OSMANLICA ÜZERİNE’


Cumhurbaşkanının ortaöğretimde Osmanlıca dersleri konulması ile ilgili geçtiğimiz aylardaki beyanı ülke gündemini uzunca bir süre işgal etmişti. Bu dersin zorunlu veya seçmeli olarak okutulması veya gerekli olup olmadığı konusu tartışılıp durdu. Bir kesim konuyu irdelemeden hemen konuyu sahiplendi. Bunun bir ifadesi olarak, Başbakan bir toplantıda eski yazı bir pankartla selamlandı. Şehrimizdeki bir esnafımız da tabelasını Arap harfleri ile yazılmış olarak değiştirdi. Bazı çizer takımı da -onlara yazar demek açıkçası içimden gelmiyor- sanki ilahi bir emirmiş gibi hemen konuyu sahiplendi ve kıt bilgileri ile Osmanlıcanın bırakın ders olarak okutulmasını, şimdiki alfabeden çok daha iyi ve kullanışlı olduğunu belirterek acilen eski yazıya dönmemiz gerektiğine vurgu yaptılar.

Osmanlıca öğrenmek veya öğretmekten kasıt, Arap alfabesini veya bir başka ifade ile Osmanlı dönemindeki yazıyı öğrenmek veya öğretmek ise bunun adı Osmanlıca eğitimi olmaz. Osmanlıcayı öğrenmek demek bu dönemde eski yazıyla yazılmış arşiv belgelerini, klasik kaynakları, edebi metinleri okuyup-anlayabilme olmalıdır.

Osmanlı Türkçesinde sadece Türkçe kelimeler yoktu. Arapça, Farsça, eski Türkçe ve batı dillerinden kelimler de çokça mevcuttu. Dilin özelliği kullanım alanına göre  farklı şekiller alabiliyordu. Edebi ve tarihi metinlerde Arapça ve Farsça kelimeler daha fazla idi. Resmi yazışmalar, Divan-ı Hümayun kararları ve beratlar daha anlaşılabilir bir Türkçe ile yazılıyordu. Vakfiyeler, mezar taşları ve kitabelerde de Arapça kelimeler yoğunlukta idi. Yani alfabeyi öğrenseniz bile, Osmanlı döneminde yazılmış herhangi bir belgeyi anlayabilmeniz için bahse konu diğer dillerdeki kelimlere de aşina olmanız gerekir.

Arap alfabesi kaynaklı eski yazının Osmanlı uygulamasındaki en bariz farklılığı harekesiz yazılmasıdır. Yani uzun okunmayacak sesli harfler Arapçada hareke denilen (üstün, ötre, esre gibi) işaretlerle belirlenir. Osmanlı kullanımında bu harekeler yoktur. Türkçe kelimeler mümkün olduğunca o sesi verecek harflerle yazılır. Burada sesli harflerin karşılığı olan harfler ise uzun okunmaz. Yani “olan” kelimesini “olân”, “olup” kelimesini “olûp” diye okuyamazsınız.

Bunun dışında Osmanlıca yazılmış belgeleri okumak ayrı bir ihtisas gerektirir. Özellikle arşiv vesikalarının okunması uzun yılların sonunda oluşacak bir bilgi birikimi ile ancak becerilebilir. Yazıların farklı karakterlerle yazılması da işin cabası. Divani hatla ve siyakat rakamlar ile yazılmış belgeleri okuyup yazmak Osmanlı döneminde bile sınırlı sayıdaki belli bir sınıfın yapabileceği bir işti. Yüzde yüz doğru okuma oranı ise neredeyse imkansızdır. Birçok kelime aynı harflerle yazılmasına rağmen, farklı şekillerde okunabilir ve farklı anlamlarla yüklüdür. Bu işin tek yolu ise kullanım yerindeki anlamını belgenin içeriğinden ve cümlenin gelişinden çıkarmakla ilgilidir. “Bu gün baba oldu” cümlesi “Bu gün baba öldü” şeklinde de okunabilir. Kel-gel, ol-öl-evvel, kul-kol vb. birçok kelime aynı harflerle yazılır. Yani Osmanlıca kullanımda her sesin karşılığı farklı bir harf yoktur. O, ö, u, ü harfleri kelime başında “elif” ve “vav” harfleri ile verilir. Burada artık alfabeden çok dil bilgisi devreye girer ve hangi okuma ile anlam yakalanacak ise o tercih edilir.

Bütün bu durumlar Latin alfabesi ile yazılan bir metin için geçerli değildir. Yeni harflerle yazılan bir metni anlamazsanız bile doğru yazıp okuyabilirsiniz. Eski yazıda okumakla yazmak ayrı ayrı eğitim ve beceri ister. Eski yazıyı okuyup ta yazamayanların sayısı oldukça fazladır. Yani okurluk ve okur-yazarlık ayrı ayrı şeylerdir. Bu durum yeni harfler için daha düşük seviyelerdedir.

Bu yönleri ile düşündüğümüz zaman, eski yazı ile okuyup yazmanın çok daha zor olduğu bir gerçektir. Bu sebepten dolayı olmalıdır ki, 1927 yılına gelindiğinde yani harf değişiminden hemen önceki yılda okuma-yazma oranımız ancak yüzde 11 idi. Cumhuriyet devrinde okuma-yazma oranı özellikle son 25-30 yıldaki önemli hamleler ile yüzde 90’ları geçmiştir. Eski yazı ile devam edilseydi de okuma-yazma oranı elbette artacaktı ama bu derece yüksek olmasını beklemek iyimserlik olur. Osmanlıca metinler ile neredeyse 30 yıldır iştigal eden alanında yetkin birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki halen daha bir belgeyi ilk elime aldığımda deliksiz okuma şansım çok az. Bu durum dili ve alfabeyi günlük hayatınızda kullanmamakla ilgili de olabilir. Geçen günlerde bu konuda üst seviyede eğitim görmüş, eski yazı belgelere dayalı olarak yüksek lisans tezi yapmış ve hat sanatı ile ilgili bir dostum beni arayarak eski yazılı metinleri okumada güçlük çektiğini ve bu durumun kendisini üzdüğünü beyan etti. Ben de üzülmemesi gerektiğini ve bu durumun doğal olduğunu söyledim.

Harf inkılabının üzerinden neredeyse doksan yıl geçti, Artık eski yazı ile okumaya yazmaya başlamış kuşak neredeyse kalmadı. Şimdiki kuşak ağırlıklı olarak yeni harflerle okudu, yazdı ve eğitim aldı. Bu vakitten sonra, “yeniden eski harflerle okuyup yazalım” demek, tabiri caiz ise abesle iştigal olur. Bir yanlış yapıldı ise bu yanlışı ikinci bir yanlışla düzeltmek doğru değildir. Osmanlıca öğrenilmesi konusunda gereklilik görenlerin kastettiği de alfabe değişikliği değil diye düşünüyorum. Mesela, “Star Yöresel Ev Yemekleri”, “Simit City”, “Cafemania” tabelanızı eski yazıyla yazarsanız, dilini değiştirmiş değil sadece alfabesini değiştirmiş olursunuz. Bu da maksadı karşılamaz.

Peki Osmanlıca eğitim gerekli midir?

Bence elbette gereklidir. Özellikle tarih, edebiyat, hukuk, felsefe, ilahiyat eğitimi alacakların ve bu alanları meslek edinmek isteyenlerin orta öğretimde seçmeli olarak Osmanlıca dersleri alması faydalı olacaktır. Özellikle arşiv kaynaklarının okunup, çevirilerinin yapılarak herkesin bilgisine ve istifadesine sunulması bir mecburiyettir. Bunun yolu ise herkese birkaç yıl haftada birkaç saat Osmanlıca öğretmek değildir. Bu konuda bir uzmanlar grubunun yetişmesi, Tarih, Edebiyat ve Arşivcilik bölümlerinin güçlendirilmesi ile gerçekleşebilir. Özellikle Tarih ve Arşivclik bölümleri mezunları iyi seçilir ve iş kaygıları ortadan kaldırılırsa yeterli derecede yetişmiş eleman sağlanacağını ve eski yazılı kaynaklarımızı günümüz bilgi dağarcığına aktarabileceğimizi düşünüyorum.

Ortaöğretimde bu dersleri kim verebilir? derseniz, bu işten beklenen ne ise ona göre değişir derim.

Eğer siz eski yazılı edebi metinleri; Fuzuli’yi, Baki’yi, Nedim’i veya 1928 yılına kadar yazılmış edebi metinleri okutmayı hedefliyorsanız, o zaman Edebiyat bölümleri mezunları bu işte daha uygun olabilir.

Ben eski yazılı dini metinleri okumayı ve okutmayı hedefliyorum diyorsanız bu halde İlahiyatçı veya Arap Dili ve Belagati uzmanları uygun kişilerdir.

Ancak siz, bin yıllık tarihimin kaynaklarını, Osmanlı arşiv belgelerini okuyup anlayabilecek nesiller yetiştirecek bir eğitim vereceğim diyorsanız, ben de bunun tek adresi Tarih ve Arşivcilik bölümleri mezunlarıdır derim.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.