SANA NE!..


 SANA NE!..

Düşündükçe, mutsuz oluyorum.

Okudukça, ne kadar cahil olduğumun farkına varıyorum.

Sorguladıkça, toplum olarak suçlu olduğumuzu anlıyorum.

Eleştirdikçe rahatsızlık veriyorum…

Yazıyorum ancak beynimi ve kalemimi başkalarının fikrine ve beynine ram etmediğim için birilerini mutsuz ediyorum.

Okumaz, düşünmez, yazmaz, sorgulamaz ve eleştirmezseniz; bunu becerebilirseniz, hayat sizin için kesinlikle daha rahat, daha huzurlu olacaktır. Bundan emin olun.

Keşke bazı şeylerin farkına varamazsak, keşke her şeyi biliyorum deyip hiç okumasak, keşke bazı şeyleri sorgulamasak ve eleştirmeyi düşünmesek.

Ne güzel olurdu değil mi?

“Ben bir sosyal bilimci ve akademisyen olarak zihnimdekileri ve birikimimi paylaşmak istiyorum. Yanlış gördüklerimi haykırmak istiyorum. Çözüm önerileri sunmak istiyorum”.

“Hayır! Sen susacaksın. Çünkü sen “bizden” değilsin. Senin konuşmaya hakkın yok.”

“Ben hiç kimseden değilim. Sadece doğru bildiklerimi paylaşmak istiyorum. Haktan, hukuktan, adaletten, birlikten, kardeşlikten yanayım”.

Mesela; Çayda Çıra Kavşağı’ndaki “Fatih Celayir Alt Geçiti”nin adı “Şehit Fatih Celayir Alt Geçiti” diye yazılmamış. Neden?!. Merak ediyorum.

“Sana ne kardeşim! Bu senin mi vazifen? Bırak başkaları düşünsün”.

Olur mu? Bu beni rahatsız ediyor. Bu kardeşimiz şehit olduğu için adı oraya verildi. O zaman “Şehit” ibaresini yazmaktan imtina etmemek lazım.

Üstelik o alt geçit yapılırken, Fatih annesine; “Buraya keşke bir şehidin adı verilse” diye bir vasiyette bulunmuş adeta. Anasının feveranı, aslında oğlunun vasiyetini yerine getirmekmiş. Şimdi bunları bilip te düşünmemek, yazmamak, sormamak olur mu?

Sorma sus. Sana ne!

Ülkenin neredeyse tamamına korku ve endişe hâkim olmuş.

Ne gam…

“Barutun kokusu burnuna düşüp dört bir yanı patlatmak isteyenler” in gördüğü itibarı canınızı sıkıp hiç düşünmeyin. İçinizden sessizce “Meğri, Meğri”yi melodisiyle mırıldanın. Gamınız da, kederiniz de uçup gidiversin.

Cuma namazlarında hutbede siyaset yapılıyormuş.

Kıl namazını çek git. Sana ne!

Elektrik, su faturalarından haksız paralar alınıyormuş.

Öde gitsin. Sana ne!

Bankalar haksız kesintiler yapıyormuş.

Sesini çıkarma. Sana ne! İşine gelmiyorsa kredi alma, kart alma, maaş alma.  

Canlı bombalar şehirlerde geziyormuş.

Senin altında patlarsa o zaman düşünürsün. Sana ne!

Ülkemin etrafı yangın yerine dönmüş. Hiç dostumuz kalmamış.

Düşünme bunları. Sana ne!

Yer isimleri değişiyormuş.

Bırak değişsin. Sana ne!

Türk düşmanlarının isimleri bilinçsizce bir yerlere veriliyormuş.

Bırak verilsin. Sana ne!, Sana ne!, Sana ne!

Kes sesini, otur oturduğun yerde.

Ne! Yine patlama mı olmuş?

Vah vah! Yazık olmuş, gencecik insanlar, canlar ölmüş.

Bana ne sahiden!..

Bana bir şey olmadı nasılsa. İçlerinde tanıdığım kimse de yok. O zaman hadi şöyle güzel bir televizyon programı bulalım da biraz stres atalım. 

“Diriliş” dizisini açalım. İyi gaz veriyor. Onu seyrettikçe ayranım kabarıyor, ülkenin geleceği ile ilgili yapılması gerekenler ve ne yapmam gerektiği konusunda güzel mesajlar(!) alıyorum.

Yoksa Kösem Sultan”ı mı izlesek? Yok yok onu seyretmeyelim. O dizide Osmanlı saray yaşantısı gerçekçi anlatılmıyor.

Ya hu Osmanlı sarayında bu kadar entrika olur mu? Bu hanım sultanlar bir sürü vakıf kurmuşlar, fakir-fukarayı doyurmuşlar, Mekke ve Medine’nin masrafları için şahsi mallarını vakfetmişler. Camiler, medreseler, imarethaneler, darüşşifalar yapmışlar.

“Bre zındıklar! Bu mübareklere dil uzatmak, farklı göstermeye çalışmak ne haddinize sizin!”

Vazgeçtim o diziyi seyretmiyorum. Ecdadımı bu kadar da rencide ettirmem vallahi...

Ayıptır, günahtır. Hangi insan çocuğunu veya kardeşlerini öldürür. Hiç olur mu böyle şeyler. Neymiş efendim? III. Mehmet 19 kardeşini bir gecede öldürmüş. Yetmemiş hamile olma ihtimali olan cariyeleri de öldürüp Sarayburnu’ndan Boğaz’ın serin sularına göndermiş.

Olmaz, olamaz, zinhar olmaz.

Benim hilafet makamını elinde tutan Osmanlı sultanlarım katil olamaz. Uydurma bunlar.

O Harem ne öyle ya! Hanım sultanlar vezirlerin, beylerin, paşaların, iç oğlanların önünde başları, gerdanları açık dolaşıp duruyor. Fesuphanallah… Çarpılacak bunlar vallahi.

Boş verin bütün bunları. Bunlar sizi sarmıyorsa, siz en iyisi mi Survivor’a bakın. Yılmaz Morgül’ün kırmızı ayakkabıları ile yarışması çok hoş değil mi? İnsan deşarj oluyor. Hayatın stersinden, bombaların etkisinden bir anda sıyrılıveriyor.

“3 Adam”, beğenmezsen “Beyaz Show”. Daha neler neler var. Bunlar da tatmin etmiyorsa uhrevi dünya ile ilgili programlara dal. “Öteki Gündem”lerde; Kıyamet’i, Ahiret’i düşün. Büyü, sihir dünyasına dal, majik şeylerle uğraş. Bir şeyler yap işte.

Sakın düşünme, sorgulama, yazma ve eleştirme…

Haddine mi düşmüş senin bu ülkenin geleceğini düşünmek.

Sana ne?!.

Uykunuz mu geldi?

Hadi düşün yatın.

İyi uykular…

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.