MUHTAR EMMİ


 MUHTAR EMMİ

Muhtar deyince aklımıza ilk gelen köy veya mahalle olur. Çünkü her köyün ve mahallenin bir muhtarı vardır. Muhtarlar bir anlamda köy ve mahalle yönetimlerinin başı, yani devletin temsilcileridir. Muhtar olabilmeniz için yerel seçimlerde bağımsız olarak aday olmanız gerekir. Yani bir siyasi partiden aday olamazsınız. Bir siyasi parti de sizi aday gösteremez. Köy veya mahallede, özellikle de köylerde muhtarların siyasetin dışında tutularak seçilmesi, daha sonra yapılacak ortak birtakım faaliyetlerin sorunsuz yürütülmesi için doğru bir uygulamadır.

Eskiden muhtarlık pek de revaçta değildi. Ağa veya şeyhlerin etkin olduğu köylerde ya onun sözünden çıkmayan biri veya bizzat ağa veya şeyh muhtar olurdu. Ya da sözüne itibar edilen emin birisi muhtar seçilir ve olağanüstü bir durum olmadıkça uzun bir süre muhtarlık görevini yürütürdü. Herkes muhtar adayı olmazdı. Muhtarlık aklı ve yaşı kâmil insanların işiydi. Yeni yetmelerin aklından bile geçemezdi.

Eski muhtarlar ciddi adamlardı. Mühürletmeniz gereken bir evrakınız varsa muhtar emminin aynı zamanda muhtarlık bürosu olarak da kullandığı bakkalı, kasabı, manavı vs. dükkânına gidip orada işinizi hallederdiniz. Tabi bulabilirseniz. Muhtar emmi sebze haline, camiye, eve yemeğe gitmişse o zaman çaresizce gelmesini bekler dururdunuz. Çatık bir kaşla gelen muhtar emmi çok fazla konuşmadan evrakınızı alır, gözlüğünü takarak uzaktan bir inceler, “nereye vereceksin bunu?” diyerek usulen bir soru sorardı. Sonra sekiz düğmeli yeleğinin cebinde deri bir muhafaza içinde olan muhtarlık mührünü çıkarır, küçük ıstampasına bastırır, mührü üfler ve evrakın böğrüne basardı. Evrak fotoğraflı ise bir mühür de fotoğrafın üzerine nakş ederdi. İmzalar da çoğunlukla iki çizgiden ibaret olurdu. Evrakınızı mühürledikten sonra “borcum ne kadar muhtar emmi?” diye sorduğunuzda, sizinle göz göze gelmemeye dikkat ederek, “borcun yok yavrum, babana selam söyle” derlerdi. Belki de, “adam gözümün içine bakıyor ki para vereyim” diye bir şey aklımızdan geçmesin diye gözlerini kaçırıyorlardı. Kim bilir!...

Çocukluk ve gençlik yıllarımda benim tanıdığım muhtarlar hep böyleydi. İcadiye Mahallesi’nin kesintisiz 27 yıl muhtarlığını yapan rahmetli Hayrettin Katı eski sebze halinde bakkallık yapardı. Mahallelinin kaydını tuttuğu dosyalar ise kızı Hatice hanımın ifadesine göre evde saklanıyormuş. Tereddütlü bir konu olduğunda evi arayıp “kızım hele şu kişiye bir bakın, kaydı var mı?” diye sorarmış. Mahallenin hırlısı, hırsızı, arsızı her şey muhtar emmiden sorulurdu. Bir eve herhangi bir sebeple baskın yapılacaksa veya boş bir evin kapısı polis marifeti ile açılacaksa, komiser amca muhtar emmiyi almadan gitmezdi.

Muhtarlar uzun süre görev yaptıkları için aileleri de bu sıfatları ile anılırdı. Allah rahmet eylesin Rızaiye mahallesinin uzun yıllar muhtarlığını yapan Muhtar Hacı Nuri emminin ailesi bugün de “Muhtar Hacı Nurigil” diye tanınmaktadırlar. Çocukları için de aynı şey geçerlidir. Mesela sevgili hocam İbrahim Demirel, “Muhtar Hacı Nuri’nin oğlu İbrahim Demirel” olarak daha iyi tanınır.  

Eskinin o hesapsız, içten pazarlıksız, mahallelinin veya köylünün düğününe, cenazesine, hastalığına en önce yetişen o muhtar emmileri bugün aramıyor değil insan. Uzun yıllar hiçbir maaş almadan bu işi yürütmüşler, veren olursa cüzi bir mühür parası almışlar o kadar. Bugünkü muhtarlarımız da elbette aynı hasletlere sahiptir. Hepsi de mutlaka çok değerli insanlardır. Hiç bir sözümüz yok ama lütfen alınıp gücenmesinler, eskiye olan özlemimizden mi nedir? bilinmez, bizim eski muhtarlarımız bir başkaydı sanki.

Bugün muhtarlık başka bir formata büründü. Kalabalıklaşan nüfus ve gelişen teknoloji değer yargılarını da değiştirdi.  Seçimlerde sandıkların önünde muhtarlık pusulaları dağıtıp sizi yakın markaja alan bir sürü insan görüyorsunuz. Bir kısım muhtarlar seçim propagandalarını bir siyasi partiye endeksli olarak yürütüyorlar. Hatta o siyasi partinin amblemini pankart veya afişlerine koydurmaktan bile çekinmiyorlar. Seçilince de haliyle o yönde bir tavır geliştiriyorlar. Bunlar kötü örnekler. Hepsinin aynı tavrı gösterdiğini söylemek mümkün değil tabi. Ancak şimdilerde eskisinden daha itibarlı adamlar vesselam. Ankara’ya gittiğimizde hepimizin “keşke bir girip gezebilsek” diye önünden geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni en erken muhtarlarımız tanıdı. Artık sözlerine; “Sayın Cumhurbaşkanımızla Külliye’de yaptığımız toplantıda…” diye başlayıp, “…orada da bu konuyu dile getirdim” diye bitiriyorlar. Çayını kahvelerini içip dönüyorlar. İtibar edilen kişiler olduklarının farkına vardıkları için de toplantılarda hararetle fikirlerini yüksek sesle dile getirmekten çekinmiyorlar. Muhtarlarımız artık eskisi gibi, bir devlet büyüğü bir köye gideceği zaman kuzu kesip yemek hazırlatan adam pozisyonundan çıktı, haklı olarak itibarını aldı ve “mühim adam” pozisyonuna geçti.

Cumhurbaşkanımız bazen herhangi bir konu ile ilgili ilk bilgileri rutin toplantılarda muhtarlarımıza veriyor. Hatırlarsanız şu meşhur 1128 akademisyenin hazırladıkları bildiriyi bile Cumhurbaşkanımız muhtarlarla yaptığı rutin toplantıda duyurmuş ve o akademisyenleri muhtarlarımıza şikâyet etmişti. En azından ben o toplantıdaki konuşmadan duymuştum.

Cumhurbaşkanımızın muhtarlarla yaptığı bu toplantıları gayet isabetli bir uygulama olarak görüyorum. Zira toplumun nabzının tutulabileceği en iyi yerlerden biri de muhtar ve muhtarlıklar. Türkiye’de 53.403 muhtarın olduğunu, bunların 36 bininin köy, 17 bininin ise mahalle muhtarlarından oluştuğu dikkate alınırsa; anlama, anlaşılma ve anlatma konusunda iyi bir potansiyel oldukları daha net anlaşılacaktır. Kadın muhtar sayımız ise maalesef çok düşük, sadece 390. Muhtarlar artık müstakil bürolarında hizmet veriyorlar. Yani eskiden olduğu gibi evraklarınız muhtar kasap ise et, bakkal ise peynir, baharatçı ise nane kokmuyor.  Fena bir maaş da almıyorlar. Emekli olmuş isen muhtarlık iyi bir ek gelir ve iştigal alanı olarak görülüyor. Nitekim çoğu muhtarımız böyle.  Mühür parası almak yasal olarak yok ama özellikle büyük şehirlerde “kağıt parası, toner parası vs.” sebeplerle alındığı dillendiriliyor

Sosyal yardımlaşmadan yardım alacaksan önce muhtarın evet demesi lazım. Yeşil Kart almanız muhtarın oluruna bağlı. Dolayısıyla muhtar seni bilecek, sen muhtarı bileceksin. Seçmen kütüklerin orada askıya çıkacak. Seçmen kartını oradan alacaksın. Nüfus ve vatandaşlık işlerin muhtarın bilgisayarına işlenecek. Yani vatandaşın devletle temas edeceği ilk yer muhtarlıklar. Devlet muhtarını, muhtar da vatandaşı hoş tutacak ki her şey çok daha güzel olsun. Milletimizin her ferdi gibi muhtarlarımız da içtiği bir fincan kahvenin hatırını unutmayacak kadar vefalı oldukları için devletinin yanında olduklarını elbette gerektiğinde en güzel şekilde gösteriyorlar ve göstereceklerdir.

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.