlatabiliyor. Geçen yıl izleyici rekorları kıran “Düğün Dernek” filmi burada çekilmiş. Filmde Sivas ve Divriği diye bahsedilen birçok yer aslında Kemaliye imiş. Çarşıda veya mahallerde gezerken aniden karşınızda filmden aşina olduğunuz bir mekân çıkabilir. Mesela Tüpçü Fikret’in dükkânı filmdeki gibi aynen faaliyetine devam ediyor. Kadıgöl ve daha birçok mekânı filmden hemen hatırlıyorsunuz.

Kemaliyeliler memleketlerini unutmamışlar ve irtibatlarını kesmemişler. Ülkenin farklı şehirlerinde yaşayanlar yılın belli dönemlerini burada geçiriyorlar. Kimse evini, bahçesini veya herhangi bir gayrimenkulünü satmayı asla düşünmüyor.

Dut, ceviz ve baldan yapılmış “Lök” denilen ve Elazığ’da “dutunu” denilen şekerlemeye benzeyen tatlıyı “Lökhane” denilen otantik bir mekândan temin edebilirsiniz. Ceviz, badem ve baldan yapılmış  “beşateş” denilen şekerlemeyi de yine Lökhane’den alabilirsiniz. Yemekten laf açılmışken; merkezdeki Bozkurt Otel’in restoranı günün her saatinde hizmet veriyor. Daha mütevazı Cumhuriyet Lokantası’nı bir aile işletiyor. Evin hanımı günlük nefis yemekler yapıyor. Mesaileri yaptıkları yemeğin bitmesine kadar devam ediyor. Yemekleri bitince de lokanta kapanıyor.  Güleryüzlü ve son derece kibar insanların bu şirin mekânında lezzetli yemekler yiyip, keyifli ve huzurlu dakikalar geçirebilirsiniz. Kadıgölü civarında ve Lökhane’nin üst kısmında Kadı Sofrası denilen mekânda da yöresel yemekler yapıldığından bahsedildi ama biz ziyaret edemedik. Gidiş veya dönüşteki zamanınızın uygunluğuna göre Arapkir’de tandır kebap yemeden geçmemelisiniz.  Keban’da balık yemek ise size kalmış.

Kemaliye’ye gidip te “Karanlık Kanyon” ve “Taşyol”u görmeden ayrılmamalısınız. İlçe merkezinde kanyona tekne turu organize eden şirketten rezervasyonunuzu yaparsanız, her tekne için azami 20 kişiye ulaştıklarında sizi arayıp Karanlık Kanyon turunu gerçekleştirmenizi sağlıyorlar. Dünyanın ikinci uzun ve yüksek kanyonu olarak ifade edilen bu kanyonun kenarında elli yıldan fazla bir sürede adeta dağları delerek yapılan Taşyol’u da hem Karasu’dan tekne ile hem de bizatihi yoldan yaya veya aracınız ile ilerleyerek keşfedebilirsiniz. “Yarasa adam” denilen sporcular festival günlerinde bu kanyonun yaklaşık 500 metre üzerine çekilen çelik halatla bir kafes içerisinde kanyonun üzerine gelip atlayış yapıyorlarmış. Aynı sporcular Zincirli Kaya’nınyukarısında bulunan yamaçtaki bir platformdan da ilçeye doğru atlayışlar gerçekleştirmişler. 20 Temmuz günü başlayan şenliklerde bu atlayışları gerçekleştirenlerden Amerikalı bir sporcunun bu satırları yazdığımız günlerde paraşütünün açılmaması sonucu Karasu’ya çakılarakmaalesef hayatını kaybettiğini de üzüntüyle öğrenmiş olduk.

Seyit Ali Parkı’ndan, Kayabaşı’ndan ve Kırkgözeler tepelerinden; Kemaliye’nin değişik cephelerden eşsiz manzarasını görüp fotoğraflayabilirsiniz. Buralarda soluklanıp çay veya kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Kadıgölü, Apçağa Köyü, ilçedeki tarihi camiler ve diğer birçok yer gerçekten görülmeye ve gezilmeye değer. Ali Demirsoy hocanın yüksekokul bünyesinde kurduğu Doğa Müzesi de mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer olarak söyleniyor.

İlçede hiç mi eleştirilecek bir şey yok diye sorarsanız. Sadece yön levhalarının yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Yollar coğrafi konumdan dolayı çok dar ve eğimli olduğu için bir trafik düzenlemesi yapılarak tek yöne düşürülebilir. Bu kadar kusur da kadı kızında da bulunur deyip geçelim.

Sözü fazla uzatmadan şunu söylemek isterim. Kemaliye tarihi ve kültürel zemini sağlam, medeni, vatanperver ve hoş insanların yaşadıkları müstesna ilçelerimizden biri. Bir hafta sonunuzu Kemaliye seyahati yaparak değerlendirebilirsiniz. İnanın pişman olmayacaksınız ve türküdeki gibi “Eğin dedikleri küçük” ama “güzel bir şehirmiş” diyeceksiniz.

Bu arada; “ülkede bu kadar olay oluyor, daha farklı şeyler yazmanızı beklerdik. Şimdi tabiatın, otun, böceğin zamanı mı ya hu!” diye düşünüyor olabilirsiniz. Açıkçası, “dememiş miydim?” dememek için yazmayı uygun bulmadım. Korkarım ki bunlar iyi zamanlarımız. Allah daha beterinden saklasın, ülkemizi ve milletimizi korusun diye dua edin. Şimdilik sadece bunları söyleyebilirim.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.